Cumartesi, Eylül 23, 2023
GÜNDEMYAZARLAR

Platonik Demokrasi Yoktur!

14 Mayıs Pazar günü sandık başındaydık. 28 Mayıs Pazar günü tekrar sandık başında olacağız. 21 yıldır mevcut iktidar partisi AKP’nin girdiği en sıkıntılı seçim olması, bu seçimlerin farklı bir özelliğiydi

Mülteci sorunu, ekonominin kötü gidişatı, dış politikadaki tutarsızlıklar, Cumhurbaşkanı’nın sağlık problemleri, yangın ve deprem felaketlerindeki kriz yönetimindeki başarısızlıklar siyasal iktidarın zayıf görünmesindeki vitrin sorunlardı.

2019 yerel seçimler hezimeti dışında diğer seçimleri tek başına kazanmış bir siyasi parti iyimserliği ve özgüveni yoktu AKP’de.

AKP ‘nin uzun soluklu ittifakı MHP ile “kanka” olması, seçim özgüveni yaratmaya yetmiyor olacağını gördüğünden dolayı farklı ittifaklara yelken açtığını da gördük.

Bütün bu olumsuzlukların yaşanmasına rağmen AKP ve Cumhur İttifakı hem milletvekili seçimlerinde hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde beklenilenin üzerinde oy aldı.

Şaşırdık mı?

Kısmen evet…

Ama Türk siyasetinde seçmenin hangi saiklerle nasıl refleksler göstereceğini net kestirmek mümkün değil.

Bundan yaklaşık 12 yıl önce AKP 2011 seçimlerinde tek başına yüzde 50 ye yakın oy almıştı. O dönemde milli bir ekonomik model geliştirememesine ve özelleştirmeden dolayı hazineye büyük miktarda para girdisi olmasına rağmen bugünkü ekonomik felaketle kıyaslanmayacak ölçüde iyi veriler söz konusuydu.

Ayrıca AB uyum süreci üzerinde duruluyor ve medeniyetler ittifakı vurguları havada uçuşuyordu.

Daha önemlisi “2023 Hedefleri” ni ortaya koyuyordu:

– Kişi başına gelirimiz 2019 yılında 18 bin dolara, 2023 yılında 25 bin dolara çıkacaktı.

– İhracatımız 2019 yılında 320 milyar dolar, 2023 yılında 500 milyar dolar olacaktı.

Siyasetin tabiatında mübalağalı iddialar hep olmuştur, fakat bu hedeflere ulaşılamadığı gibi oldukça da gerisinde kalındı.

Yapısal reformlar üzerinde projeler geliştirmeyip, sadece günü kurtarma politikaları ve betona dayalı bir ekonomik modelin patlayacağı görünen köydü.

Dış politikadaki tutarsızlıklar neticesinde 2019 yılında 320 milyar dolar olması amaçlanan ihracat rakamları 170 milyar dolarda, 2023 yılında 500 milyar olmasını beklediğimiz ihracat rakamları 254 milyar dolarda kaldı. Bu yüzden yeterli döviz kazancımız olmadığı için bugünkü sorunları yaşıyoruz.

2011’de iyimserlik ve umut yaratan AKP, son on yılda benmerkezci, tepeden inmeci, öfkeli, sert, suçlayıcı politikaların dışına çıkamadı.

Çok derin iktisadi kriz yaşıyoruz ve bu krizden çıkamıyoruz ama ekonomiyi en az konuşan parti iktidar partisi!

Finansal krizi çözmenin en makul yolu yabancı sermayeyi ülke içine çekmek.

Adaletin, hukukun, tutarlı dış politikanın olmadığı bir ülkeye yabancı sermaye nasıl gelir?

Gelmez….

Siyasal iktidarın bu kadar başarısızlığına ve eksikliğine rağmen hala bu oy oranına sahip olması en çok tartışılan konulardan biri…

Bu denli yönetimsel başarısızlığa rağmen seçimlerde iktidarın başarılı olmasının en önemli sorumlusu tartışmasız başarısız bir muhalefettir…

Peki 2019 yerel seçimler sonrası başta ana muhalefet partisi CHP ve diğer muhalif partiler nasıl bir çalışma ortaya koydular?

Muhalefette de önemli değişimler söz konusuydu aslında…

Öncelikle bu seçimlerde eski din-laiklik tartışması yok denecek kadar gündem dışına itilmişti. Etkileri elbette var ama propaganda gündeminden çıkmış durumda idi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öteden beri partisini bu eskimiş gündemin dışına çıkarma ve farklı kesimlere açılma yönünde politikalar izliyordu. Üst seviyede defansif iktidar gücüne ve parti içi dirence rağmen büyük oranda başarılı oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu karizmatik bir lider değil, ama 14 Mayıs seçimi öncesinde seçmenle duygusal bağ kurma konusunda oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim.

CHP’deki bu açılım ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun kucaklayıcı siyasetine karşılık olarak, AKP herhangi bir oy kaymasını önlemek için kitlelere yoğunlaştırılmış milliyetçi söylemlerle birlikte hâlâ 1930’ların otoriter uygulamalarını hatırlatma siyasetini en vurucu şekilde yapmaya devam etti.

Aslında bugünkü CHP değil de, dünkü CHP 14 Mayıs seçimlerinde istenilen başarıya ulaşmanın önündeki engeldi.

CHP iki konuda geçmiş hatalarından tam olarak sıyrıldığı konusunda toplumu inandırıp ikna edemedi. Birincisi ülkenin sadece kendilerinin olduğuna dair üstenci tutumu. İkincisi de beraber yaşama kültürü konusunda sosyal ethos oluşturamama yetersizliğini.

Gelelim İYİ Partiye…

İYİ Parti, şehirli, dışa açık, hukuk ve demokrasi vurgulu bir milliyetçilik söylemleri ile siyaset sahnesine giriş yaptı ve kabul de gördü.

Yalnız bireysel manada aşırı milliyetçi söylemler, demokrasi ve insan hakları konusunda şaibeli isimlerin partide siyaset yapmaya başlamaları ve Genel Başkan Meral Akşener’in masadan muhakemeden yoksun bir refleksle kalkmış ve tekrar geri gelmiş olması büyük oranda oy kaybına sebebiyet verdi.

Ve HDP veya Yeşil Sol…

HDP yüzde 10’ları geçen her seçimde barajı aşan; sosyo-etnik bir zemine sahip artık. Aday belirlemede Türkiye partisi olma hevesinden uzaklaşmış olması ve İşçi Partisi ile ittifakı stratejik hatalar olduğu aşikâr olarak ortaya çıktı.

HDP terörle arasına mesafe koyup hukuk devleti ilkesini ve Batılı anlamdaki demokrasiyi benimserse kendisinin de, Kürt siyasetinin de, demokrasimizin de rahatlayacağını düşünüyorum.

Pazar günkü seçim sonuçları ne olursa olsun, 14 Mayıs seçimlerinde AKP’nin cazibesinde önemli aşınmalar olduğu, muhalefette de belirli açılım bulunduğu apaçık bir gerçektir.

AKP’nin yıllardır sürdürdüğü demokrasi, özgürlükler, hak, hukuk, dışa açık büyüme kavramları şimdi daha çok muhalefetçe kullanılıyor.

Buna rağmen neden toplumsal kabul istenilen boyutta değil?

Çünkü Türkiye’de insan hakları, evrensel hukuk, adalet gibi talepleri dile getirecek toplumsal bir orta sınıf yok veya çok zayıf. Onun yerine kalabalık bir istihdam dışı kent yoksulu bir kitle, bir sosyal sınıf var.

Bu sosyal sınıfın evrensel hukuk, insan hak hukuku veya özgürlükler gibi taleplerinin birinci öncelikli olduğuna dair elimizde bir veri yok.

Ayrıca bu sosyal sınıfın yaşadığı ortamda hukuka uymanın maliyeti de oldukça fazla. Kayıt dışı ekonomide çalışan, imar kanununda yeri olmayan, gecekonduda oturan ve sosyal yardım veya sosyal destekler ile yaşama tutunan bir kitlenin tercihleri siyasetin belirleyicisi hükmünde.

Türkiye’nin geleceği her şeyden önemlidir, demokrasimizin normalleşmesi zorunlu bir ihtiyaçtır.

Öteden beri bizde partileri adeta savaş kaleleri haline getiren siyasi ve ideolojik duvarları aşmanın zamanı geldi de geçiyor bile.

Siyasi kavgalar gelir geçer, cenazenize gelmeyecek siyasiler için tabutunuzu taşıyacak dostlarınızı kırmayın.

Ülkede mutlaka kuvvetler ayrılığına dayalı, bağımsız yargıya sahip, özgürlükleri kurumlar eliyle koruyan bir anayasal düzen şarttır. O olmadan olmuyor.

Platonik demokrasi yoktur! Hep beraber mücadele edip emek vererek hayal ettiğimiz daha demokratik bir ülke inşa edeceğiz.

Çokça demokrasi, biraz tebessüm bağnazlığa iyi gelir…

Vahap AKTAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir