Pazar, Mart 3, 2024
MEDYADA BUGÜN

Dinçer Demirkent: Mutabakat Bir Gelecek Vaat Ediyor Mu?

Tam adıyla “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” 30 Ocak 2023’te yayımlandı. Metne imza atan altı partinin iktidar olduklarında uygulamayı vaat ettiği politikaları içermesi bakımından bir seçim bildirgesi olarak görülebilir. Peki bu politikalar AKP-MHP ittifakı ve onu ayakta tutan iktidar bloğunca elimizden alınan geleceği geri almayı vaat ediyor mu? Geleceği geri almak, bir oksimoron gibi görünüyor değil mi? Fakat, bir ülkenin geleceğini düşündüğümüzde bunu “şimdi”den ve geçmişten ayrı kurgulayamayız. O zaman mutabakat metnini imzalayan partilerin vaatlerinin çalınan bir geleceği geri alıp alamayacağına yanıt vermek için “şimdi”yi ve “geçmişimizi” birlikte değerlendirmek durumdayız.

12 Eylül mutabakatının referansını oluşturan Türk-İslam sentezi tezi, hem devlet çekirdeğini konsolide etmek hem de siyasal sistemin 7 Haziran’da ortaya çıkan açığını kapatmak bakımından sınırına taşındı. 7 Haziran 2015 ile 1 Kasım 2015 arasındaki şiddet sarmalı sonucu siyasal alanın daraltılan sınırının korunması için Allah’ın lütfu olarak görülen araçlar kullanıldı. 2016 yılında, AKP’nin eski kadrolarını devşirdiği Fethullahçılar eliyle yapılan darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL, 2 yıl sürdü. OHAL’in anayasal statüsü aşıldı. OHAL uygulamalarının denetim imkanları ortadan kaldırıldı. Böylece iktidarı sınırlandıran hiçbir kurumsal kuvvetin olmadığı; OHAL araçlarıyla ifade, toplanma, örgütlenme hürriyetlerinin askıya alındığı bir dönemde hükümet sistemi değişikliği adı altında siyasal rejim değiştirildi. Rejimin beslediği ve rejimden beslenen her sermaye grubu, duruma uygun olarak “çete” gibi yani yasal çerçeveyi aşacak biçimde örgütlendi. Yasal mevzuatın söz konusu sermaye lehine aşılması için her dönemeç dönüldü. Devlet aygıtı buna uygun olarak anayasaya değil, parti liderine sadakat duyan kadrolar içinden seçilmeye başlandı. AKP-MHP kadroları dışındaki liyakatli personel sayısı bürokrasi içinde bir anlamı olmayacak düzeye getirildi. Anayasa/yasanın yerini yasa dışına çıkma gücüne sahip yasayla tanımlanmamış kişi ve uygulamalar alınca, cezasızlık ve pervasızlık yeni bir kamu görevlisi tipi yarattı. Bu tipin yaptıkları cezasız bırakıldı. 2015 sonrasında, işkencenin, ayrımcılığın zirveye çıkmasından kamu yararının değil kişisel ya da grupsal iktisadi çıkarların korunmasına kadar yapılanlar işte bu bütünlük içinde ortaya çıktı. Dolayısıyla “şimdi”ye ilişkin adalet talebini doğuran suçlar bu dönemin suçları. Gelecek şimdiye burada bağlı. Bu suçlarla hesaplaşmadan bir geleceğin mümkün olmadığını biliyoruz.

Dinçer DEMİRKENT’in Yazısı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir