Barış Neden Korkutur?

Fatma Zehra Fidan

İdil’de zırhlı araçlarla öldürülen çocukların ve yetişkinlerin cinayet failleri neden tutuklanmaz?

Avrasya anketin sorumlularından Kemal Özkiraz, bir buçuk yaşındaki çocuğuna tecavüz edilmek ve öldürülmekle tehdit edildi.

Dünya Barış Günü etkinliği yapmak isteyen engelli eski HDP Milletvekili Musa Piroğlu’nun etkinliği ‘güvenlik’ güçleri tarafından engellendi, vekil yerlerde sürüklendi.

Hakkâri’nin İdil ilçesinde son 13 yılda en az kırk kişi zırhlı araçlar tarafından öldürüldü, bunların yirmisi çocuk. Son vaka evinin önünde bisikletiyle oynayan Mihraç Miroğlu, çocuk sadece yedi yaşında.

Son yirmi dört saatte haber bültenlerinden değil sosyal medyadan görebildiğimiz karanlık tablolar bunlar. Bilemediklerimiz mutlaka vardır.
Ortalığa umarsızca yayılan koku dayanılır gibi değil. Her azamız kusmak istiyor.

Türkiye toplumunda halkın nabzını tutan, hâkim paradigmaya muhalif olduğunu söylemekten çekinmeyen bir profesyonel neden tehdit edilir?

Dünya Barış Günü’nde teması ‘barış ve mutluluk gelsin, savaş ve mutsuzluk gitsin’ olan bir etkinlik neden engellenir?

Sayın Piroğlu’nun etrafındaki etten duvar kimi kimden korumak için yapılmıştır? Piroğlu yerlerde sürüklendiğine göre, onu ‘dehşet salan bir halktan’ korumak gibi bir amaç yoktur.

O halde?
Olsa olsa halk barış söyleminin büyüsünden korunmaya alınmaktadır.

İdil’de zırhlı araçlarla öldürülen çocukların ve yetişkinlerin cinayet failleri neden tutuklanmaz?

Çocuklar neden öldürülür sahi, neden?

Osmanlı padişahlarında kardeş katli vardır, öldürmek caiz hatta muteberdir. Çünkü önemli olan devletin bekasıdır.

Tarihsel travmamızın günümüzdeki uzantısı bu cinayetler olabilir mi?
Bugünün küçüğü yarının büyüğü… Haşmetli devletimizin idaresi için büyüklerimizi biz seçeriz.

Bu bağlamda öldüren katil değil, kahramandır.
Sosyal medyanın mor odalarındaki söylemleri unutmadık henüz: Bu Fetöcü teröristleri en ucuzundan fare zehiriyle öldürelim gitsin, bu işin hâlli kahraman bir aşçıya bakar!
Zihin böyle olunca eylem de karanlık oluyor işte.

Halbuki içi boş propagandalarla kıt zihinlerini ve dahi ceplerini doldurmaya alışan bu kitlenin bilemediği ve bilemeyeceği, akıl edemediği ve edemeyeceği bir şey var: Toplumların yeniden yaratımında diyalektik bir süreç işler.
Her toplumsal karanlık kendi bünyesinde tam karşıtı olan bir aydınlığı taşır. Ve aydınlık doğası gereği saklanamaz, engellenemez.

Tıpkı güneşin doğmasının engellenemeyeceği gibi.
Türkiye toplumunda her gün daha dibe vuran zulüm ve karanlığın nedeni, ona karşıt tepki olarak gelişen aydınlığın saklanamayan huzmeleri nedeniyle duyulan korkudur.
Karanlığın daha da koyulaşacağını, korkunun kendisini aşarak ışık huzmelerini daha pervasızca hedef alacağını kolayca öngörebiliriz.

Lakin bütün bunların karanlığın faillerinin kendi mezarını kazmadan öte gidemeyeceğini biliyoruz, demlene demlene gelen aydınlığı hep birlikte göreceğiz.
Son söz yerine bir şey daha diyeyim:
Korkunun ecele faydası yoktur.

Makalenin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir