Cumhuriyet 2

Halil Köken

Bir önceki yazımızda Cumhuriyeti anlatmıştık. Bu yazımızda aynı konuyu anlatmaya devam edeceğiz.

Cumhuriyet ile demokrasi eş anlamlı olarak kullanılır. Demokrasi en mükemmel şeklini Cumhuriyet ile bulmuştur. Cumhuriyet’te devlet Başkanı bile seçimle gelir. Ya Meşrutiyet gibi Devlet Başkanını Soylu bir aileden gelen birini dolayısıyla değişme ihtimali olmayan birini kabul edeceksiniz ya da Devlet Başkanını Seçerek getireceksiniz. Demokrasi ve Cumhuriyet’in ayrılmaz bir ikili olmasının sebebi budur. Bugün dünyada var olan demokrasilerine baktığımız zaman bunun bir inanç biçimi olduğunu görüyoruz. Adeta bir yaşam şeklidir. Öncelikle Demokratik kültürü benimsemiş olacaksınız.

Bir yönetim biçiminin adının Cumhuriyet olması yeterli değildir. Ona kalsa Libya’nın resmi adı “Libya Arap Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği” idi ama yönetici bir darbeyle gelen Albay Muammer Kaddafi idi ve hem söylediği kanundu hem de hiçbir Libya’lı onu değiştirmeyi düşünmüyordu. Burada Albay Kaddafi’yi örnek olarak verdim. Bu Irak’ta Saddam Hüseyin idi. Suriye’de Esad, Mısır’da Mübarek idi. Bu isimlerin bir kısmı çeşitli saiklerle değişmiştir.

Yaklaşık 100 yıllık Cumhuriyet Sisteminde halen daha demokrasimizde eksiklikler mevcuttur ve bunlar çözülmeli ve Demokrasimiz batı standartlarına ulaşmalıdır.

Bu konuda yapılacaklar aslında muhalefette iken söylediği iktidarda unuttuğu veya üstünü örttüğü meselelerdir. Burada iktidarda iken derken sadece ülke iktidarını değil parti iktidarlarını da kastediyorum.

Örneğin CHP’nin 1972 Kongresinde Genel Başkan İsmet İnönü’ye karşı bayrak açan Bülent Ecevit “İsmet İnönü’nün yaşlı olduğunu ve dolayısıyla değişmesi gerektiğini” söylüyordu. İnönü hasta ve yaşlıydı. Ve değişmesi yerini gençlere bırakması gerekiyordu. Nitekim İnönü kongreden 1 sene sonra hayata gözlerini yumuyordu. Sene 2001’e gelindiğinde Ecevit’in partisi olan DSP’de muhalif olanlar aynı gerekçelerle partiden ayrılıyorlardı. Sağ partiler içinde durum farklı değildir. Adalet Partisi’nde bir ölümle partinin başına geçen Süleyman Demirel partisi Doğru Yol partisi Meclis’te olsa gene başına geçmeyecek mi idi? Ya da AKP ve CHP’nin barajı geçip diğerlerinin Baraj altında kaldığı 2002 seçimlerinde Doğru yol ve ANAP barajı geçseler Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller partilerinin liderliğini bırakır mıydı?

MHP’nin kurucu genel başkanı olan Alparslan Türkeş ölümle partiyi bırakıyor yerine 2. Kongrede seçilen ve Matematik hesapları yapan Devlet Bahçeli çeyrek asırlık iktidarını sürdürüyor. Kongreye gitmek isteyenleri bir şekilde durdurup onları partiden ayrılmayı zorlayıp onlardan temizleyerek yoluna devam ediyor.

MSP’nin kurucu genel başkanı 2011’de ölümü ile genel başkanlığı bırakıyordu. Oysa demokrasilerde gen başkanlık için bir süre olmalı bu süre bitince kimse aday olmasa bile yerini bırakmalıdır. Tıpkı 1980’de yerine yenisi seçilmeyen Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün yaptığı gibi. Yani birinci sorunumuz değişmeyen/değiştirilemeyen liderler yerine süresi dolduğunda yerlerini terk eden liderlerimiz olmalı.

Not: Yazımız devam edecek. Okuyucuların konu ile yorumlarını yazmalarını rica ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir