Kutsal Devletten Demokratik Devlete Dönüşüm Mümkün Mü?

Merhaba değerli Özgür Platform okuyucuları .
Geçen günlerde Özgür Platformda yayınlanan bir yazımda ,KHK sorunun aynı zamanda bir demokrasi sorunu olduğunu; devletin demokratikleşmesinin ancak bireyin zihinsel değişim ve zihinsel devrimine bağlı olduğunu vurgulamıştım. Yazıyı okumayan okuyucularımız için linki buraya bırakıyorum.

Teorik olarak, bir arada yaşamak zorunda olan insanların ilişkilerini, ihtiyaçlarını, toplum düzenini Anayasalar (Toplumsal Sözleşmeler) ile sağlamak için örgütlenmiş bir yapı olan devlet, gerçek uygulamalarda egemenlerin çıkarlarını koruyan bir aygıta dönüşmüştür. Marksist-komünist teori devletin giderek ortadan kalkabileceğini onun yerine, sınıfsız toplumda özgür bireylerin kendilerini yönetecekleri yapıların kurulacağı teorisine dayanır. Ancak, gerçek yaşamda baskı ve tahakkümde burjuva devletini aratacak sosyalist devletlerin ortaya çıktığı malumdur. Teorik olarak toplum içindeki bireyin hakkını korumak, güvenliğini sağlamakla yükümlü olan devlet, birey üzerinde tiranlık kuran bir güce dönüşmüştür.
Bu anlamda üretim ve tüketim ilişkilerindeki değişim ,küresel çağda bilişim teknolojilerinin gelişimiyle etkili ve hızlı iletişim 21.yüzyılda devlet kavramını yeniden tanımlama ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu tanımlama geçmişin düşüncelerinden sentezlenmiş “Demokratik devlet” tanımlamasıdır. Demokratik Devlet; çoğulculuğu ve eşit temsiliyeti esas alan ,toplumsal kesimlerin farklılıklara saygı, ortak paydalarda buluşma ve yeni toplumsal sözleşme ile oluşturdukları yönetim modelidir.


Thomas Hobbes’un Leviathan’ından J.J. Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’ne, oradan günümüze devlet; felsefeden siyaset bilimine, sosyal psikolojiden hukuka, edebiyattan sanata, her alanda incelenmiş, tartışılmıştır. Devlet teorileri üzerinde durmak, tarihsel gelişmesini, uğraklarını, biçimlerini, sosyal, psikolojik ve ideolojik boyutlarını incelemek beni çok çok aşan bir konudur . Bu konuda kısaca söyleyebileceğim; devlet yüceltmesi ve kutsamasının çağdışı, ilkel, despotik zihniyet ve iktidar yapılarının aslında kendi bekaları için geliştirdikleri bir araç olduğudur. Egemenlerin zihniyeti ve ideolojisi ne kadar despotik, faşizan ve ilkel ise devletin yüceltilmesi, kutsanması, bireyin ve toplumun üstünde bir kutsal varlığa dönüştürülmesi de o kadar güç kazanır.

Tarihin her döneminde gücü ele geçirenler için kutsal devlet kullanışlı bir aparattır
“Devlet nedir biliyor musunuz? Devlet ruhtur.”, diyor tepede iktidar mücadelesi verenlerden biri. “Devlet için kurşun yiyen de kurşun atan da şereflidir.” diyordu Çiller. Devlet Bahçeli için devlet “ebed müddet”tir. Uzatmayalım: iktidarıyla muhalefetiyle, “devlet” denince akan sular durur, devleti korumak kurtarmak için hepsi birleşir. Milliyetçilik/ulusalcılık muhafazakarlık ,inançlar vb.. kısaca toplumun tüm kutsallarının ardına sığınılarak her türlü kötülük yapılır. Doğa talan edilebilir. Ekonomi, Tarım ,hayvancılık, eğitim, sağlık hukuk, bir avuç çıkar grupları lehine olacak şekilde ,kutsal devlet adına dizayn edilir. Toplumun büyük bir kesimi düşmanlaştırılarak parçala, böl ,yönet taktiği ile halklar perişan edilir. Savaşlara girişilip yoksul vatan evlatları ölüme gönderilirken oligarklar sermayelerine sermaye katarlar .

Devlet, toplumsal düzeni sağlamak, toplum içindeki bireylerin birbirleriyle ilişkilerini belli kurallar çerçevesinde, bireyin hak ve güvenliğini gözeterek düzenlemekle yükümlü bir aygıttır. İlahî bir iradeyle kurulmamıştır, gökten inmemiştir, insan yapısıdır. Devlet aygıtını işletenler de, devlet adına konuşanlar da, devlet ideolojisini uygulayanlar da etten kemikten insanlardır. Kutsallıkla, yücelikle ilgi ve ilişkileri yoktur. Güçlerini de hiçbir kutsal varlıktan almazlar.

Muktedirler, devlete kutsallık atfedip dokunulmaz kılarak iktidarlarını güvence altına alırlar. Kendi bekaları ve çıkarları için attıkları her adım, devletin bekası için, devleti korumak ve yüceltmek için atılmış gösterilir.
Türk toplumu ve siyaseti, bugün değil ilk Türk devleti kurulduğundan bu yana “insan üstü kutsal devlet” yönlendirmesi ve etkisi altındadır.
Düşünün ki devlet yönetiminde görev almış bir üst düzey yönetici, ölünce neden halktan ayrı devlet mezarlığına gömülür?
Bu durum insanlarımızın zihnine ruhuna genetik kod gibi işlenmiştir. Bu yüzden, sadece muktedirler değil sıradan insanlar, bireyler de zihin yapısı ve psikoloji olarak aynı aldatmacanın parçası oluşmuşlardır. Kendilerini devletle özdeşleştirmiş olan ve devletin dümenini tutanların suçlarını ortaya dökmeye, gerçekleri açıklamaya çalışanlar vatan haini, devlet düşmanı ilan edilir. İnançlar, etnik kimlikler, düşünsel farlılıklar, cinsiyet kimlikleri vb üzerinden ,kitleler kışkırtılır ve muhaliflerin üzerine sürülür.
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında binlerce KHK lı bu linç kültürüne maruz bırakıldı .Ve sistematik olarak bu süreç devam etmektedir.

Biz KHK’lılar açısından, devletin bekası, devletin çıkarı, devlet büyükleri, vb. dendiğinde “hangi devlet?” diye sormak durumundayız.
Bu ortamda, muhalefetin, özellikle Millet İttifakı partilerinin duruşu umut verici değil. Gördüğüm kadarıyla CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, mevcut tek adam yönetime yönelik eleştirilerindeki sınırlılık, kutsal devlete ilişmeye niyetsizliğin göstergesidir .Bu da anlaşılabilir bir şey, çünkü devlet kutsaması ve devletçi zihniyet Türk milliyetçiliğinin ayrılmaz parçasıdır. Bu konuda İYİP’in MHP’den pek farkı olmadığı gibi CHP de -özellikle ulusalcı kanadıyla- devlet partisi geçmişiyle övünürken aynı zihniyet ikliminde yer almaktadır. Millet İttifakı partilerinin, iktidarın, “devletin bekası” söyleminin ve eyleminin ortağı olmayı, ulusal çıkar maskeli savaş ve şiddet politikalarını desteklemeyi reddettikleri tek bir örnek bile hatırlamıyorum.


İktidar güçleri 15 Temmuz darbe girişimi ile devletin kutsallık zırhına sığınarak bu ülkede ,sorun çözmek yerine sorun üreten bir yeni rejim inşa ettiler. Bu rejimin sürdürülebilir olmadığını toplum yaşayarak tecrübe etmektedir. Bu noktada geniş halk kitlelerini barından parlamento içi ve parlamento dışı muhalefete büyük görevler düşmektedir.
Muhalefet geçmişin hatalarından ders çıkarıp ülkenin birikmiş tarihsel sorunları ile yüzleşmelidir. Muhalefet halkla birlikte sorunları çözmek için bugün her zamankinden daha elverişli bir ortam bulunduğunu fark etmelidir .Evrensel hukuk ve evrensel demokrasi temelinde, kutsal devletten demokratik devlete geçmek mümkündür.
Toplumsal muhalefet meseleyi sadece seçim kazanmakla sınırlı tutmadan, hem seçimleri kazanmak hem de hakim devlet anlayışından ,hakem devlet anlayışına doğru geleceğin “Demokratik Cumhuriyet’ini inşa etmek gibi tarihi bir görevle karşı karşıyadır.
Bu anlamda KHK Platformları ve sistemin hışmına uğramış tüm toplumsal kesimler ,bireyin ve devletin demokratikleşmesinde önemli bir motor güçtür. KHK’lılar bu değişimleri sağlayacak bilgi, birikim ve iradeye sahiptirler.

Hasan ÇOBAN

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.