Levent Gültekin: Bu Gelen Şeriatın Ayak Sesleri Mi? 

Şeriat yönetimi dendiğinde insanların zihninde İran, Suudi Arabistan gibi ülkeler canlanıyor.

Böyle olunca da “Türkiye İran veyahut Suudi Arabistan gibi olur mu” sorusu doğal olarak fazla abartılı bir yorum olarak değerlendiriliyor.

Çünkü Türkiye’nin cumhuriyet değerleriyle oluşan 100 yıllık tecrübesinin, toplumsal alışkanlıklarının, bu alışkanlıklarla şekillenen toplumsal dinamiklerin, özellikle seküler yaşamı benimsemiş genç nüfus çoğunluğunun böyle bir dönüşüme müsaade etmeyeceği kanaati ağır basıyor.

Doğrusu ben de benzer düşünüyorum.

Yani Türkiye’nin bu çağda İran ve Suudi Arabistan gibi bir ülkeye dönemeyeceğini, döndürülemeyeceğini çünkü toplumun bunu kabul etmeyeceğini düşünüyorum.

Peki bütün bunlar Türkiye’de, dinin esas alındığı bir yönetim tehlikesi yoktur anlamına gelir mi?

Bence burada asıl mesele şeriat dendiğinde aklımıza yalnızca İran veyahut Suudi Arabistan gibi ülkelerin gelmesi.

Yanılgımızın da burada başladığını düşünüyorum.

Nasıl ki sosyalist yönetim dediğimizde her ülkede aynı yorumdan, yaklaşımdan bahsetmiyorsak şeriat dendiğinde de tek bir anlayıştan, tarzdan, yaklaşımdan bahsedemeyiz.

Her ülkenin kültürü, toplumsal alışkanlıkları, tarihsel geçmişi doğal olarak yorum ve yaklaşım farklarının oluşmasına neden oluyor.

Böyle olduğu için dini esas alan bir yönetim anlayışı her ülkede farklı tonda, farklı yorumla uygulanabiliyor.

Buradaki esas soru şu: Türkiye’de toplumsal yaşamda ve yönetimde din temel referans olur mu ve bu durum genel geçer bir kural haline dönüşür mü? 

Bu soruya bugünlerde hiç kimsenin gönül rahatlığıyla “Hayır” cevabını verebileceğini sanmıyorum.

Her gün yeni bir olay yaşıyoruz.

Dini ve ahlaki değerler ileri sürülerek konserlerin ve festivallerin yasaklanması, Diyanet işleri başkanının müftüleri seçim çalışmasına çağırması, İçişleri bakanının jandarma personeline ‘göreve abdestli çıkın’ çağrıları dini değerlere karşı iktidarın hoşuna gitmeyecek söz söyleyenlerin hukuk hiçe sayılarak hapse atılması, farklı cinsel tercihlerdeki insanlara tehditler ve hakaretler, devlet kurumlarının açılışlarında Diyanet işleri başkanı eşliğinde dualı merasimler, dindar nesil yetiştirmek, dindar toplum oluşturmak için Diyanet’e her yıl milyarlarca liralık bütçenin ayrılması, ülke yöneticilerinin dilinden düşmeyen ‘İslam davası’ vurgusu, din adamı görünümlü birilerinin “Namaz kılmayan öldürülür” veyahut “Eğer Müslümansan dinde zorlama vardır, ya uyarsın, ya da ceza alırsın” gibi vaazlarının giderek çoğalması ve bu tür deli zırvası sözlerin giderek baskıcı bir yaklaşıma dönüşmesi… 

Bütün bunlar bize ülkede bir şeylerin olduğunu, ülkenin bir yere doğru sürüklendiğini gösteriyor.

Her ne kadar anayasada “Türkiye laik ve hukuk devletidir” yazsa da laikliğin kâğıt üzerinde kaldığını, uygulamada esamesinin okunmadığını hepimiz biliyoruz.

Levent GÜLTEKİN’in Yazısı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir