Pazar, Haziran 16, 2024
AÇIK GÖRÜŞ

Dilbilimci Prof. Dr. Özgür Aydın: “Dilin Yaşaması ve Toplumsallaşması İçin Bu Dilin Öncelikle Eğitim Dili Olması Gerekir”

Dillerin kaybolmaması için eğitimin önemine dikkat çeken Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dilbilim Bölümü öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Özgür Aydın, “Bir dilin yaşaması ve toplumsallaşması için bu dilin öncelikle eğitim dili olması gerekir” dedi. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dil Atlası’na göre, dünyada yaklaşık 2 bin 500 dil kaybolma tehlikesi altında ve her 15 günde bir dil kayboluyor. Atlasa göre Türkiye’de Kapadokya Yunancası yok olurken, dünyada ise oldukça kritik bir noktada. Diyarbakır Lice’de konuşulan Mlahso dili Suriye’ye göçen köylülerden İbrahim Hanna’nın ölümüyle 1995’te yok oldu. Ubıhça ise 1992’de Tevfik Esenç’in ölümüyle kayboldu. Batı Ermenicesi, Abhazca, Adigece, Kabar-Çerkes, Zazaca (Kırmancki), Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Suret, Gagavuzca, Ladino, Turoyo ve Hertevin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte devreye konulan “tek dil” söylemleri Türkçe dışında konuşulan 36 dili aile içine hapsediyor ve zamanla yok olmasının önünü açıyor. Azınlık dilleri olarak adlandırılan Türkçe dışındaki dillerin yaşatılmasına dair bir devlet politikası olmadığı gibi bu dillerin öğretilmesi ve yaşatılmasına ilişkin dernekler ve kurumlar ise kapatıldı. Yakın tarihte Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği (KURDÎ-DER) 21 Kasım 2016’da “Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olma” gerekçesiyle kapatıldı.

 TÜRKİYE’DE TEHLİKEDE OLAN DİLLER 

 Türkiye’de tehlike de olan diller ise 4 kategori olarak sınıflandırırsak, son derece tehlikede olanlar grubunda yer alan Hertevin’e dair 1999 yılında sadece bin kişi konuşulduğu bilinse de son güncel verilere ulaşılamıyor. Ciddi anlamda tehlikede olan Gagavuzca da Türkiye’de bulunan Yahudilerin konuştuğu Ladino ve Süryanice yer alıyor. Kesinlikle tehlikede olan diller arasında ise; Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Çingene dilleri (Atlasta yalnızca Romani bulunuyor), Süryaniceye benzeyen Suret (atlasa göre Türkiye’de konuşan kalmadı; konuşanların çoğu göçle başka ülkelere gitti) ve Ermenice yer alıyor. Güvensiz durumda olanlar: Abhazca, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca).

 ANADİL EĞİTİMLE KORUNUR 

Uzmanlar ve dilleri tehlikede olan azınlıklar ana dillerinin kurtulabilmesi için eğitimin şart olduğunu vurguluyor. Adıge Dili ve Edebiyatı Derneği Ankara Temsilciliği Yönetim Kurulu üyesi Şakir Koç, 157 yıldır diasporada yaşadıklarını vurgulayarak, dildeki erozyonun önüne eğitimle geçilebileceğini ifade etti. Anadillerinin unutulmaması için çaba sarf ettiklerini söyleyen Koç, “Biz bundan sonra bunları tersine döndürüp halkımızın dilini konuşması konusunda çalışmaya başlıyoruz ama bunu yapabilmemiz için kaç tane yıl geçer onu bilmiyoruz” şeklinde konuştu. Halkın duyarlı olması ve anadiline sahip çıkmasıyla dilin ölümünün yavaşlayacağını ifade eden Koç, “Dillerin yok olmaması için eğitim dışında, insanların da duyarlı olması şart. Burası bizim anavatanımız bu değil. Anavatanımızda resmi dil olarak okullarda okutuluyor, orayla ilişkiler tesis edilirse büyük ihtimal bu kaybın önüne geçilir diye düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

 ÇERKESCE KONUŞAN ÇOCUK YOK

 İstanbul Kafkas Kültür Derneği temsilcisi Murat Papshu, Çerkesce için anadili diyemediğini kaydederek, anadiline yabancılaşma boyutunu gözler önüne seriyor. Erken okullaşma nedeniyle anadilini tam öğrenemediği sadece anlayabilme düzeyinde kaldığını belirten Papshu, kendi çabalarıyla dili öğrendiğinin altını çizerek, bir dili korumanın temelinde eğitim yattığını ifade etti. Türkiye’nin çok dilli ve kültürlü olduğunu ancak devlet politikaların bu şekilde kurulmadığını söyleyen Papshu, “En temel olan eğitimdir, eğitim dili olmadığı zaman o dili konuşanlara ‘diliniz değersizdir, bir işe yaramaz önemli değildir’ demektir” ifadelerini kullandı. Neredeyse Çerkesce konuşan hiçbir çocuğun olmadığını belirten Papshu, Çerkesce için anadilde eğitim olanağının şu an mümkün olmadığını ama Kürtçe için hala umudun olduğunu ifade etti. Papshu, şunları söyledi: “Anadilde eğitim diye bir durum çocukların kendi anadillerini öğrenebilmesi için. Türkiye’deki diller için farklı durumlar var ama Kürtçe için belki olabilir çünkü hala çocuklar konuşuyor. Diğer dillerin orta yaşın altında konuşulanı çok azalmış, hatta hiç yok. O yüzden bu diller için ana dilde eğitim olamaz ama ana dilin öğretilmesi söz konusu olmalı.” Dilin kültürün temel ögesi olduğunu söyleyen Papshu, halkın anadiline sahip çıkması gerektiğini ifade etti. Çerkescenin bir sonraki nesillere aktarılması yönünde çalışmalar yürüttüklerini belirten Papshu, teknolojinin dilin korunması için bir avantaj olabileceğini söyledi. 

‘SORUMLULUK DEVLETTE’ 

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dilbilim Bölümü öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Özgür Aydın, dil ölümlerinin doğal olarak da meydana gelebileceğini fakat kapitalist sistemde baskı mekanizmasıyla dil ölümlerinin yaşandığına dikkat çekti. Dili korumak konusunda bireylerin yapabileceklerini sınırlı olduğunu belirten Aydın, sorumluluğun devlete düştüğünü ifade ederek, şunları ekledi: “Bir dilin yaşaması ve toplumsallaşması için bu dilin öncelikle eğitim dili olması gerekir. O dilin öğretilmesi değil, o dilde eğitim yapılması gerekir çünkü o dilde eğitim yapılmazsa zamanla konuşan kişi sayısı azalacaktır.” 

‘AİLE İÇİNE HAPSEDİLEN DİL ZAMANLA ÖLÜR’ 

Resmi dilin diğer diller üzerinde bir baskı yarattığını ve aile içine hapsettiğini belirten Aydın, “Evin için sıkıştırılmış dil belli bir yerden sonra kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Türkçe eğitim yapılması Türkiye’de konuşulan diğer dillerin üzerinde belli bir etki yaratıyor. Bu da o dillerin gittikçe yok olmasına neden oluyor, Anadolu’da konuşulan 3 dil yok oldu. Anadolu’da 30-42 arasında dil var. Bu durum sadece Türkiye özgü de değil. Papua Yeni Gine’de yanılmıyorsam 9 yüze yakın bir dil var küçücük bir ada ülkesi ama yüzlerce dil var. Kanada’da 50’ye yakın dil var ve onlarda yok oldu. Dünya bir diller mezarlığına dönüyor bu doğru. Anadolu’da kaygı verici bir durum söz konusu, bunu hem bir mirası korumak dil bilimci olarak bunun ötesinde başka bir değer var. Dil çeşitliliği çok önemli kaynaktır ve bunu kaybediyoruz” diyerek, her yerin diller mezarlığına döndüğüne dikkati çekti. 

‘YÜZÜMÜZÜ SSCB’YE ÇEVİRMELİYİZ” 

Kapitalist sistemin dilleri alınıp satılan bir ürün haline getirdiğine dikkat çeken Aydın, kapitalist sistemde çok dilliğinin korunamayacağını belirterek, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) tarihine bakıldığında dillerin korunduğunu söyledi. Anadolu’da yer alan 30-40 dilinde bir eğitim dili olmasının mümkün olduğuna da işaret eden Aydın, şunları söyledi: “Yüzümüzü Kanada’ya dönersek mümkün değil. Kanada’da 50’ye yakın yerel dil var ama göçmen dillerde İngilizce ve Fransızca eğitim yapılıyor, yerel dillerde yapmıyor. Avrupa’da aslında çok iyi örnekler yok pek çok göçmen var Avrupa’da. Oraların vatandaşı olmuş ama dillerinde eğitim yok aslında dünyanın bu konuda karnesi zayıf sınıfta kalmış durumda. Belki biraz daha tarihsel bakıp SSCB örnek alabilir. Orada Kazakça, Türkçe, Kürtçe gibi pek çok dilde eğitim yapıldı, o dilleri yaşatmak için önemli bir çaba var.”

 ‘BÖLÜCÜLÜK’ YAFTALAMASI  

Kaybolma riskiyle karşı karşıya olan dillerin hızlıca verilerini toplamaya çalıştıklarının bilgisini de veren Aydın, “Öyle bir şey ki çok hızlı şekilde dil alanındaki çalışmalarınız bölücülük olarak yaftalanıyor ama bilimsel gerçekler bunlar. Örneğin şu çok tehlikeli ve yanlış Almanya’daki Türklerden bahsederken; Almanya’da anadilde eğitim yapılmıyor hatta Türkçe öğretilmiyor diyoruz, Bulgaristan’daki Türkler için Yunanistan’daki Türkler için bu kadar haklı bir hassasiyet gösterip kendi yaşadığı coğrafyadaki yaşanan durumu görmezden gelmek doğru değildir. Almanya’daki Türkçe neyse Türkiye’deki Zazaca, Kürtçe, Lazca, Abazca, Hemşince, Süryanice aynı değerdedir o coğrafyalar için ne düşünüyorsak yaşadığımız coğrafya için de aynı hassasiyeti göstermek gerekiyor” şeklinde konuştu.

Makalenin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir