AYM’den “örgüt adına suç işlemek” düzenlemesi için “pilot” karar: TBMM düzenlemeyi değiştirene kadar bütün başvurular için hak ihlali kararı verilecek

Paylaş

04 Ağustos 2021

Anayasa Mahkemesi, özel yetkili savcılık ve mahkemelerin, örgütle herhangi bir bağı bulunmayan ancak sadece basın açıklaması veya toplantıya katıldığı ya da twit attığı için örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle örgüt üyesi gibi cezalandırılanlarla ilgili kritik bir karara imza attı. Mahkeme, düzenlemenin belirsiz olduğunu ve şiddete başvurmayan örgüt bağı bulunmayan kişilerin haksız yere ağır biçimde cezalandırılmasına yol açtığını belirterek, “hak ihlali” kararı verdi. AYM, kararın, “pilot karar” niteliğinde olduğuna da hükmetti. Böylece, bu suç nedeniyle yapılan başvuruların tamamında “hak ihlali” kararı verilecek. Bu suçtan yargılananlar ve ceza alanlar da AYM kararını gerekçe göstererek itiraz edebilecek. Savcılık ve mahkemelerin, buna göre işlem yapmaları gerekecek. Hak ihlali kararı verilmemesi için TBMM’nin söz konusu TCK’nın 220/6. Maddesini yeniden düzenlemesi gerekiyor.

Bir siyasi partinin il binası önünde yapılan toplantıya katılan H.Y., “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı ve üç gün sonra serbest bırakıldı. Daha sonra H.Y. ve dört kişi hakkında bu suçtan dava açıldı. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, H.Y.’nin terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetti. Mahkeme ayrıca kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçundan ise başvurucunun 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi ancak hükmün açıklanmasını geri bıraktı. 

Pilot karar

Yargıtay 9. Ceza Dairesi de “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü onadı. H.Y., bunun üzerine toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. AYM, başvuruyla ilgili olarak “hak ihlali” kararı verdi ve bu kararın “pilot karar” niteliğinde olduğuna hükmetti.

Kararın bu nitelikte sayılması, benzer başvuruların tamamında “hak ihlali” kararı verileceği anlamına geliyor. Buna göre TBMM, düzenlemeyi değiştirene kadar, bu suçtan yargılanan ya da ceza alanlar AYM kararını gerekçe göstererek, dava ve cezalara itiraz edebilecek. Bu davalarda verilecek kararlar “hak ihlali” niteliğinde sayılabilecek.

“Kanunda herhangi bir açıklama yok”

Kararda şu yorumlar yapıldı:

“Bir suç örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olmasa da kişiler bazı eylemleriyle bu örgütle ilişkiye girebilir ve bu örgütün neden olduğu tehlikeye iştirak edebilirler. Bu düşüncenin bir sonucu olarak kanun koyucu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunu ihdas etmiştir. Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu gerçek içtima kuralı gereğince terör örgütü adına işlenen suça ilave olarak ayrıca cezalandırılan bir suçtur. Davada, ceza hükmünün Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında öngörülebilir olup olmadığı hususu değerlendirilmelidir.  5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının öngörülebilirliğine ilişkin değerlendirmelere başlarken ilk olarak söz konusu kuralda yer alan “örgüt adına işlenen suç” ifadesinden ne anlaşılması gerektiğine dair kanunda herhangi bir açıklamaya yer verilmediği belirtilmelidir.

“Örgüt üyesi gibi ceza alıyorlar…”

Terör örgütüne üye olma suçu bakımından aranan belirli şartlar, örgüte üye olmayan ancak örgüt adına suç işleyen bir kimse yönünden aranmamakta fakat her iki kategorideki kimseler örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır. Bu durumda bir kimse terör örgütüyle zayıf da olsa bir şekilde bağlantısı bulunduğu iddia edilen bir suç işlediği gerekçesiyle ağır cezalar ile karşılaşmaktadır.

“Temel haklara engel…”

Üstelik bu suçun somut olayda olduğu gibi temel hakların kullanımıyla ilgili olması durumunda örgüt adına kavramının oldukça geniş yorumu nedeniyle temel haklar üzerinde güçlü bir caydırıcı etki yaratılmaktadır. Mahkûmiyet ölçütleri 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasıyla bağlantılı olarak uygulandığında örgüt adına suç işlediği ileri sürülen kişiler aleyhine olacak şekilde belirsiz biçimde genişletilmektedir.

“Şiddete başvurmadı…”

Somut başvuruya konu olayda da -derece mahkemelerinin değerlendirmesine göre- başvurucu ne şiddete başvurmuş ne de güvenlik güçlerine direnmiştir. Derece mahkemelerinin kabul ettiği şekliyle başvurucu, güvenlik güçlerinin ihtarına rağmen dağılmamıştır. O hâlde somut olayda başvurucunun kınanabilir tek eylemi, kanunda gösterilen usuller izlenerek yapılmamış ve başladıktan sonra şiddet hareketleri nedeniyle barışçıl olmaktan çıkmış bir gösteride ihtara rağmen dağılmamaktan ibarettir.

Olayda şiddete bulaşmadığı sabit görülen başvurucunun ihtara rağmen dağılmamak biçimindeki kınanabilir tek eylemini ilgili örgüt adına, örgütün bilgisi dâhilinde ve istekleri doğrultusunda gerçekleştirdiği kabul edilmiş ve asıl eyleminin gerektirdiği ceza yanında ayrıca terör örgütüne üye olma suçundan da cezalandırılması gerektiğine karar verilmiştir.

“Herhangi bir eyleme de bu ceza veriliyor”

Somut başvuruda görüldüğü üzere 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca hapis cezası biçiminde ağır bir cezai müeyyidenin uygulanmasına yönelik potansiyel eylemlere ilişkin açık bir sınırlama bulunmadığından örgüt adına suç işleme suçu örgüt adına herhangi bir suçun işlenmesi hâlinde oluşabilecektir.

“Keyfi müdahaleye açık…”

Yürürlükteki şekliyle 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında örgüt adına işlendiği kabul edilebilecek suçlar dizisi öylesine geniştir ki hükmün lafzı kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlayamamakta, kişilerin esas suçlarına ilave olarak bir de öngörülemez biçimde örgüt adına suç işlemek suçundan cezalandırılmalarına engel olamamaktadır. Somut olayda başvurucu, katıldığı toplantıda polis güçlerinin dağılın yönündeki uyarısına uymaması ile oluştuğu kabul edilen suç nedeniyle verilen 6 ay hapis cezasına ilave olarak fazladan 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Söz konusu müeyyidenin oldukça ağır ve başvurucu gibi şiddete bulaşmamış kişilerin davranışlarıyla ciddi şekilde orantısız olduğu da açıktır. Kanun koyucunun yaptığı değişikliklerle ceza adaletinin sağlanması ve bazı temel haklar üzerindeki caydırıcı etkinin azaltılması amaçlarına ulaşılabildiğini söylemek mümkün değildir.

“Kanunda öngörülmeyen ceza”

Somut olayda başvurucu hakkında uygulandığı hâliyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli olduğundan söz edilemez. Çünkü söz konusu hüküm, Anayasa’nın 34. maddesi ile korunan hakkına yönelik keyfî müdahaleye karşı başvurucuya yasal bir koruma sağlayamamaktadır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının uygulanmasından kaynaklanan müdahalenin kanunla öngörülmediği kanaatine ulaşmıştır. Başvuruda başvurucunun terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkûmiyetinin kanunilik ölçütünü karşılamadığı gerekçesiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle toplantı ve gösteri düzenleme hakkının ihlal edildiğine ve pilot karar usulünün uygulanmasına karar vermiştir. “

HABERİN KAYNAĞINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir