FİLİSTİN

FİLİSTİN 1

HALİL KÖKEN

Hemen her konu da olduğu gibi toplum bu konuda da hemen ikiye bölündü. Bir grup Osmanlı torunu olma iddiasıyla belki bedelli askerlik yapmasına rağmen hemen asker gönderelim demeye başladılar. Dua talepleri, fetih suresi zincirleri oluşturma vs. tepkiler oluşturdular. Kola alıp sokağa dökmeler, Filistin bayrakları ile sokakta yürümeler, İsrail Elçiliğinin veya konsolosluğunun önünde eylem yapmalar, İsrail Bayrağı yakmalar, “Kahrolsun İsrail” sloganları falan filan. Önemli olan aldığın kolayı dökmek değil o kolayı almamaktır. Filistin Bayrakları kırtasiyelerde satılan bir şey değil ki herkes eline alıp sokağa çıkılsın. İsrail siz kahrolsun demekle kahrolmaz. Sosyal medyada İsrail’den alınan ithal edilen ürünlerin listesi var. Ve en önemlisi her yıl tarlaya ektiğiniz tohumlar oradan geliyor ve yerli tohum kullanmak kanunen yasak.

İkinci grup ise hemen “o bayrak Osmanlı’ya ihanet eden Şerif Hüseyin’in isyan bayrağı”, “Filistin Arapları Osmanlı’ya isyan etti “, “Türk askerlerini öldürdüler”, “Topraklarını sattılar”, “Kıbrıs konusunda Rumların yanında yer aldılar”, “Soykırım meselesinde ve Karabağ olayında Ermenilerin yanında yer aldılar” itirazları. Bunlar doğrudur ancak, hem medeni hukukta, hem de İslam Hukukunda suçun şahsiliği esastır.

İki grubunda haklı olduğu noktalarda var. Ancak biz tartışmayı bile beceremediğimiz için hiç kimse karşıdakini dinlemiyor ve galip gelmek amacıyla “dediğim dedik çaldığım düdük” hesabı bağırış çağırış gırla gidiyor.

Bence bu konu birazda her defasında “aslansın, kaplansın” denilerek Filistin halkı gaza getiriliyor. Ve olanlar gene Filistin halkı masumlara oluyor.

Kim ne derse desin evvela bu insanlara yapılan zulümdür. Amasız, fakatsız bu zulmü ifade etmek gerekir. Hiçbir sebep, mazeret, bahane insan öldürmenin gerekçesi olamaz. Üstelik günümüz savaşları asker sivil, suçlu suçsuz ayrımı yapmadan insanları öldürmektedir.

“Zulüm bizdense ben bizden değilim” diyen Yahudi kadın gazeteci Rachel Corrie (Kendisi 16 Mart 2003 tarihinde İsrail buldozerlerince ezilerek öldürüldü) gibi zulme karşı durmak gerekir. Yoksa onlar da şunu yapmıştı diyerek şovenist duygularla hareket edilmemelidir. Zaten bu mesele ancak sağduyulu davranarak, akılcı stratejilerle çözülebilir.

Bu meselede Filistinli yöneticiler samimi mi hareket ediyorlar yoksa ceplerini mi dolduruyorlar? Buna samimi olarak sorgulamak gerekir. Bunu öğrenmek için belki Yaser Arafat’ın ölümündeki servetine bakmak gerekir. Filistinli yöneticiler ne kadar samimi davranıyor? Örneğin 1991’de Irak olayında Irak tarafını desteklemesinin bedeli körfez ülkelerinde çalışan yüzbinlerce Filistinlinin işsiz kalmasıyla sonuçlanmıştı. Şimdi Arafat bu açıklamasıyla kendi halkına iyilik mi etmiş oldu? Yaser Arafat’ın Kıbrıs’ta Rum Lider Makariosu desteklemesinin veya şimdiki lider Abbas’ın soykırım veya Karabağ olayında Ermenistan’ın yanında yer almasının Filistin davasına katkısı ne olmuştur.

Özetle Filistinli liderler kendi halkını düşünmek değil kendi davalarını satan insanlar gibi görünüyor, ya da en azından Filistin Davasına zarar vermektedir. Belki de bu Arap milletinin özelliklerinden biridir. Tarih şahittir ki Peygamber dönemi ve onun sonrasında birkaç on yılı saymazsak Tarihte büyük olarak anılan hangi Arap devleti vardır. Arap milleti tarihinde genelde hep yönetilmiştir. Bugün bile Allah’ın bir lütfu olan petrol ve gaz gelirlerine rağmen sahip olmalarına rağmen bu gelirleri sanayileşmeye döndürememişlerdir.  Tarih yazacaktır ki yarın petrol ve gaz rezervleri bittiğinde orta çağa döneceklerdir. Buna inanmayanlar petrol ve gaz rezervlerinin yanında Hac gibi muntazam geliri olan Arabistan hangi haberlerle gündeme geliyor. Konsoloslukta işlenen cinayetler ve saray darbeleri. Kaç Arap lideri yatakta zehirlenerek değil hastalıktan vefat etmiştir. Bunun istatistiğine bir baksınlar.

İslam Konferansı Örgütü, Arap Birliği zirvesi ne işe yarıyor. İsrail 1948’de kurulduğu günden bu yana 73 yılda devam eden Filistin konusunda hangi somut adım atılmıştır. Efendim anlatılır ki Arap Birliği Zirvesi Filistin Meselesi ile ilgili olarak çok gizli bir toplantı yapılıyor. Yemek sırasında liderin birinin üzerine içki dökülür. Biraz sonra önüne telefon getirilir. Elbisesi kirlendiğinden dolayı temiz çamaşır göndermek isteyen eşi aramaktadır. Lider derki “sen benim elbisenin kirlendiğini nereden biliyorsun”? diye sorunca eşi “toplantıyı dünya televizyonları canlı veriyor” diye cevap veriyor. Bu bir hikâyedir. Ancak gerçek bir hikâye. Gerçek olduğunun delili şudur ki 1967 6 gün Arap İsrail savaşlarında İsrail’in havadan baskınla bombalanması kararlaştırılır. Emir verilir. Ancak uçaklar havalanmadan İsrail uçakları farklı Arap ülkelerinde bulunan, fakat çoğunluğu Mısır Havaalanlarında bulunan 280 uçağı bombalamıştır.

Eskiler “peynirin kurdu içinden” demişler. Peynirin kurdu içinden olunca siz peynirin bozulmasını engelleyemezsiniz. Burada bir tesbitimi söyleyeyim siz ne demek istediğimizi anlayın. Yaklaşık olarak her yıl 3 milyon insan hacca gidiyor. Bu insanların hepsi orada kurban kesiyor. Ama hiç birisi bu etleri alıp evlerine götürmüyor. Bu etler orada kalıyor. Bu etler değerlendirilip Yemen gibi, Somali gibi, Filistin gibi ihtiyaç sahibi insanlara , toplumlara ulaştırılamaz mı?. Ama bunun için gerekli olan şey 1 niyet 2 azim ve karalılık. Bu ikisi Araplar ’da var mı? Sorulması gereken ese bu.

Onun için bu pilav daha çok su götürür. Halk belki Filistin halkının yanında ama Arap Liderlerinin böyle bir meselesi olduğunu hiç sanmıyorum.

Devam edecek….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir