Pazar, Mart 3, 2024
YAZARLAR

Maraş’ta Yitirilen Canlar…

Yine bir maphushane tavanı gibi örtüyor üstümü gece. İstemiyorum artık zifiri soğukların elleri yakmasını, ruhları mahkûm etmesini.

“Kan sıçratmayın sabahın seherine” diye uyarıyordu şair. Kimsenin de haddi değildi ama hududu da yoktu arsızlığın, vicdansızlığın.

Tutuşmaya hazır bir kav gibiydi şehir. Küçücük bir kıvılcım bekliyordu. Olanlar oldu. Siyahın matemi çöktü şehre.

Güneşin bile donduğu yerde kıvılcım alev topuna döndü. “Canlar”, yaşadıkları şehrin tuvaline damlayan kan oldular.

Neyin hesaplaşmasıydı bu, nasıl bir hesaplaşmaydı?

Cennet kokan çocukların hayatlarını cehenneme çevirme hali Kerbela’daki zulmün izlerini taşıyordu.

Böyle bir ağırlığı taşıyamazdı zira yüklense bütün gök kubbe bile…

Gönüllerin, kalplerin naif odaları hareketsizdi. Yüreklerin içi boşalmıştı sanki. Taşlaşmış kalplerden başka ne beklenirdi ki? Cellatları kıskandıracak cinsten kana bürünmüştü yüzler. Kan konuşuyor. Söz vahşetindi artık.

Tarih1978 Aralığı ve zemherinin arifesiydi… Yakın tarihimizin en büyük kitlesel katliamlarından birisi yaşanıyordu Maraş’ta.

“Çiçek Sineması’na komünistler bomba attı” ile başlayan, iki solcu öğretmenin öldürülmesi ile devam eden ve sonrasında da komşunun komşuyu katlettiği bir insanlık dramına dönüşen bir katliamdan bahsediyoruz. Neden ve nasıl başladı üzerine bugüne kadar birçok söz söylendi, söylenmeye de devam edilecek.

Kimine göre Sivas, Malatya ile başlayan ve ülkeyi darbe sürecine götüren planın son adımı, kimine göre ise sermayenin Alevi topluluğun elinde toplanmaya başlaması ile ortaya çıkan rahatsızlığın dışavurumu. Kimi Alevilere yönelik bir saldırı olarak tanımlarken kimi de Alevi kimliği ile sınırlı olmayıp tüm muhalif olanlara yönelik bir saldırı olarak anlatıyor Maraş katliamını.

Hangisinin doğru olduğundan ziyade yiten Canlar’ın hüznü ağır geliyordu. Belki de hepsi iç içe geçmiş bir doğrunun parçalarıydı. Fakat şu çok açık: Katliamın boyutunun vahameti her geçen günün ardından ortaya çıkan bilgilerle daha da netleşiyordu. Kenan Evren bile Maraş katliamından “ben böyle bir vahşet görmedim” diyerek bahsediyordu.

Aşık Mahsuni Şerif’in katliam ile ilgili kaleme aldığı “Maraş Dramı” türküsünü bilmeyenimiz yoktur. Aşık Mahsuni o türkünün mısralarında, “Güzel Maraş sana nazar mı değdi?” diye sorar. Nazardan öte şeyler yaşandı Maraş’ta,Maraş’ın Yörükselim mahallesinde.

Gözü dönmüş kitlesel cinnet hali yaşayan bir grup insanın başka bir grup insanı katlettiği, birilerinin sadece izlediği, mani olmadığı, seyretmenin suça iştirak olduğu bilincinden yoksun bu kitleyi, katliamı yapanları gerçek anlamıyla yargılamayan bir boş vermişliğin takip ettiği dönemler.  Bir trajedi silsilesi.

Aynı türkünün sonunda Mahsuni, “utanıyom Maraşlıyım demeye” diyerek bitirir. Yitirilen canlar, yeri yurdu belli olmayan mezarlar, ne olduğu nasıl sonuçlandığı belli olmayan dosyalar…

Olayların üzerinden yarım asırlık bir zaman dilimi geçti. O dönemi konuşmanın baskılandığı, suskunluk sarmalının düğüm haline geldiği toplumsal iç kanamalar.

Toplumsal yaralar baskılanarak, üzeri örtülerek, kabuk bağlamasını bekleyerek unutulmuyor. Hep birlikte yarını konuşarak, geçmişle yüzleşerek mümkün gözüküyor.

Bir daha bu acıların yaşanmaması dilek ve çabasıyla…

Yitip giden Canlara rahmet ve dua, tüm sorumlulara ah ile 

Ne olursun güneş bir daha bu şekilde batma. Bizleri geceye mahkûm etme.

Vahap AKTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir