Cuma, Haziran 14, 2024
YAZARLAR

KHK’lılar Platformu Olarak İtirazımız Var!

Sokrates, “önce kendini tanı der”. Sufiler “kendini bilen yaratıcıyı(rabbini) bilir” derler. Sanatkâr kendi iç dünyasına dalarak (ıntrospectıon) varlığı tanımaya ve ifade etmeye çalışır. Kendini bilmeyen, tanımayan, tanımaya çalışmayan bunun mücadelesini vermeyen bireyler ve toplumlar yok olmaya mahkumdur. Tarih bilimi bireyi, toplumu anlamanın bilimidir. İçinde insanın olduğu her şeyi anlama çabası; savaşları, katliamları, köleliği, soykırımları, mücadeleleri…

Anlamak mazur görmek midir?

Tabii ki değil

Anlamak, anlamaya çabalamak, tarihi vakalardan ders çıkarmak gerekir. Tarihsel yaşanmışlıklarda o kadar çok hakikat soykırımları yaşanmış ve o kadar çok kollektif yalanlara meyledilmiş ki.

Hakikatle bağını koparmış yığınların sergiledikleri kitlesel deliliklere tarihi belgeler şahit.

Babası annesini döverken, çıkan sesleri duymamak için kulaklarını iki eliyle kapatıp, şarkı söyleyen çocuklar gibi davranan toplumlara da şahitlik ediyor tarih biliminin küflü sahifeleri.

Ezen-ezilen ilişkisi temelde adaletsizliğe, yok sayıp yok etmeye ve insanın insana zulmüne, hak hukuk ihlaline dayandığından, insanlık tarihinin bütün evrelerinde bu gibi travmalara rastlamak mümkün. Bu travmaları farklı ve yanlı tarih tanımlamalarına ve okumalarına bırakma gibi bir lüksümüz yok. Çünkü her coğrafyada, farklı etnisitede, farklı toplumsal yapılardaki travmalara, mağduriyetlere itiraz etmek, meydan okumak “ahlaki” bir duruşu gerektiriyor. İnsan, ahlaki olarak her türlü sınıfsal zulme, haksızlığa başkaldırmak durumunda ve zorunda.

İnsanlık tarihi nice kalabalık kitlelere karşı bir avuç nitelikli topluluğun, bir ideal için vermiş olduğu mücadeleler ve zaferler ile doludur.

Termopil’de üç yüz Spartalı’nın yüz binlerce Persliyi mağlup etmesi bir ideal harikasıdır. Yine Jan Dark’ın İngilizleri Fransız topraklarından kovması da…

Arap cahiliye döneminde Mekkeli egemenlerin, baskıcı, dayatmacı tavır ve davranışlarına karşı insan hak hukukunu savunarak, zayıf ve haklı olanı, güçlü ve zorba olana karşı haklarını savunmak niyetli olarak kurulan Hılfu’l-Fudûl da bir cemiyet bir sivil toplum kuruluşu olarak o dönemde insan hakları mücadelesinin hakkını vermiştir.

İhtilal sonrası Fransa’sında Emile Zola’yı Dreyfus vakasında ki duruşu, halk arasında hızla yükselen antisemitizm özelinde ırkçılığa karşı mücadelesi, onu tek başına haksızlığa karşı haykırışın, mücadelenin sembolü haline getirmiştir. Zola, tüm mesleki yaşantısında olduğu gibi bu olayda da haksızlığa uğrayanların, baskılananların ve ezilenlerin sesi olacaktır. Onun için bu mücadele bir hukuk, bir adalet mücadelesidir.  Yahudileri sevmesi ya da onlardan nefret etmesi gibi bir durum bu mücadelesi üzerinde bir etkiye sahip değildir. Zola, haksızlığa uğrayan bir “insan”ı savunmaktadır. Irkı, dini, milleti onun için bir önem taşımamaktadır. Emile Zola’nın bu mücadelesi O nu çağları aşan insan hakları mücadelelerinde değerli bir kıymet haline getirmiştir.

Ve bugün,

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirme arifesinde yine baskılar, yine dayatmacı anlayışlar, yine zulümler ve yine kitlesel trajediler. Bunların karşısında sırtını, akla, bilime dayamış, çoğulcu yapısıyla rengarenk bir vicdan hareketi, bir sivil toplum platformu var: KHK’lılar Platformu.

KHK ve OHAL hukuksuzluğuna karşı binlerce hak mahrumunun hak hukuk mücadelesini veren, tek derdi daha çoğulcu, daha demokratik, daha eşitlikçi, daha yaşanabilir bir coğrafyanın tuğlalarını örmek gayreti içinde bir sivil toplum platformu.

Neye itiraz ediyor KHK’lılar Platformu?

– Adaletsizliğe

– Ayrıştırıp, ötekileştirmeye

– Eşitsizliğe

– Kişi hak hukuksuzluğuna

– Toptancı ve ayrıştırıcı dile

– Faşizme, fanatizme, radikalizme

– Dayatmacı üst kimlik nevrozuna

– Ahlaki yozlaşmaya

– Farklılığa tahammülsüzlüğe

Keyfiliğe, mutlakiyetçiliğe, tutarsızlığa ve daha onlarca insanca yaşamın önündeki engellere, setlere itiraz ediyor ve tarihe not düşüyor.

Değerli olan, değerlerin kavgasını vermektir ve en değerli olanda en güzel sanatsal tasarım olan insanın insanca yaşama sanatına hizmet etmektir.

Vahap AKTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir