Postmodern Tutunamayanlar

Ferda Demirel

Vaktiyle Allah, Ehl-i kitaptan –Kitabı mutlaka insanlara açıklayıp anlatacaksınız, onu asla gizlemeyeceksiniz!- diye teminat almıştı. Fakat onlar bu ahdi önemsemeyerek kulak ardı ettiler, onu az bir pahaya sattılar. Bakın bu ne kötü bir alış veriş!”(Ali İmran 187)

Kitabımızı okuyup, açıklıyor muyuz? Kitapta yazılan gibi mi programladık zihnimizi? Eylemlerimiz, yaşam biçimimiz, seçimlerimiz O’na göre mi? O’nun hükümlerinin bilinmesi, sevdirilmesi, yaşanması uğruna neler yaptık? Öyle ya her okuyucu, okuduğu kitabın davetçisi olmuyor mu?

 Sahi, kaçımız Kur’an-ı Kerim’in mealini okudu? MAK’ın 2017 yılında Türkiye’de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı Araştırması sonuçlarına göre, sorulara muhatap olanların %60’ı  hiç meal okumamış. Görüşünü bildirmeyen %23’ü de buna eklersek, karşımıza %83’lük bir rakam çıkıyor ki bu epey dehşet verici. Bilmiyorlar! Okumayan bilemez, bilmeyen yaşayamaz.

Bilinmeyen bir dine mensup olmak nasıl bir duygu? Bilinmeyen bir dinin taraftarı veya muhalifi olmak nasıl peki? Herhangi bir tartışmada muhataba “Bu İslam değil ki!” dediğimizde, çıldırıyor. İşte bakın sonuçlar ortada: Bilinmeyen İslam var ortada. Kurnazların sonuna kadar manipüle ettiği argümanlarıyla İslam orada varislerini bekliyor. Okuyacak, sorgulayacak, içselleştirecek, düşünecek, sevdirecek, yaşayacak, temsil edecek birilerini bekliyor.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar adlı kitabında, iç konuşmalarla ne güzel yönlendirir bizleri:“Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi?”(93)  Var mısınız bu modern dünyanın, Kemalist ve AKP’li zihniyetin, beşeri hırs ve heveslerin altında kalmış olan miskinleri canlandırmaya? Renksiz ve kokusuz kalmakla yetinmeyeceğim diyen kaç kişiyiz? Köklü değişiklikler için zaman, enerji, maddi kaynakları seferber edecekler kimler? Değiştirecek miyiz, artık bizlere faydası dokunmayanları? Kendimizi, peki?

İlk köklü değişimin adımları benden gelsin o vakit: Benim hak ve hakikat kaygım var; artık tahammül edemiyorum. Söyleyeceğim!  Ebedi hayat yolunun hakperest yolcuları, hayali boş lafları terketmeli (Asa-yı Musa 219)

Hayali ve boş lafları terk ederek soruyorum: Atalarınızdan gördüğünüz gibi mi inanacaksınız? Atalarınızdan gördüğünüz gibi mi davranacaksınız Kürtler’e? Neden Kürtler’in haklarını yiyorsunuz? Neden İslam anlayışınız, devletçi ve faşizanca? Sizler nasıl Nur talebelerisiniz? Neden Kürtler’in entelektüel birikimlerini sömürüyorsunuz? Neden Bedüizzaman’ı ısrarla Kürtlüğün’den koparmak istiyorsunuz? Sizlerin imanına hizmet eden büyük bir İslam aliminin hiç mi hatırı yok da Kürtçe için adım atmadınız, atmıyorsunuz? Neden Kürtçe anadilde eğitim yasak? Neden bir Kürt, Türkçe öğrendikten sonra ilim ve bilimle meşgul olabiliyor, ancak?  Neden Allah ile kuracağı münasebette bile, kendi dilini kullanamıyor? Neden Türkçe Olimpiyatları düzenlerken, kendi topraklarında kendi ana dilini konuşması yasak olan din kardeşiniz Kürtler için bir şey yapmadınız? Neden tabanınızı Türk ırkçılığından, milliyetçiliğinden, devletçilikten korumadınız? Neden onlara hakikatleri söylemediniz? Neden bir Kürt, Türk vatandaşı statüsünde? Neden “Allah’ın boyasıyla boyandık. Boyaca O’ndan daha güzel olan kim vardır?”(Bakara 138) ayetine göre değil vatandaşlık tanımı? Kürt, Kürt olarak var olamaz mı? Olur! Olmuş zaten! Ne zaman ki hırslı ve bilgisiz insanların eline geçmiş yönetim, başlamışlar insanları ırkından veya dininden veya her ikisinden  dolayı aşağılamaya, itmeye, yok etmeye! Bunları yaparken de birlik, beraberlik, ilericilik, modernlik, milliyetçilik, çağdaşlık, vatan vb. kavramları kullanmışlar. Onların manipüle ettiği kavramlar ve işlediği zulümlere, siz Türkler ne kadar dahilsiniz? Sistem tüm argümanları ile Türkler ve Türkçülük üzerine kurulu; düşmanlık güderken desteği sizlerden alıyor. Farkında mısınız? Ne diyor ayette: “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!”(Hud 113) Kürtler’e zulüm eden devletinize ve yöneticilerinize karşı sesiniz yükseldi mi hiç? Ben görmedim! Hatta devlet zulüm ederken en önde koşanlar da sizlerdiniz!

Devletin zulüm ettiğini bilmiyorduk! İyi bir şey yaptığımızı sanıyorduk! Vatanı koruyorduk! Onlar bölücü ve bize düşmandı!

– Peki düşmanlık olarak sana ne yapmışlardı, bu Kürtler ?

– Hiç! Devlet öyle propaganda yapıyordu! Biz de inandık! Vatan bölünmesin diye öldürdük, evlerini başlarına yıktık, ahırlarını ve tarlalarını yaktık, göçe zorladık, varoşlarda yaşamaya mahkum bıraktık, döve döve çocuklarına Türkçe öğrettik, her sabah çocuklarına “Ne mutlu Türküm” dedirttik, dağa taşa yazdırdık sonra bunu…minübüste Kürtçe konuşana buğz ettik, neredeyse araçtan atacaktık! Sohpette Cizre için kurban isteyeni tersledik, önceliğimiz Türki Cumhuriyetler’di çünkü. Her operasyon yapıldığında Fetih ve Cevşen’ler okuduk; biz kazanmalıydık. Öldürdüğümüz din kardeşlerimizdi ama mühim değil, onlar haindi! Kurdukları tüm partileri kapattık! Siyaset yapmalarına izin vermedik, yani! Siyasetçilerini hapislerde çürüttük! Gençlerini bodrumlarda yaktık! Polis görünce titreyen çocukları var hepsinin! Kendi imkanları ile eğitim kurumları inşa ettiler, gazeteler ve dergiler çıkardılar, kapattırdık!

Suç ve günah listesi uzar gider…Pişman mısınız? Pişman olmak çok kıymetli bir mertebe zira: “Levvâme (pişmankâr) nefse kasem ederim…” (el-Kıyâme, 2)

Tutunamayanlar’ı  bir Nur grubunun düzenlediği okuma programından dönerken almıştım. Orta okuldan beri namaz kılan ve hoca diye başımıza tayin edilen kişinin şöyle bir konuşması geçmişti-ki toplumdaki Türk İslam, Nurculuk, dindarlık, okuma programları vb. konusunda epeyce irdelenmesi gereken bir tablo– “Üstadın etrafında toplanmışlar ve  dönemin politik, sosyolojik ve ekonomik gidişatı kaygılandırdığı için, sorular sormuşlar. Üstad da sorulara yanıt vermiş.” Buraya kadar  her şey normal. Devam ediyor bu hoca hanım sonra: Biz beş altı hoca toplandık ve şöyle dedik, bu sorulan soruları kesinlikle Kürtler so-ra-maz! Başkalarıdır….” Ağzını gözünü oynata oynata kurduğu cümleler bunlar.

Bu hoca hanım ırkçılık, bilgisizlik ve kabalığını konuştururken dinleyiciler de müdahale etmiyor, bu arada. Kürt niye öyle bir soru soramasın ki ? Ya da şöyle sorayım; niye böyle sorular soran insanların etnik kimliğini araştırma ihtiyacı içine girdiniz? Sizi rahatsız eden nedir?  Böyle bir ucube fikri kendisi gibi hocalar(!) ile konuşmuşlar bir de! Bunlar her hafta yüz kişiye bu hakikatten uzak din anlayışı ile sesleniyorsa ve o yüz kişi de başkalarına… Kim kime düşmanlık güdüyor, sizce? Kendi eylem ve mesajlarının sonuçlarını tartmamak da neyin nesi?

Bu birilerini hele ki din kardeşini ötekileştirme temalı İslam anlayışından sıyrılmak lazım. Artık, çekilmiyor! İnanın! Sıkıldık! Bıktık! Değişim konusunda bireysel ve toplumsal sorumluğunuzu alın! Değişin!

Neyse… Şaşırdığımı ve önyargılı bir yorum yaptığını söylediğimi hatırlıyorum. Epey bir bozulmuştum aslında ve programı terk etmeyi de düşünmüştüm. Sonra rahatsızlığımı dile getirdim ama her zaman yaptıkları gibi sadece sustular! Sizin hakikati, kendilerinin de iyiliği için dile getirdiğinizi anlamıyorlar. Siz idare edilmesi gereken birisinizdir, artık! Bu ne demek biliyor musunuz? Sorun çıkaracak kişisinizdir, sizin yanınızda her şeyi konuşmaz ama bildiklerini de okurlar. Arada size hırlarlar, sizi terslerler. Zaman zaman acıyarak bakarlar, size.  Aykırı fikirleriniz vardır! Hatta sizinki o kadar eğitime rağmen ,fikir bile değil, sadece çocukça bir şımarıklıktır. Aslında siz “Ötekisinizdir!”

 Ne din anlayışlarına, ne mensup oldukları ekole, ne sistemlerine, ne zihniyetlerine, ne bayramlarına, ne STK’larına, ne partilerine, ne okullarına adapte olabilen Post Modern Tutunamayanlar olarak, Kur’an-ı ve Risaleler’i yeniden okumanızı, yeniden yorumlamanızı, kendinizi yeniden inşa etmenizi temenni ediyoruz. Sıkıldık! Katlanamıyoruz! Lütfen değişin!

**Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Özgür Platform’un yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir