Bir Şahlanışın Hikâyesi

Köy Enstitüleri 2

Halil Köken

Bu sistemde Karadenizli Ortaklarda zeytini görüp tanıyor, Marmara’da ki bir genç Isparta’da gülü, Adana’da turunçgilleri,  bir başka yerde susamı görerek tanıyor ve biliyordu. Ancak 1954 yılına geldiğinde toprak ağaları kazan kaldırıyordu.  Sebebi de Köy Enstitü mezunlarının tayin olduğu köylerde millet bir meselesi olduğunda ağaya gitmiyor devlete başvuruyordu.

Bu ağalığın sonu demekti. Halkı güdülecek koyun ve kul olarak gören ağalar bu durumdan paniklemiş ve kendisi de toprak ağası olan Menderes’e gelip durumdan haberdar ederler ve bu eğitim kurumları kapatılır. Köy Enstitüleri önce; Öğretmen okullarına, sonra öğretmen Liselerine dönüşüyordu.

Bugün Ösym sınavına giren gençlerin çoğunun meslek seçiminde kararsız olduğunu düşündüğümüzde; daha ilkokuldan gelmiş çocukların öğretmen olma amacını taşımaları önemlidir.

Unutulmamalıdır ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün başarılı olmasının sebeplerinden birisi 12 yıl askeri okullarda okumasıdır. Uzun süre askerliğin içinde pişmiştir.

Eğitim hükümetlerin baraj derslerinden biri olmalıdır. Eğitim her türlü partiler üstü bir mesele olmalıdır. Çünkü eğitim gelecek nesilleri yetiştirecek olan bir olgu olmalıdır. Fakat eğitim her dönemde siyasete alet etmektedirler. Bırakında eğitimciler işini yapsın.

Bir zamanlar Yunan işgaline karşı direnen Menderes ağaların talebine boyun eğecek ve bu enstitüler kapatılacaktır. Türkiye o günden beri eğitimde bir model geliştirememiştir. Kimi dönemde ve günümüzde her yer İmam Hatipler yapılmaya çalışılmıştır.

Memleketlerin güçlü olması, kimi dönemde toprak genişliği ile kimi dönemde asker sayısı ile günümüzde de üretim gücü ile ölçülmektedir. Ne hazindir ki daha dün kurtarmak için gittiğimiz Güney Kore’nin dünya çapında markaları varken bizim kaç şirketimiz vardır? Dünya sıralamasında kaç üniversite, kaç bilim adamı vardır?  Kişi başına mili geliriniz vardır? Bütün bunlar şapkayı önümüze koyup kara kara düşünme zamanıdır.

Burada yeniden 1940’lara dönelim demiyorum ancak bu meseleye eğilmek ve bu konuyu ele almak zorundayız. Eğitim bir siyaset alanı olmaktan çıkarmak, insanları yeniden üretime döndürmek zorundayız. Önemli olan keyfiyet midir yoksa kemiyet midi? Yani önemli olan sayı mı yoksa kalite mi?

Yani 200 üniversiteniz olsa ne yazar? Dünyada sıralamaya giremedikten sonra. Sözlerimi abartılı bulanlar dünyada ilk 500 üniversite de Türkiye’den kaç üniversite var bir baksınlar. Dünya küresel bir köy haline gelmektedir. Yani küçülmektedir. Osmanlı torunu olduğunu iddia edenler Fatih’in Macar ve dolayısıyla Hıristiyan olan topçu ustası Urban Ustayı devlet hizmetinde kullandığını düşünsünler. Ondan sonrada bunu günümüzde öğretmenleri bölmeden her kesimden insanla çalışmanın yollarını arasınlar. Lise ’de okuyanların bile istikbal göremeyip yurtdışına çıkmak istiyorsa bir yerlerde bir yanlış yaptığımızı düşünmemiz gerekir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Özgür Platform’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir