Hasan Sabbah ve Haşhaşiler

Halil Köken

Miladi 1053-1054 yıllarında Şiiler için önemli bir merkez olan Kum şehrinde dünyaya geldiği kabul edilmiştir. Öğrenim yıllarında Fatimiler’in etkisiyle İsmailiye mezhebine geçmiştir. Daha sonra Alamut kalesini satın alarak burayı merkez edinmiştir. Faaliyetleri için burayı üs edinmiştir. Bundan sonra Sabbahileri tanımlamak için anılır olmuştur. Ünlü Selçuklu veziri Nizamül mülkü öldürtmesi gücünün bir tezahürü olarak görülmüştür.

Herhangi bir kişiyi alıp, yetiştirip fedai olarak bir bölgeye yollayıp ona istediği eylemi yaptıran bir sistemin adıdır haşhaşilik. Fedailerinin afyon kullanmasından dolayı haşhaşi (afyon) tabiri kullanılmıştır.

Selçuklu’nun yıkılış döneminde yaşayan, bu dönemdeki çeşitli siyasi olayları kendi lehine kullanmayı çalışan Hasan Sabbah, 1124’te vefat eden Hasan Sabbah terörün ne ilki ne de sonuncusu olacak, sadece bu yola gidenlerin öncüsü olacaktır.

1256 ‘da Moğol Hükümdarı Hülagu Han tarafından ele geçirilen Alamut kalesindeki bütün haşhaşiler öldürülmüş ve kütüphanesi yakılmıştır. Sabbah’ın hayatını anlatan kitabı sergü’ızeşti seyyidena kütüphane yakılmadan önce tarihçi ata melik cüveyni tarafından alınmıştır.

Hasan sabbah afyon ve öğrendiği büyü ilmi ile uğraşmış ve fedailerini bu yollarla uyuşturup kullanmış birisidir. Afyona alıştırdığı insanlar, imam yoluna kendini öldürebilen kişilerdir. Günümüzde de bombalı suikastları gerçekleştiren kişilerin cesaret hapları adı verilen uyuşturucu ile eyleme yönlendirdiklerini görüyoruz.

Alamut kalesi olayından sonra haşhaşiler yeryüzünden silinmiştir. Bundun sonra haşhaşilere gerek kalmamış, mehdiler dönemi başlamıştır. Baba İshak isyanından Anadolu’daki isyanlara adını veren Şeyh Celal ayaklanmasına kadar bütün ayaklanmalarda, bütün olaylarda mehdiler dönemi başlamıştır.

İslama göre kıyamet alametlerinden olan ve Hz. Peygamber soyundan gelecek olan Mehdi, her dönem isyancıların kendi kendilerine verdikleri bir unvandır. Bunlara ok işlemez, kılıç kesmez. Böylece insanüstü bir varlık oluyordu. Emirleri tartışılmıyordu. Böylece yeni bir uyuşturulmuş kişiler afyon yutmuş gibi düşünemez hale geliyordu.

Aslında afyon insanoğlunun düşünmesini engellemek için verilen bir nesnedir. Dolayısıyla bu sonucu doğuran her şey afyon’dur demek yanlış olmaz.

Ahmet Cevdet Paşa’nın Kısası Enbiya isimli eserinde anlattığı bir olay vardır. Hakem olayından sonra Hz. Ali’den ayrılan Haricilerden bir grup bir yerde iken içlerinden biri elma bahçesinin yanında yere düşen bir elmayı aldığı için hırsızlıktan öldürülür. Oradan geçen hanımı hamile bir sahabiye  “Hz. Ali kâfir mi?” diye sorarlar. Sahabi ölüm korkusu olmasına rağmen “Hz. Ali kâfirse yeryüzünde Müslüman yoktur” cevabını verir. Sonuçta Sahabi, hanımı ve eşeği öldürülür. Güya yerdeki elmayı alanı kul hakkına girdin diye onu öldüren insanlar Hz. Ali için kâfir demiyenleri öldürmeye başlamışlardır.

Karl Marks’ın “din afyondur” sözünün ne kadar doğru olduğunu bugün Boko Haram, İşid, Taliban, Öso  gibi örgütleri görünce Karl Marks’ın ne kadar haklı olduğunu görüyoruz.

**Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Özgür Platform’un yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir