Minik Serçelerin Mektupları

Birlikte omuz verdiğin anların fotoğraflarıyla ‘Dayanışmamız bitmedi, bitmez’ diyenlerin mesajları karşısında nasıl olur da insan güçsüz hisseder kendini?

Ömer Faruk Gergerlioğlu

Koğuş avlumdaki yaramaz, neşeli, çenesi düşük minik arkadaşlarımdan haberler vereyim size. Yüksek duvarlarla çevrili avlunun dört bir tarafındaki tel örgülerin tek bir faydası var. Minik serçelerin cıvıldaştığı, gün boyu şarkılar söylediği bir yer olmasından dolayı.

Sabah avluya çıkınca adeta çığlıklarıyla “Günaydın, ne haber?” diyorlar bana. Avlunun yüksek duvarlarını çevreleyen tel örgülerin üstünden sevinçle koşturuyor, çığlık içinde cıvıldaşıyorlar. Artık onları dillerinden anlıyorum. Hangi zaman ne için cik ciklediklerini anlayabiliyorum. Bazen birisi bir çeşit ötüyor, tüm serçeler toplanıyor. Bazen farklı şekilde ötüyorlar. Sabah başka, gün batarken başkalaşıyor nağmeleri. Ama her halükarda çok tatlılar. Gagalarındaki kurumuş dalları yavru kuşları için yuvalarına taşıyorlar. Başka şeylerde taşıyorlar ama ara sıra uzaklardan getirdikleri mektupları atıveriyorlar avluya. Açık camdan atamazlar çünkü ilk önce demir parmaklıklar, üstüne yetmezmiş gibi demir teller yapmışlar. Avluya bakan pencereleri, gökyüzüne bakan tek yolumuz çerçeveleri de böyle insafsızca kapatmışlar. Koğuştan dışarı baktığınızda camdan sonra demir parmaklık, demir teller ve avlu üstündeki tel örgülerden sonra ancak mavi gökyüzünü görebiliyorsunuz. Ama yine de olsun. Umut dolu sevgi dolu mektupları getiren serçeler var ya. O tertemiz duygular, o dirençli umutlar, o özgürlük aşkı olmasa o serçelerin cıvıltısı işitilir mi?

Umut dolu yarınlar başka nasıl olur? Taa uzaklardan güllerin, karanfillerin özenli resmini yapıp gönderenler başka nasıl olur ki? Dünyanın bir ucundan “Orada değiliz ama dualarımızla, ruhumuzla senin yanındayız, bil” diyenler başka nasıl olur? “O dört duvar betonlar arasında sana özgürlüğün şarkısını, dalgaların sesini yolluyorum. Sessiz bir deniz kenarında dalgaların sesini dinlediğini hayal et.” diyerek deniz kabuğunu zarfa koyarak gönderenler varsa başka dostluk arar mısın sen?

Alıp kalbini zarfa koyanlar varsa ne yapar sana beton duvarlar, demir parmaklıklar, kilit üstüne kilitler?

Sabahın ilk ışıklarıyla yükselen güneşin ilk ışıklarında özgürlüğe kanat çırpan bir kuş resmi göndererek yanında olduğunu söyleyenin karşısında yalnız hisseder misin kendini? Göz yaşartan duaların olduğu mektuplar kadar güç veren başka bir şey olabilir mi? Birlikte omuz verdiğin anların fotoğraflarıyla “Dayanışmamız bitmedi, bitmez” diyenlerin mesajları karşısında nasıl olur da insan güçsüz hisseder kendini? Mücadelemizi çizdiği karakalem resimlerle resmeden içten insanların varlığında hangi zorbalık ağır basabilir ki? Vefa duygusuyla ta eskilerden yardımcı olduğum bir mazlumun uzattığı elden daha güçlü tutulacak bir dal var mıdır?

Minik serçeler ve onların getirdikleri hediyelerin kısa hikayesi bu. Bilsinler ki deniz kabuklarını engellemekle ne denizlerin dalgası biter ne de bizim dalgaların sesini dinleme sevdamız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir