Hacı Bektaş-i Veli Pir’in 749 Yıldır Verdiği Nasihat

Veysi Dündar

Yüce Allah Adem’i altmış türlü topraktan yarattı. Şayet bir topraktan yaratsa idi, insanların hepsi aynı surette olurdu. Birbirini tanımazlardı.
İlk kitabım Ötekileştirme’nin özeti pir Hacı Bektaş’ın bu cümlesinde saklı.
Muhalifi olduğunu hiç gizlemediğim AK Parti iktidarı yıllarında, Türkiye’de yaşamak gerçekten değişik bir deneyim.
Aynı anda 4 mevsimi yaşayabiliyorsunuz.


Sevgili Murat Ağırel’in mümessili olduğu haksız tutuklama ve hapislerle kara, soğuk, berbat bir kışı iliklerinize kadar hissedebilirsiniz.
Diğer taraftan bir zamanlar galiz bir muhalifi olduğu iktidarın sözcüsüne dönüşen Numan Kurtulmuş’un benim de (ve iktidar ortağı Bahçeli’nin de) aralarında olduğu tek yaşayanlar zümresine dönük sözleriyle, fırtınalı bir son baharın üşütücü bir Kasım’ına ışınlanabilirsiniz.
Bir türlü bitmeyen şiddet haberleri ise sarı sıcak yapış yapış bir yaza tahvil ediyor bizleri.
Komşularla bitmeyen dertler, ekonominin zıvanadan çıkması, Galata Kulesine ve benzerlerine gösterilen üzücü muameleler yılın tatsız mevsimlerini yaşatırken, kimsenin itiraz edemeyeceği ilk baharı ise, bu defa Ağustos ortasında Kapadokya’da yaşadım.
Dün gece geç saatlerde Yunak Evi otelin kendinden klimalı mağaradan oyulmuş odasına çekilip, klavyenin başına geçtiğimde bütün bunları düşündüm.


Bu coğrafyada semavi dinlerin en çok nüfusa hitap edeni Hristiyanlığın temel bulduğu bölgedir Kapadokya.
Türkler Anadolu’ya geldiğinde bu Hristiyan ahali ile kaynaşmış, ikiyi bir edebilmiştir.
Kardeşliğin dinden de öte bir duygu olduğu bilinci Anadolu’nun tam ortasındaki bu güzel atlar ülkesinde yani Kapadokya’da vücut bulmuştur.
Erenler bu coğrafyaya akın etmiş, yanmış pişmiş ve olmuştur.
Erenler içinde bir erendir HacıBektaş,
Anısı tam 749 yıldır unutulmamıştır.
Bektaşi adında Osmanlı Padişah Sultanının en gaddarını bile yumuşatan anonim karakterin, bu topraklara katkısını ölçmek imkansız olmalı.
Kültür Bakanı danışmanı olarak görev yapan eski Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve onun uzun yıllardır asistanlığını yapan Şahin Başol kardeşim müthiş bir vefa örneği göstererek beni de (bir Beyoğlu sakini olarak) bu seneki törene davet ettikleri günkü yazımın başlığı Kültür Bakanı istifa idi.
Hiçbir hoşgörüyü hak etmeyen Galata Kulesi görüntüleri için, bugün de yazsam aynı başlığı atarım. Yine de gazeteciler eleştirir siyasetçiler, bakanlar kendilerine göre bir yol çizer. Dünyada istifaya davet edilmiş ilk bakan Ersoy olmasa, ilk istifa çağrısı yapan da bendeniz olmasam gerek.
Bu ahval içinde zaman zaman Beyoğlu uygulamalarına da eleştiri oklarımı eksik etmediğim Misbah başkanın aracılığı ile böylesi bir etkinliğe davet edilmemi herşeye ve her tür pesimizme rağmen değerli buldum.
Yazılarımın karmasından evrene bir pozitiflik yayıldığını umdum.
Haci Bektaş Veli erenin bu topraklara serptiği umudun 749 yıl sonra ve esasında pek de verimli olmayan bir iklimde tekrar suyla buluştuğunu hayal ettim.
Murat Ağırel’den Müyesser Yıldız’a, Figen Yüksekdağ’dan Selahattin Demirtaş’a, tüm düşünce mağdurlarının artık özgürleştiği,
Boş laflarla ülkenin iktisadının heba edilmediği,
Dünya ile sulh içinde hakların arandığı,
Kadim medeniyetlerin bize bıraktıklarının talan edilmediği ve evrenle paylaşıldığı,
Dinin ahlakın siyasete kurban edilmediği,
Kadının çocuğun engellinin güçsüzün ezilmediği,
Velhasıl 749 sene önce yaşayan pirin, 749 sene sonra az çok hayal edebileceği her ne varsa hayata geçtiği bir planın ilk çatılarının kurulduğunu düşledim.
Uykuya yenilen gözlerimin bir önceki paragrafta ara verdiği yazıyı sabahın bereketi ile tamamlamak üzere klavyenin başına geldim.
Bugün yoğun bir program içinde pirin anısı ile dolacağım.
Dün gece yazdıklarıma ilave edecek çok da cümle yok.
Hoşgörü, anlayış, itidal, uyum, denge ile hemhal isek, zaten pirin ruhu şad olacak ve ölmeyen dizeleri kulaklardan ruha üflenecek.
Bugünkü gözlemleri paylaşmak için sabırsızlanıyorum.
İyi bir gün dileğiyle…


15.8.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir