Biz Kusurluyuz!

Ferda Demirel

Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, affa müstahak olur (Lem’alar, On Üçüncü Lem’a)”. Said Kürdi’ye ait bu dizeler eşliğinde Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 yılı Cinsiyet Eşitliği Raporu’nun verilerine göz gezdiriyorum. Türkiye, 153 ülke arasında 130. sırada ancak yerini bulabilmiş. Kadınların ekonomiye katılımı, fırsat eşitliği, eğitim imkanlarından istifade etme ve siyasette var olma oranları baz alınarak hazırlanmış rapor. Ne büyük “kusur” değil mi? Ne yazıktır ki, 153 ülke arasında 130. sırada yer almak ve bunu “kusur” olarak görmemek… görsek, itiraf etsek, başarısız olduk desek… Bu alanlardaki eksikler için kafa yorsak, çözümler sunsak… Temenniden öteye geçer mi acaba konuşmalar?

Bu hafta içinde, belki de basında fazla yer bulmayan bir “kusurumuz”a yakinen şahit oldum. Kadınlara yönelik suçlar kapsamında “miras hakkı”ndan mahrum bırakılma hiç ele alındı m, bilmiyorum. Ülkemizde kaç kadın; hangi bahaneler ile; en çok hangi yöremizde babalarından kalan “hak”ı kullanamıyorlar?

Konuştuğum bir çok kişi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde “kadınları miras hakkı”ndan mahrum bırakmanın “doğal” karşılandığını söylüyor. Kanunlara ve Kuran-ı Kerim’e rağmen, hukukun kuralları ve dinin emirleri işletilmiyor…

Benim örneğim Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden, Şanlıurfa’dan. Yörenin ileri gelen ailelerinden birine mensup mağdure. Babasının 3 evlilik yaptığını, öz annelerinin imam nikâhı ile evli kaldığını, yakın zamanda ise bin bir türlü eza ve cefa sonunda Ahiret’e intikal ettiğini söylüyor. 4 kız kardeşler. Kardeşlerden biri, berdel evliliğinin sonucu olarak, baskıyla babalarından kalan miras hakkını almaktan vazgeçirilmiş. Kalan 3 kız kardeş, sosyal baskının da şiddetli olduğu bir ortamda hak mücadelesi veriyor. Dedikodunun, dışlanmanın, tehdidin, yalnız bırakılmanın eşliğinde, adalete ulaşmanın neredeyse imkânsız olduğu bir ülkede, kökleşmiş bir yanlışın kurbanı olmak istemiyorlar. İğneyle kuyu kazmak kaderleri olmuş. Başvurdukları Kadın Hakları Temalı Dernekler : “Biz bu meseleler ile ilgilenmiyoruz.” demişler. Biz de “Ne ile ilgileniyorsunuz”, diye sorsak? Yöreden buldukları avukatları, davalı tarafla samimi pozlar verince sosyal medyada, iyice işkillenmişler. Meslek etiğine hiç de uygun değil ve hakikaten de “güven sarsıcı”.

Babaları 2006’da vefat etmiş. 2008’de ecr-i misil davası açmışlar. Dosya şuan Yargıtay’da. 2020 yılındayız, 2006’dan beri “hak kayıpları” baki. Sonuç almadan geçen her gün, mağduriyeti katlıyor. Soruyor mağdureler; “Geciken adalet, adalet midir?”. Dava ettikleri insanlar; “Güçlünün dediği olur. Biz kazanacağız. Hiç bir şey alamazsınız.” diyecek kadar pervasızlar. O kadar ki, “Şu önemli kişiyi tanıyoruz. Herkes bizim tarafımızda.” sözlerini sürekli tekrar ediyorlar. Biz de “Kim o önemli kişi veya kişiler?” diye sorsak?     

Babalarından kalan tarlalar, dükkânlar, zeytinlikler, fıstık bahçelerinden gözlerinin önünde istifade ediyorlar, üvey kardeşleri.

2018 yılında “destekleme” için müracaat ediyorlar, aldıkları para, masraflarla neredeyse başa baş gidiyor. Zahmeti rahmetinden fazla… ve şikayet edince, desteklemeye de müracaat edilmiyormuş…

Üvey kardeşleri, tarlaları ekip biçiyor, ürünleri kaldırıyor. Jandarma’ya rağmen. Tirajı komik bir durum: Jandarma’dan biri “Siz niye miras istiyorsunuz? Bizde böyle bir şey yok!” diyor.

Ülkemizde “hak aramak” işte o yüzden çok zahmetli. Yetkilisinden tutun yetkisiz insanın zihin dünyasına kadar “hak” kavramının karşılığı yok!

Savcılığa “tehdit edildikleri” gerekçesiyle “suç” duyurusunda bulunuyorlar. “Şahitliğe” kimse çıkmadığı için, şikâyetin “takipsizlikle” sonuçlanması kuvvetle muhtemel. Şahitlik için kimse kılını kıpırdatmıyor ama “Neden miras hakkınızı istiyorsunuz? Vazgeçin bu işten! Ayıptır!” demesini biliyorlar. Bu cümleleri zorbalık yapanlara da sarf ediyorlar mı? Tabi ki “hayır!” Zihinsel durumumuz ve hayattaki duruşumuz hep “güçlünün menfaatine” uygun şekilde kodlanmış, sanki.

Kadınlara yönelik şiddet kapsamında, “miras hakkı”ndan mahrum bırakılmak da eklenmeli! Miraslarını alamadıkları için, kadın olarak ekonomik hayatta var olamıyorlar. Miraslarını alamadıkları için, kendilerinin ve çocuklarının eğitim masraflarını karşılayamıyorlar. Miraslarını alamadıkları için mülk sahibi olamıyorlar. Miraslarını alamadıkları için özel sağlık hizmetlerini tercih edemiyorlar. Miraslarını alamadıkları için tatile gidemiyorlar. Miraslarını alamadıkları için evlenerek gittikleri ailelerde itibarlı değiller. Miraslarını alamadıkları için çocuklarına iyi bir gelecek bırakamıyorlar. Miraslarını alamadıkları için mağdureler.

Hukuki ve dini kurallara rağmen, batıl gelenek ve alışkanlıklara devam mı edeceğiz? Yoksa “kusurumuzu” görüp, itiraf edecek ve bu mazlumiyeti gidermek için çaba mı harcayacağız?

Sahi kaç kadın bu halde? Kaç kadın, mağduriyetin giderilmesi için mücadele etme cesaretini göstermiş?  Kaç dava dosyası var bu mevzuda? Kaç kadın mücadeleden zaferle çıkmış?

Merkezi ve yerel yönetimler “kadınların miras hakkı” ile ilgili hangi eğitsel, hukuki, sosyolojik, psikolojik dini çalışmaları yaptılar? Yoksa “kusurumuz” ile barışık(!) mı yaşayacağız?

*Bu makale, yazarın görüşlerini yansıtır. Özgür Platform’un yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir