Bir Ucu Bal Diğer Ucu Çekiç Olan KHK Sopası!

Romanlar, Aleviler, Süryaniler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, LGBT bireyler ve ateistler tarihsel süreç boyunca hep ötekileştirilmişlerdir. İktidarlar medyaları aracılığı ile bu kesimleri nasıl tanımladıysa toplum o şekilde yaklaştı bu kesimlere. Ötekilerin kendisini tanımlamasıyla egemen gücün onları tanımlaması çok farklı halbuki. Ötekiler her dönem kriminalize edildi. Şeytanlaştırıldı. İktidarlar sıkıştıkları her dönemde bu kesimlere sopayı vurarak toplum üzerinde bir korku iklimi oluşturarak toplumu ve siyaseti dizayn etti.
Şimdi de KHK kılar aynı kaderi yaşıyor.

Muhalefet partileri! KYK borçları, EYT, çiftçilerin yaşadığı sorunlar, işsizlik, ekonomik kriz vb. durumlarda cesurca konuşurken, tweetler atarken, soru önergeleri verirken, KHK, Kürt sorunu, cezaevlerinde yaşanan işkence iddiaları ve hak ihlalleri konusunda neden sessiz?
Bu sorunun cevabı faşizmin ne olduğunu anlamakta geçiyor.

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek faşizmin karakteristik özelliklerini;

*Güçlü ve sürekli milliyetçilik
*İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi
*Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması
*Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi
*Cinsel ayrımcılığın şahlanışı
*Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması
*Ulusal güvenlik takıntısı
*Din ve yönetimin içiçe geçmesi
*Özel sermayenin gücünün korunması
*Emek gücünün baskı altına alınması
*Aydınların ve sanatın küçümsenmesi
*Suçlama ve cezalandırma ile baskı altına alma
“Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama
*Hileli seçimler

Şeklinde 14 maddede özetlemiş.
Okumak isteyenler için buraya bırakıyorum

Günümüz Türkiye’sini anlatıyor sanki. Türkiye’yi değil faşizmi tarif ediyor. Bizi anlattığını düşünüyorsanız biz de faşist bir zihniyetle yönetiliyoruz demektir. Bu köşe yazısında faşizmin tahlilini yapmayacağız. Konumuz bu değil. Ancak konunun anlaşılması açısından faşizmin birlikte ve kardeşçe yaşama duygusu taşıyan halklar için nasıl bir bela olduğunu anlamamız açısından değinmeden geçmek olmaz.
Herkes biliyor KHK ile yapılan ihraçların ve diğer uygulamaların hukuksuz, haksız ve vicdansızca olduğunu. Cumhurbaşkanı Erdoğan “At izi, it izine karıştı.” diyerek bunun itirafını yaptı. Cumhurbaşkanı Danışmanı Numan Kurtulmuş “Hukuk uygulansaydı 2030’a kadar bu insanları atamazdık!”, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ”KHK’lıları suçlu oldukları için değil idari bir tasarrufla ihraç ettik” sözleri KHK’ların hukuksuzluğunu ve vicdansızlığını gözler önüne seriyor. Bu üç söylem devleti yöneten en üst kesimin itirafları.


Her şey bu kadar aleni ve hukuksuzca yapılırken neden bu sessizlik, neden bu duyarsızlık? Bir iki kişinin uğradığı haksızlıktan bahsetmiyoruz. 152 bin kişinin doğrudan uğradığı, milyonlarca kişinin dolaylı olarak uğradığı haksızlıktan bahsediyoruz.
Şimdi Dr. Lawrence Britt’in yukarıdaki iki maddesine atıf yapabiliriz.
1.Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik,… komünistler, sosyalistler, vs. vardır(Dr. Lawrence Britt)

15 Temmuz darbe girişimine ve 20 Temmuz sivil darbesine bir günah keçisi bulunmalıydı. Bu günah keçisi öyle korkutucu, ürkütücü olmalı, öyle seytanlaştırılmalıydı ki kimse sahip çıkmasın. Sahip çıkmaya çalışanlar da onlar gibi şeytanlaştırılsın. Bu günah keçisine bir isim verilsin. Adı Fetö! Olsun. Hımm güzel… Hem korkutucu hem gerçek gibi.
Evet şimdi de bu kazana atın bakalım hoşlanmadığınız, kaşını gözünü beğenmediğiniz, bize itaat etmeyen, bizden olmayan, bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi yaşamayan, yolumuza diken olan herkesi, ama herkesi atın bu kazana.
Efendim bunlar Kürt, olsun atın onları da
Efendim bunlar sosyalist, farketmez atın onları da kazana
Ama bunlar alevi, onları da atın.
Bir cadı avına dönüştürüldü KHKlar. Cemaat, sol, sosyalist, Kürt, alevi, emek ve demokrasi mücadelesi verenler, onların inandıkları yolda yürümesine engeldi. Atılmalıydı.

Ne kadar çok düşman, günah keçisi olursa o kadar iyi. Her sorunun üstünü örtmek için o sorunun muhatabı düşman sopası ile kitleler, siyasi partiler dizayn edilebilirdi. Toplumu, kurumları, sendikaları, siyasi partileri istedikleri gibi dizayn etmek için her alanda bir düşman gösterilmeliydi. Tarih boyunca yaşanan her toplumsal, siyasal, ekonomik sorunların sebebi olarak dış güçler, dış güçlerin içerdeki uzantıları hikayeleriyle toplum korkuyla dizayn edildi. Ülkemizde Kürt sorunu yok beka sorunu var, ekonomik krizi boş verin beka sorunumuz var, işsizliği geçin beka sorunumuz var…
Yolsuzluklar, hırsızlıklar, peşkeş çekmeler gündeme geldiğinde bunları gündemleştiren herkes hain, terörist etiketleriyle damgalanıyor.
Yapılan tüm baskılar, tutuklamalar, hukuksuzluklar beka sorunumuz var örtüsüyle örtbas ediliyor.

2.Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.(Dr.Lawrence Britt)

İlan edecekleri düşmanları, günah keçilerini, terörist, vatan haini dedikleri kesimleri topluma inandırabilmek, ilan etmek için basın ,medya ve trollere ihtiyaçları var. Hemen her gün yandaş ulusal kanallarda, gazetelerde, sosyal medya mecralarında KHK ile ihraç edilenlerin terörist, vatan haini oldukları tartışılıp, manşetler atılıyor. Hangi kanalı açarsanız, hangi gazeteye bakarsanız bu konu işleniyor. Hayatları boyunca başkasının tavuğuna bile kışşş dememiş, karıncayı incitmemiş, yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmamış insanları terörist, vatan haini ilan ettiler. Kimine kurum kanaati, kimine dershaneye çocuğunu gönderdiği için, kimilerini bankada parası olduğu için, kimilerini gazete abonesi olduğu için ihraç ettiler ve yandaş medyalarında terörist, vatan haini ilan ettiler. Toplumu inandırma konusunda da başarılı oldular. Çünkü hangi kanalı izlerse izlesin, hangi gazeteyi okursa okusun sürekli olarak bu insanların vatan haini, terörist oldukları işlendi.
Genelde tüm muhalifler özelde KHK ile ihraç edilenler toplumun gözünde şeytanlaştırıldı. Sivil ölüme terkedildi. Cenaze namazları bile kıldırtılmadı. O kadar ötekileştirildiler ki onlarla temas eden herkesin vatan haini ve terörist olduğu dillendirildi. Toplumun büyük çoğunluğunda ve siyasilerde otomatik algısal çarpıtmalar oluşturuldu. Oluşturulan otomatik algısal çarpıtmalar düşünceye yansıdı. Düşünce duyguları şekillendirdi. Korku, kaygı, endişe ve bir kesimde de nefret duygusu oluştu. Toplum oluşan duygusal ve sosyal kamplaşmaya doğru yol aldı. Artık iktidardan yana olanlar ve ötekiler olarak iki sosyal sınıf oluştu. Bugün oluşan Millet İttifakı, Cumhur İttifakı ve HDP’nin oluşturduğu 3.yol ittifakı ortaya çıktı.

Burada hangi partinin KHK ile ilgili neler söylediklerine tek tek değinmeyeceğim. Belki başka yazının konusu olabilir. Ancak muhalefet KHK meselesine diğer meselelere değindiği gibi değinmiyor. EYT, KYK borçları, işsizlik, ekonomik kriz, 5’li çete konusunda söylediklerini söylemiyor. Korktuğu için değil, oy kaybederim kaygısıyla KHK meselesine değinmiyor. Muhalefet için bir ucu bal, bir ucu çekiç olan bir sopa KHK meselesi. Balı almak istiyor ama o sopayla da dayak yemek istemiyor. Çünkü bala dokunduğu anda iktidar tarafından yandaş medya, sosyal medya ve troller aracılığıyla dövülecek. Havuz medyası çarşaf çarşaf yazacak, çizecek. Vatan haini ve terörist ilan edilecek. İşte bu yüzden KHK meselesine temkinli yaklaşıyor muhalefet.

Yaratılan bu duruma ve hak, hukuk ,adalet ekseninde bakmalıdır. Haksızlıklara göz yummamak için, haksızlığa uğrayanların hakkını aramak için, ötekileştirilen kesimlere sahip çıkmak için kimimiz solcu, kimimiz sağcı, kimimiz dindar bir ideolojik kalıba girdik. Halbuki bunlar için ideolojik kalıplara gerek bile yok. İnsanlık kalıbı yeterli. Muhalefet ve toplum ideolojik kalıplardan sıyrılıp insani kalıba girerse sorunların çözümünde ortaklaşır herkes.

Muhalefetin yapması gereken temkinli yaklaşmak değil, yaratılan bu toplumsal algıyı tersine dönüştürmektir. Bir gece ansızın KHK listeleriyle sorgusuz, sualsiz, hukuksuz ve vicdansızca ihraç edilenlerin vatan haini, terörist olmadıkları algısını oluşturmalıdır. Bu yönde politika üretmelidir.

Toplumsal barışın sağlanması için bu elzem bir durumdur.

Nezir DORAK

, , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.