Perşembe, Şubat 22, 2024
GÜNDEMYAZARLAR

Kahramanmaraş Merkezli ve OHAL Şiddetinde Bir Deprem…

Deprem bölgesinde ilginç şeyler oluyor.

Uluslararası yardım ekipleri güvenlik korkusu nedeniyle ülkelerine dönmekteler, bölgeden linç görüntüleri yayılıyor ve deprem bölgesine dışarıdan gelenlerin tamamı suçlu gibi gösteriliyor, kamyon kasalarında askerler sevk ediliyor bölgeye, okullar kapatılıp, yurtlar tahliye edilip öğrenciler deprem bölgesini terk etmek zorunda bırakılıyor.

‘99 depreminde, deprem bölgesinde bile okullar sadece 1.5 ay gecikmeli açılmış, kalan bölgelerde kapanma gündeme bile gelmemişti.

Devletin varlık sebeplerinden biri de insanların başa çıkamayacağı dertlere karşı Kolektif hareket etme ihtiyacı ve bu amaçla, bir yapıya, otoriteye olan ihtiyaçtır. Eğer Devlet insanların ferden başa çıkamayacakları problemlerini, dertlerini hafifletemiyorsa devletin varlık sebebi , otoritesi sorgulanmaya başlanır.

Devlet demek her şeyin başında organizasyon demektir. Organizasyon yoksa sadece bir makine kalabalığı, bir insan kalabalığı ve bir bina kalabalığından ibaret bir yığındır ortada kalan.

Yaşadığımız son deprem afeti, bütün toplum için, devlet teoreminin gözle görülür bir uygulaması oldu.

Yaşadığımız bu felaketin ardından devlet tam da varlık sebebi olan şeyi, yani insanların ferden başa çıkamayacağı sıkıntılarını giderme işini yapmalı-yapıyor. Yani tam olarak kurgulandığı, ayarlandığı, hazırlandığı işlevi yapıyor, yapmaya çalışıyor. Bu konuda da yine halkı desteğini STK’lar aracılığıyla alıyor. Normal ötesi şartlarda , yine bir takım normal ötesi bazı uygulamalar gerekir. Ancak bu uygulamalar sadece amaca yönelikse, yani toplumun sıkıntılarını gidermeye yönelikse bir anlam ifade eder.Ancak, nasıl dozunda kullanılamayan her ilaç, yanlış hastalık için kullanılan her ilaç zehir etkisi yaparsa, dozunda ve yerinde kullanılmayan her yetki de yanlış sonuçlara yol açar.

Bölgedeki üstseviyeden yaşanan felaketin yaralarını sarıp halkın tek başına atlatamayacağı yıkımı onarmak için“…Anayasa’nın 119. maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre Kahramanmaraş, Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa’da 8 Şubat 2023 Çarşamba’dan itibaren 90 gün süreyle...” OHAL ilan edildi.Düşünülmesi gereken şey, OHAL ilanı ile daha evvel çözülemeyen hangi problemlerin çözüleceği…hangi yardım faaliyeti, hangi asayiş eksikliği, hangi sağlık sunum probleminin çözülmesi için bu yeni duruma ihtiyaç duyuldu? OHAL uygulaması ile insanlar daha mı kolay sağlığına kavuşacak, enkazlar daha mı hızlı kaldırılacak, yaralar daha çabuk sarılıp, hayat normale daha mı erken dönecek?

 Ortada bir organizasyon eksikliği varsa, OHAL ilanı ile bunu düzeltmekten öte sadece problemi görülmez-dile getirilemez kılarız. Hepsi bu.

Bölgede görülen kontrolsüz insan hareketleri, bir tarafta yağma, diğer tarafta yağmacıları linç çılgınlıkları, bir yönüyle Devleti elimine etmek, otoriteyi sıfırlamak, devlet otoritesini yok saymaktır; kuralsızlığın kurallaşmasıdır. Bu“spontan ceza” görüntüleri bazılarında coşku ve hazza yol açabilir. Ancak bilinmeli ki devlet hislerle değil akıl ve kurallarla yürür. Devletlerin hisleri olmaz. Kuralsızlık devlet kuralı haline gelirse, sonucunun nereye varacağını kimse bilemez.

Devlete has ve sadece devlete ait yetkilerden birisi de, cezalandırma tekelidir. Toplumun genelini kapsayan kural koyma ve cezalandırma yetkisi münhasıran Devlete aittir. Aksi takdirde, her güçlü olan kendi kuralını açıklar ve uymayanı linç eder.Güvenlik güçlerinin, görevi: adı gibi, güvenliği sağlamaktır. Yargılamak ve cezalandırmak değildir. Koordinasyon, her bir devlet kurumun diğerleriyle uyumlu olarak görevini yapmasıdır.

Kuralsızlıklara göz yummak, toplum dokusundaki enfeksiyonu daha da azdırır ve insanlarda sisteme, devlete karşı güvensizlik ve kendi başına yeter olma çabası adına kuralsızlığatemayül başlar.

Bir rutin  asayiş olayı ile baş edememek, bir şeylerin ters gittiğini gösterir. Asayişi temin adına hangi yetki yetersiz kalmıştır da daha üst yetkilere ihtiyaç duyulmuştur?

Şurası net: yardımları koordine etmek, kurtarma çalışmalarını hızlandırmak, insanların temel ihtiyaçlarını kolaylaştırmak,yapılan yağmalara müdahale etmek, yağmacıları engellemek, asayişi sağlamak için OHAL ilanına zaten gerek yok.

Yok eğer, OHAL ilanı, yağmacıları falakadan geçirmek, dövmek, yargılamadan infaz etmek için ise, bilinmeli ki ne OHAL, ne de başka bir hukuki düzenleme bunları meşrulaştırmaz, müsaade etmez.İşin ilginci, bunun böyle olduğunu, devlet yetkililerinin zaten biliyor olmaları gerektiği.Ve aklımıza sorular geliyor,Madem bunun böyle olduğunu,OHAL’in tek başına bir çözüm olmadığını hepimiz biliyoruz, o takdirde OHAL ilan etmenin kavrayamadığımız başka bir sebebi mi var? Bu yeni durum ilanı halkın dertlerine deva için mi,  yoksa idareyi sorumluluklarından azade edip kuralsızlaştırmak için midir?

Amaçlanan, deprem yaralarının sarılmasıysa, elimizi tutan nedir? Yok halkın kontrolünü daha kolay elde tutmak ve yönlendirmekse, travmatik bir toplumun hangi etkiye nasıl tepki vereceğini hiç bir sosyolog ve anketör bilemez; bu tam bir kumar olur.İnsanlar beklenmedik olaylar karşısında, beklenmedik tavırlarda bulunurlar. Neredeyse bir Avusturya büyüklüğündeki alanda çok yıkıcı bir afet yaşandı. Sağ kalanlar, yakınlarını kaybettiler; bazıları vücut ve mental sağlıklarını kaybettiler. Bazı insanların, bir ömürde belki bir defa ancak görebilecekleri bir fiziki-ruhî sarsıntı yaşandı.  Böyle devasa bir travmatik olaydan sonra insanlar, asla önceki gibi olmazlar. Böyle bir travma yaşayan insanların gerek toplumsal, gerekse formal-resmi kurallara karşı tavırları, çok farklı olabilir. Bu yüzden eğer OHAL ilanının amacı, yaşanan deprem felaketi sonrası muhtemel koordinasyon ve organizasyon eksikliğini gidermek ise, olmayan bir şeyi OHAL ile var hale getiremezsiniz. Yok eğer amaç halka ilave bir takım sınırlamalar getirerek hükümetin elini rahatlatmaksa, böylesi bir psikolojideki halkın buna nasıl bir tepki verebileceğini kimse bilemez.

Bu toplumsal yarayı sararken öncelik, hükümetin yıpranmaması, yani olayın siyasi boyutu değil, halkın esenliği, yaralarının fiziken ve ruhen sarılması olmalı. Aksi takdirde amacı afetin verdiği hasarı telafi olmayan her karar ve uygulama (OHAL uygulaması dahil) mâşerî vicdanda farklı bir algıya yola açabilir. Zaten yaşanan acılarla değerleri ve bakış algıları yıpranan halkın tepkisi, hem sosyal, hem siyasi, hem de fiziken çok ta hesaplanamayan bir sonuca evrilebilir.

Devlet kantarının ayarı koparsa, onu tekrar düzeltmek hepimizi epeyce yoracaktır.

Erdal ÇAKIR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir