20 Temmuz Sivil Darbesinde Tutmayan Hesap!

Evet umudumuz OHAL, sıkıyönetim, muhtıra, askeri müdahale gibi durumların yaşanmadığı bir ülke. Bu belki Türkiye insanı için hayal gibi görünebilir. Ancak, bugüne kadar hiç yaşamadığımız gerçek bir demokrasiye eriştiğimiz zaman bunların hiç birini yaşamayacağız.

Bu coğrafya çok partili döneme kadar tek parti döneminde devletin kodlarını hayata geçirmek için her türlü askeri yöntemleri kullanmaktan hiç çekinmedi (Şeyh Sait, Dersim, vb) Tüm bunların hepsi sözümona devletin geleceği için yapıldı. Daha sonra 1960 darbesi ile tanıştık. Darbe sonrası belki de bugüne kadar ki en demokratik olan anayasa hayata geçirildi. Ama sonuçta bir darbeydi ve asla savunulacak bir tarafı olamazdı.

1961 Anayasasının kazanımları ve 68 kuşağının da etkisi ile Türkiye’de işçi sınıfında, köylülerde, öğrencilerde ülkenin geleceğine dair hareketlenme başlayınca hemen devletin kodları harekete geçti ve 1971’de bir muhtıra yayınlanarak darbe yapıldı. Darbe sonrasında gençler idam edildi. 1961 anayasası ile elde edilen kazanımlar ortadan kaldırıldı ve çok ağır bir başka dönem yaşandı. Darbenin etkileri yavaş yavaş ortadan kalktıktan sonra 1960 yılların sonlarında ateşlenen demokrasi ve özgürlük talepleri tekrar yeşermeye başladı. Devlet bu talepleri çeşitli illegal yöntemlerle (kontrgerilla gibi) engellemeye çalıştı. Ancak aynı zamanda ekonomik kriz ortaya çıkmış ve Avrupa’da neo-liberal bir dalga ortaya çıkmıştı. Hem toplumsal muhalefeti bastırmak hem de ülkede neo-liberal ekonomiyi uygulamak için askerler yine sahneye çıktı ve 12 Eylül’de bir kez daha darbe yapılmış oldu.

Darbe sonrasında 48 kişi idam edilirken yüzlerce insan cezaevinde, çatışmalarda ve işkencelerle katledildi. 650 bin kişi hakkında gözaltı işlemi uygulandı. 1961 anayasasındaki tüm demokratik hükümler ortadan kaldırıldı. Ardından Özal dönemiyle birlikte neo-liberal ekonomi uygulanmaya başlandı. Her yönetememe krizinde ordu müdahaleye alışık olduğu için 28 Şubat’ta da aynı yöntemi uygulayıp hükümet post- modern bir muhtıra verdi.

Bugün yıl dönümü de olan ‘Sivil Darbe’ ile hiç karsılaşmamıştık. Tam olarak ne olduğu nasıl olduğu; kimlerin içinde olduğu bilinmeyen, ‘bağımsız’ meclis araştırması ile bile tespit edilemeyen 15 Temmuz’dan sonra siyasi iktidar OHAL uygulayarak tam bir sivil darbeyi gerçekleştirmiş oldu. Bu uygulama ile kendine muhalif olan veya kendince tehlikeli olduğunu düşündüğü yüz binlerce kamu emekçisini bir gecede işinden attı. Muhalif medya kuruluşlarını kapattı. On binlerce insana daha düne kadar yasal olan bir çok kriteri yasa dışı gibi göstererek ve adil yargılanma hakkını kullandırmadan cezalar yağdırdı. Burada dikkat edilmesi gereken bu kıyıma kendine düşman olarak gördüğü cemaat yapılanması dışında birçok sosyalist ve Kürt de maruz kaldı (4500 KESK üyesi). Son tahlilde toplum maalesef bunu pek anlayamadı ve siyasi iktidarın oluşturduğu algının peşine takıldı.

Ancak bu artik sürdürülebilir bir argüman olmaktan çıktı. Çünkü, KHK’lılar ihraç biçimlerine itiraz ederek bir araya geldiler ve bıkmadan usanmadan bu ihraçların haksız hukuksuz olduğunu her yerde anlatmaya devam ediyorlar. Daha düne kadar vebali gibi davranılan KHK’lılar artık bu ülkede en önemli toplumsal muhalefet dinamiği olduklarını dosta düşmana gösterdiler. Bu mücadele son KHK’lı işine dönene kadar devam edecek.

Burada şunu vurgulamakta fayda var… Artık yüz binlerce KHK’lının birbirine sımsıkı sarılmasını sağlayan ortak paydaları var ve bu ortak paydalar için verecekleri mücadele Türkiye’nin demokratikleşmesine çok büyük katlı sunacak. Buradan ortak paydanın bir tanesini yazmak istiyorum. ‘SİVİL-ASKERİ HER TÜRLÜ DARBEYE HAYIR’.

, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.