“…kaçak saraydaki iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.” İfadesi İçin Verilen Hapis Cezası AYM’den Döndü

Paylaş

Anayasa Mahkemesi “…kaçak saraydaki iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.” sözlerini kullanan Yaşar Gökoğlu için verilen 10 aylık hapis cezasını bozdu ve “İncelenen başvuruda ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu 3/9/2015 tarihinde, Irak ve Suriye’den ülkemize yönelmesi muhtemel saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi risklere karşı ulusal güvenliğin idamesini sağlamak amacıyla Hükûmetin mevcut olan sınır ötesi askerî operasyon yapma izninin bir yıl daha uzatılmasına karar vermişti. Kendilerini “Barış Bloğu” olarak adlandıran ve aralarında bazı siyasi partiler ile bir kısım sendika, meslek kuruluşu ve diğer bazı sivil toplum örgütlerinden oluşan bir platform TBMM’nin söz konusu kararına karşı tepkilerini göstermek amacıyla 10/10/2015 tarihinde Ankara Gar’ında toplanma çağrısı yapmıştı.

Ankara dışından da çok sayıda kişinin katıldığı toplantıda kalabalık sağlandıktan sonra üçer saniye arayla iki ayrı patlama gerçekleşmiş, Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırılarından biri olan patlamada 109 kişi hayatını kaybetmiş ve 500’ün üzerinde kişi ise yaralanmıştır.

12/10/2015 tarihinde, Adana Uğur Mumcu Meydanı’nda 10/10/2015 tarihli terör saldırısında hayatını kaybedenlerin cenazelerini karşılamak üzere tören düzenlenmiştir. Bahsi geçen törende Yaşar Gökoğlu, cenazeleri karşılamak için toplanan kitleye hitaben bir açıklama yapmıştır. Gökoğlu tarafından yapılan açıklama aynı yerde bulunan emniyet görevlileri tarafından kayda alınmıştır.

Yaşar Gökoğlu’nun açıklamada kullandığı “…kaçak saraydaki iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.” şeklindeki ifadeler sebebi ile Adana Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır.

Yapılan soruşturma sonucunda ilgili ifadeler sebebi ile Gökoğlu hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan kamu davası açılmıştır.

Yapılan yargılama sonucunda Adana 27. Asliye Ceza Mahkemesi 7/12/2016 tarihli kararı ile başvurucunun Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) kararı vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; Gökoğlu’nun Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan müştekiye yönelik olarak kullandığı ifadelerin hakaret niteliğinde olduğunu belirtmiş, başka bir değerlendirmeye yer vermemiştir.

Yaşar Gökoğlu’nun bu karara itirazı Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince 19/1/2017 tarihinde reddedilmiş ve ret kararı başvurucuya 1/2/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Yaşar Gökoğlu 23/2/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucu Yaşar Gökoğlu’nun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

Başvurucu; mahkûmiyetine konu açıklamasının amacının 10/10/2015 tarihinde gerçekleşen terör saldırısını kınamak, patlamada hayatını kaybedenleri anmak ve devlet yetkililerinin olayı önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alma konusundaki ihmalini vurgulamak olduğunu belirtmektedir. Açıklamasındaki “kaçak saray” ifadesinin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yönelttiği bir eleştiri niteliğinde olduğunu belirten başvurucu, “…iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.” ifadeleri ile de Cumhurbaşkanı’nın iktidarının devamlılığını sağlamaya yönelik olarak yürüttüğüne inandığı faaliyet ve söylemleri hakkında görüşlerini dile getirdiğini belirtmektedir. Bireysel başvuruya konu mahkeme kararında mahkûmiyeti için yeterli gerekçe bulunmadığını belirten başvurucu, söz konusu açıklaması sebebi ile cezalandırılmasının Anayasa’nın 2., 10., 14., 25., 26. ve 141. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

Bakanlık görüşünde; başvuruya konu “kaçak saray” ifadesinin değer yargısı niteliğinde ve olgusal bir temelden yoksun olduğu, ifadenin kamu yararını ilgilendirmediği ve sebepsiz saldırı niteliğinde olduğu, bu bağlamda başvurucu hakkında verilen HAGB kararının özel hayata saygı hakkı yönünden devlete yüklenen pozitif yükümlülükler kapsamında gerekli ve ölçülü olduğu belirtilmiştir.

Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların  müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…

Bu hürriyetlerin kullanılması,… başkalarının şöhret veya haklarının,… korunması … amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

Kabul Edilebilirlik Yönünden

Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Esas Yönünden

Müdahalenin Varlığı

İlk derece mahkemesi bir basın açıklamasında Cumhurbaşkanı’na yönelik olarak kullandığı ifadeler sebebi ile yargılanan başvurucunun 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve HAGB’ye karar vermiştir. Dolayısıyla söz konusu ilk derece mahkemesi kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapıldığının kabul edilmesi gerekir.

Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, … yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … demokratik toplum düzeninin … gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

Başvuruya konu ifadeler (bkz. § 14) 10/10/2015 tarihli terör saldırısında hayatını kaybedenlerin cenazelerini karşılamak üzere düzenlenen törende başvurucu tarafından yapılan basın açıklaması sırasında sarf edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi önündeki mesele, somut olayın koşullarında, başvurucunun kullanmış olduğu ifadeler (bkz. § 14) sebebi ile Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan mahkûmiyetinin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığıdır. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için başvurucunun ifade özgürlüğü ile müştekinin itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge sağlamalıdır.

Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı noktasında belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 57).

İfade özgürlüğüne yönelik yapılan başvuruya konu müdahale mahkeme kararından kaynaklandığı için çatışan haklar arasında yapılacak dengelemenin gerekçeli kararlarda yapılması beklenmektedir (benzer yönde bkz. Bekir Coşkun, §§ 44, 47). Bu sebeple anılan denetim sırasında Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin gerekçesine odaklanır. Kamu makamlarının temel hak ve özgürlüklere ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koymadan yaptıkları müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa’nın 26. maddesini ihlal edecektir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120).

10/10/2015 tarihinde Ankara Garı’nda yaşanan patlamanın hemen ardından hayatını kaybedenlerin cenazelerinin Adana’ya ulaştırılması sırasında düzenlenen bir toplantıda söylenmiştir. Çatışan haklar arasında yapılacak dengeleme yönünden ifadelerin bağlamı ve öncesinde yaşanan olaylar büyük önem taşımaktadır.

Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42). Somut olayda, başvurucunun ifadelerinin muhatabının bir siyasetçi olduğu hususunun da değerlendirmeye konu edilmediği açıktır.

Son olarak rahatsız edici de olsa siyasetçilere, kamuoyunca tanınan kişilere ve kamusal yetki kullanan görevlilere ilişkin yapılan eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79). Bu nedenle müştekiye yönelik sözler söyleyen başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, bilgilendirme ve eleştiride bulunabilme ortamının bir sonucu olan çoğulcu topluma zarar verebilir.

Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.

Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 26. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

İncelenen başvuruda ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 27. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

  • İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
  • Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
  • Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 27. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2016/511, K.2016/487) GÖNDERİLMESİNE,
  • Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir