KHK’lılar ve Siyaset

Siyasi partiler, tıpkı sığınmacılar konusunda olduğu gibi KHK’lılar konusunda da, yaratılan toplumsal algılardan çekinerek siyasi söylemlerinde ürkek davranma yerine, toplumsal algıları dönüştürme yolunda gayretler sarf etmeliler. Ahlaki siyasetin özünde bu gerçeklik yatmaktadır.

Siyaset bahsini açmazdan evvel, konuya ilişkin bazı hatırlatmalarda bulunmakta fayda var.

KHK’lılar konusu, altında imzamız bulunan uluslararası hukuk metinlerinin, Anayasanın, meri hukukun çiğnenmesi bir yana, haklarında yapılan “Toplumsal Maliyet Araştırmaları”nın da gösterdiği üzere, ülke açısından ciddi ve katmerleşmiş bir sorunlar yumağını ortaya koymaktadır.

İntiharlar, çocuk intiharları ve psikolojik travmaları, boşanmalar, toplamda 142’yi bulan hak ihlalleri tespitleri, kısaca “sivil ve sosyal ölüm” olarak nitelenmeyi çok önceleri hak etmiş bir toplumsal ur haline gelmiştir.

.

“Her darbe döneminde ihraç edildiğini ama bir şekilde işine iade edildiğini” katıldığı bir programda paylaşan KHK Platformları kurucularından ilkokul öğretmeni Münir Korkmaz;12 Eylül’ün ardından bile dört yıl sonra ihracının sonlandığını ve işine iade edildiğini belirtirken, altı yıl sonra bugün hâlâ haklarına kavuşamayan insanların olmasını, bu dönemin koşullarının daha ağır işlemesine örnek olarak vermişti.

.

Peki bizdeki süreç, bu uyarı ve tavsiyelere uygun işletildi mi? Külliyen hayır! Anayasanın 38/4 maddesi gereğince; “Suçluluğu hükmen (kesin bir yargı kararı ile) sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” dendiği halde, OHAL KHK’larıyla kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili KHK’larda sadece şu gerekçeye yer verildi:

Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan (eklerde yer alan listelerde ismi geçen kamu görevlileri) başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır.” 

Yani KHK’ların eklerindeki listelerde isimlerine yer verilen kişiler, haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan bir terör örgütüne üye olmakla suçlandı ve bu suretle masumiyet karineleri de açıkça ihlal edildi. İnsanlar davaları “şahsileştirilmeden”, öznel durumları göz önüne alınmadan o bir paragraflık hukuksuzluğun kurbanları konumuna getirildiler. Yargıçlar, o bir paragrafın ardına sığınarak, farklı davalarda aynı hükmü vermekte beis görmediler.

.

.

Sonuç olarak; KHK’lar ve KHK’lılar meselesi hukukla beraber yürüyecek bir siyasal vizyon meselesidir. “Biz olsaydık 15 Temmuz sonrasını nasıl yönetirdik?” sorusuna cevap arayışı, empati için de kolaylıklar sağlayıcıdır. Yaşanan günleri geri getirmek mümkün değildir. Yani KHK’lıların mağduriyetlerinin maddi tazminini hiçbir teraziye vurmak kolay değildir. Lakin, art niyetli süreçleri geri döndürmek kadar, o süreçlerin iyi niyetli şekilde nasıl yönetileceği de bir o kadar önemlidir. Kaybedilen yıllar, aş, iş, gelecek endişeleri, pozitif ayrımcılığı gerektirebilir. Özür; iade-i itibarla birlikte, o özrün ve itibarın karşılığı olacak bir gelecek inşasını bu insanların, ailelerinin ve çocuklarının önüne koymaya çalışmak; çözüm reçetelerinde bu tarz projelere yer vermek, toplum olarak geleceği inşada güven aşılayıcı ve kucaklayıcı olacaktır.

Bahadır KURBANOĞLU

YAZININ TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir