Özeleştiri Olmadan Asla

Paylaş

12 Haziran 2021

Ömer Faruk Gergerlioğlu

Artık bu gerilim bitmeli. Yıllardır Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili olumsuz cümle söyleyen din adamı temsiliyeti olan bir kişi olur ve tansiyonu yükseltir. Dindarlar, İslamcıların bir kısmı, Atatürk’ü icraatlarıyla eleştirebiliyor. Toplumun büyük çoğunluğu Kemalistler ise bu söylemlerden büyük rahatsızlık duyuyor.

Şunu kabul edelim, bu ülkedeki gerilim konuları üzerinde barışçıl ve uzlaşmacı bir şekilde yeniden durmadan yeni gerilimler bitmeyecek. Her gerilim geçiştirmeyle bitiriliyor. Böyle devam ederse hiçbir şey halledilmez.

Daha reelden gitmek gerekir. Türkiye’deki din devlet ilişkilerini net bir şekilde konuşmadan, empati yapmadan bir yere gidemeyiz. En son örnek üzerinden gidelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı Ayasofya’daki bir hafızlık töreninde dini çevrelerde saygın konumu olan bir din adamı Ayasofya’yı müze yapanlara “kafir, zalim” dedi ve büyük tepki çekti.

İktidar cenahından Erdoğan’ın saygı duyduğu din adamı için bir açıklama yapılmadı. İktidar sözcüsü Ömer Çelik yaşlı din görevlisinin adını anmadan yasak savma kabilinden bir açıklama yaptı. Konu bağırış çağırış ile kapandı.

Peki bu hep böyle mi gidecek? Her iki kesim için de siyasi bir pozisyon ve oy rantı elde etme alanı olarak devam etmeli mi? Sinir ucu olan bu konu daha da kutuplaşarak devam etmeli mi?

Şu bir gerçek ki Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ve sonrasında dini hassasiyeti olanların bir kısmı ile sorunlar yaşamıştır. Önemli gerilimler yaşanmış, daha sonra dini eksenli bir muhalefet ortaya çıkmıştır. Bu bir parti ve İslamcılık akımıyla kendisini göstermiştir.

Bu gerilim Türkiye tarihi boyunca kendi haline bırakılmış, kimse yüzleşmek istememiştir. İslamcılar ise ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili görüşlerinde Türkiye’ye karşı günü kurtarmaya çalışmışlardır.

Kemalistler ise din devlet ilişkilerindeki sorunları irdeleyen insanları görmezden gelmiştir. Konu Ayasofya ise sormak gerekir. Ayasofya 1934’de niçin camiden müzeye çevrildi? (Bu arada ben Ayasofya’nın camiye değil, kiliseye çevrilmesi gerektiğini düşünüyorum.) Kemalistler cami gibi toplumda yıllardır sinir ucu olmuş bir mesele üzerinden yüzleşme yapılmadan nereye gideceklerdir? İslamcılar ise camiyi niye bu kadar büyük bir sorun haline getirmektedir?

Eskiden kilise olan bir caminin tekrar cami yapılmasıyla ilgili hakkaniyet çizgisine neden yanaşmamaktadırlar? Kuran ve sünnette kiliselerin korunması emredildiği halde niçin kilisenin camiye çevrilmesine itiraz etmemektedirler?

İslamcılar Atatürk konusunda niye net bir duruş sergilemiyor? Köhnemiş Osmanlı yapısına neden özlem duyuyorlar? Niye yeni Cumhuriyetin her adımı tepki ile karşılandı? Aslında iki taraf da karşıdakinin hassasiyetini anlamak istemiyor, kendi hatasını görmek istemiyor.

Daha son yıllara kadar başörtüsü sorununun yaşandığı bir ülkede her kesim yüzleşme yaşamalıdır. Yüzleşme yaşanmadan bu gerilimler bitmez. Bitmeyince de elle tutulur bir değişim gerçekleşmez. Kemalistler Türkiye din devlet ilişkileri ile ilgili mazeret ve görmezden gelmeyi değil, sorunu anlamaya yönelik bir bakış açısını sergilemelidir. İslamcılar ise Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda yaşanan değişimlerin ne derece reaksiyon gösterilecek değişimler olduğunu tekrar düşünmelidirler.

İslamcılar açısından kurucu irade “Batılılaşma İhanetinde” bulunmuş eski dini kurumlar ve şekli unsurlar kaldırılmış ve bu dini alana yönelik bir saldırıdır. Ama bu düşünce Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarındaki bir gerilimin unsurudur. Eski dini yapılara yönelik dindarların saygısı ile kurucu iradenin köhnemiş yapıyı yıkarak yeni baştan bir ülke kurma isteği arasında bir çatışma yaşanmıştır. Çoğu İslamcı bu dönemde yapılan değişimlerin donuklaşmış dini kurumlara yapılmış olması açısından olumlu olduğunu düşünmüştür. Halifeliğin kaldırılması gibi.

Bilgi açısından kısırlaşmış, duygu açısından tepkiselleşmiş dindarlar Türkiye’nin yeniliklerine derin bir araştırma, sorgulama, özeleştiri yapmadan karşı çıkmıştır. Ezanın Türkçeleştirilmesi bile siyasi hayatın değişimi ile birlikte sorgulanabilmiştir. Bu tartışma yüzyıldır sürüyor.

Kurucu irade ise köhnemiş bir binayı yıkarak yeni bir bina oluştururken dini hassasiyet, gereken özeni göstermemiş, güç ile itirazları bastıracağını düşünmüştür. En az yüzyıldır süren bu çekişmeden siyaset büyük gerilim yaşamaktadır. Aslında sadece bir din görevlisinin uygunsuz sözü üzerinden değil, derin bir sorgulamayı her iki taraf da yapmalıdır. Ezbercilikle, sonuçsuz itiş kakışla bir yere gidilmez. Gerilim konuları ciddiyetle ele alınmalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılında bu konuda açık, net, özeleştiriye dayanan, kalıcı sonuçlar almaya dönük çalışmalar yapılmalıdır.

HABERİN KAYNAĞINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir