Baran Tursun Vakfı’nın Raporu: “404 Kişi Öldürüldü”

Polisin, “Dur ihtarına uymadığı” gerekçesiyle vurduğu oğlunu kaybettikten sonra, silahsızlanma ve yaşam hakkı konularında çalışan Baran Tursun Vakfı’nı kuran Mehmet Tursun’un, DrGünal Kurşun ile birlikte hazırladığı, “Kolluk Güçlerinin Orantısız Güç Kullanımı Sonucunda Yaşam Hakkı İhlalleri Raporu”nda son 14 yılda 404 kişinin hiçbir çatışma olmadan polis tarafından öldürüldüğü belirtildi. Raporda, olaylarda 93 çocuğun yaşamını yitirdiği de belirtildi. Raporda, suç işleyen polislerin meslektaşları tarafından nasıl savunulduğu, nasıl cezasız bırakıldıkları ya da komik cezalarla kurtarıldıkları da anlatıldı. Raporda, karakollardaki ölümlerin tamamında güvenlik kameralarının kapalı ya da arızalı olduğu bilgisinin verildiğine dikkat çekildi. Raporda, zırhlı araç çarpması sonucu öldürülen çocukların davalarında da polislerin meslektaşlarının ceza almayacağı şekilde tutanak düzenledikleri vurgulandı. Cezasızlık politikası nedeniyle bu suçların işlenmeye devam edildiğinin anlatıldığı raporda, buna karşılık, mağdur ailelere misilleme davalarının açıldığı ve mücadelelerinden vazgeçirilmeye çalışıldıkları vurgulandı.

11 yılda 404 kişi

Baran Tursun Vakfı tarafından hazırlanan raporda, yapılan izleme çalışmaları sonrasında 2007’den itibaren kolluk güçlerinin ölümcül güç ya da makul olmayan ölçüde silah kullanımı veya kötüye kullanımı sonucunda 11 yılda 404 kişinin öldürüldüğünün belgelendiği ifade edildi. Raporda, ölümler için, “Bu ölümler, ağır insan hakları ihlali olarak da kabul edilen hukuk dışı, keyfi ve yargısız infazları olarak tanımlanır ve doğrudan devlet görevlileri eliyle gerçekleştirilmiş yaşam hakkı ihlalleridir” denildi.

“Kabahatlar Kanunu yetecekken…”

Raporda, 404 kişinin Kabahatlar Kanunu’na göre cezalandırılacak eylemlerinin ölümcül veya makul olmayan ölçüde silah kullanımı veya kötüye kullanımı sonucunda ölümle sonuçlandığı ifade edildi. 2007’den itibaren yaşanan olayların izlenmesi ise Polis Vazife ve Salahayitleri Kanunu’nda bu tarihte yapılan değişikliğe bağlandı. Raporda, silahlı çatışma olaylarının bu istatistiğe dahil olmadığı, sadece kayıtlara “adli vaka” olarak geçen olayların ele alındığı vurgulandı.

Son değil ilk seçenek

Raporda, şöyle devam edildi:

“Yasanın öngördüğü gibi ‘son seçenek’ olarak silahını kullanması gereken polis, makul şüphe, öngörü ve takdir gibi yeterince eğitimini almadığı soyut kavramlara kendince bazı anlamlar yükleyerek, neredeyse ‘ilk seçenek’ olarak silahını ölümcül sonuç verecek şekilde kullanmaktadır. Kabahatler Kanununa muhalefet edenleri yargılama sürecine dahil etmek yerine yargılama yapılmadan, polisin o anki psikolojisi ile orantılı olarak ve her polisin kendince bir anlam yüklediği makul şüphe, öngörü ve takdir gibi soyut kavramlarla yüzlerce şüpheli adeta ölümle cezalandırmışlardır… Polisin bir güvenlik uzmanı  da olduğu dikkate alındığında, tereddütlü hali ve güvenlik zafiyeti algısı içinde olduğu, bu zafiyete genelde hukuksal bilgi, özelde ise ölçülülük ilkesi konusunda tereddütleri, empati eksikliği, silah kullanma yetkisinde mobil atış yeteneğinin yeterli olmaması ve okullarda başta hukuk ve mobil atış eğitimi hususunda yeterli eğitim verilmemesi ya da yanlış eğitim verilmesi gibi nedenler etkilidir.

“Görevimizi yaptık…”

Ölümle sonuçlanan vakalarda sanık sıfatıyla yargılanan polisler, genellikle “Biz kanuni görevimizi yaptık” şeklinde özetlenebilecek argümanlar ileri sürmektedirler… Polisin bu algısı, otoriter ve totaliter rejimler bir yana, demokratik ülkeler arasında yer alma iddiasındaki Türkiye’yi, polisin insanları öldürme oranının yüksek olduğu ülkeler arasına sokmuştur.”

Örnek vakalar ve sonuçları

Raporda, “dur ihtarına uymadığı” gerekçesiyle öldürülen isimlerden bazıları ve dosyalarında gelinen aşama şöyle özetlendi:

  • Ali Hemdan/Adana-Seyhan/27.04.2020: Adana Seyhan’da polisin açtığı ateş sonucu, kalbinden vurularak öldürüldü. Gözaltına alınan polis memuru, sevk edildiği adliyede, sulh ceza Hakimliğince ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Zanlı polis, “Şahıslar bize doğru gelirken, tedirgindiler birden kaçmaya başladılar, birini yakaladım ölen çocuk kaçmaya devam ediyordu, Koşarken elimde eldiven bulunduğundan, oruçluydum, yorgundum, sendeleyip yere düştüm. Yere düşerken de silah ateş aldı. Ben kesinlikle silahı şahsa doğrultmadım” dedi. Dava devam etmektedir.
  • Yaşar Alperen Savaş/Samsun/23.12.2019: Komiser yardımcısının silahıyla omzuna vurması sonucu başından vurularak öldürüldü. Zanlı Polis, “Ölen Alperen’e neden kaçtıklarını sordum, ehliyetlerinin olmadığını, bu yüzden korkup kaçtıklarını söyledi. Elimde silahımla omzuna vurduğum anda, silahım ateş aldı, öldürme kastım yoktu” dedi. Zanlı polis sadece 7 yıl 6 ay cezaya çarptırıldı.
  • Ekrem Görkem Karakan/G.Antep/31.12.2017: Polisin dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürüldü. Zanlı polis, “Öldürme kastım yoktu, daha önce canlı bomba istihbaratını almıştık, tedirgindik, onun için ateş ettim” dedi. Polis memuru Hasan Bilki’ye “Bilinçli taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verildi.
  • Çağdaş Gemik/Antalya/ 27.10.2008: Motosikletiyle gezerken, polisin dur ihtarı sonucu durup, motosikletinden inen Çağdaş Gemik polis tarafından açılan ateş sonucu vurularak öldürüldü. Zanlı Polis, “Dur diye ikaz edip havaya bir el ateş ettim. Yeniden ikaz etmek isterken ayağım mıcır yüzünden kaydı. Bu sırada elimde olan tabanca istemim dışında patladı. Çağdaş’ın yere düştüğünü gördüm” dedi. Polis 13 yıl 4 ay hapisle cezalandırıldı.
  • Uğur Kurt/İstanbul/26.05.2014: Okmeydanı Cem Evi’nde cenaze beklerken polisin açtığı ateş sonucunda hayatını kaybetti. Sanık polis 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 12 bin 10 TL adli para cezasına çevrildi.
  • Baran Tursun/İzmir/25.11.2007:Doğum günü kutlamasından dönerken 250 metre uzaktan polisin araç farlarıyla selektör yapmasından sonra, ilerdeki kavşakta bekleyen polislerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti Zanlı polis: “Baran’ın aracı hızlı bir şekilde yanımdan geçerken, sendeledim, ayağım kaydı ve elimdeki silah kendiliğinden patladı, kimseyi bilerek öldürmedim, kanunun bana verdiği yetkiye göre davrandım, ben görevimi yaptım” dedi. Polis Oral Emre Atar 2 yıl 1 ay cezaya çarptırıldı.
  • Dilek Doğan/İstanbul/25.10.2015: İstanbul Armutlu mahallesindeki evinde arama yapıldığı sırada bir polisin ateş etmesi sonucu hayatını kaybetti. Zanlı Polis, “Savunmasında, “Olay günü OHAL bölgesinden gelmiştim. Çok yorgundum, Ben kimseyi öldürmedim, kimseye bilerek silah doğrultmadım bu nedenle vicdanen rahatım. Ben devletimin bana verdiği görevi yerine getirdim. Kimseye ateş etmedim” dedi. Sanık polise ‘Bilinçli taksirle insan öldürmekten 6 yıl 3 ay ceza verildi.

70 kadın, 93 çocuk

Raporda, öldürülen 404 kişinin 70’inin kadın, 93’ünün çocuk olduğu, hiçbir olayda silahlı çatışma yaşanmadığı ve 404 kişinin benzer biçimde öldürüldüğü kaydedildi.

Gözaltında 29 ölüm: Kameralar kapalı

Raporda, gözaltındaki ölüm vakaları da sıralandı. Buna göre, 2007-2017 tarihleri arasında 29 kişinin gözaltında iken hayatlarını kaybettikleri vurgulandı. Raporda, “ölüm olaylarının meydana geldiği tüm polis karakollarında, kameralar ya arızalanmış ya kısmı kayıt yapmış ya da kayıt yapmamıştır. Durum böyle gösterilince, ölümlerin gerçekleştiği gözaltı merkezleri üzerinden işlem yapmak veya delil toplamak mümkün olmamıştır, dolayısıyla kötü muamelenin ve ölüm olaylarının cezasız kalması kolaylaşmıştır” denildi.

Örnek bazı olaylar şöyle sıralandı:

  • Festus Okey: İstanbul Beyoğlu Polis Karakolu’nda ateşli silahla öldürülmüştür. Ateş eden Zanlı polis: “Silah elimdeydi ama tetiğe ben basmadım, karakoldaki güvenlik kamerası bazen arıza yapıyordu, olay günü neden çalışmadığını bilmiyorum” demiştir.
  • Metin Yüksel: Zonguldak Polis Merkezindeki işlemler yürütülürken, saat 17.00 sıralarında nezarethanenin penceresinden atılmış, karakoldaki diğer polislerin yardımıyla Yüksel’in cesedi içeriye alınmıştır. Polisler: “Metin, kendisi nezaret penceresinde atladı, güvenlik kameraların çalışıp çalışmadığını bilmemekteyiz” demiştir.
  • A.Rahman Sözen: 21.07.2009 tarihinde İzmir’in Gümüşpala polis karakolu nezarethanesinde polise ait ateşli silahla öldürülmüştür. Resmi kayıtlara göre A.Rahman nezaretteyken polisin silahını alarak, iki el havaya bir el de kafasına isabet edecek şekilde intihar etmiştir. Zanlı polis: “A.Rahman silahımı aldı önce havaya sonra kendine sıktı, güvenlik kamerası bozuk olduğu için kayıt yapılamadı” ifadesinde bulunmaktadır.
  • Osman Aslı: İstanbul Firuzköy Polis Karakolunda ayakkabı bağcıklarıyla asılı bulunmuştur. Zanlı Polis Memuru: “Osman karakolda bot ipiyle kendisini asmış, nasıl oldu bilmiyoruz, güvenlik kameraları kayıt yapmamış, haberimiz yok” demiştir.
  • Ahmet Cömert: Darıca’da gözaltına alınan 23 yaşındaki Ahmet Cömert’in, polis merkezinin nezarethanede kendisini asarak yaşamına son verildiği söylenmiştir. Baba Durmuş Cömert, “oğlunun intihar edecek biri olmadığını” söylemektedir. Zanlı polisler: “Ahmet Cömert’in intiharıyla bizim ilgimiz yoktur, güvenlik kameraları her zaman çalışıyordu, o gün neden çalışmadığını bilmiyoruz” dediler.
  • Erdal Koloğlu: Zonguldak’ta gözaltına alınan 34 yaşındaki Erdal Koloğlu polisin cop darbelerinin ardından ölmüştür. Maktulün kardeşi: “Karakol önünde bağırdığı için yaklaşık 10 polis ağabeyime copla vurdu. Biri de yere yatırarak başına bastı. Güvenlik kameralarının görüntüleri hemen sildiler” ifadesinde bulunmaktadır.
  • Dariusz Witek: Sınır dışı edilmek üzere İstanbul Kumkapı misafirhanesine getirilen Dariusz Witek’in, 24 saat kameralarla izlenen nezarethanede 7 saat asılı kaldığı iddia edilmiştir. 4 polis memuru açığa alınmış, 15 polis memuru hakkında soruşturma başlatılmıştır. Ölümü konusunda polis tarafından yapılan açıklamada “Şahsın pantolonunun astar kısmındaki ipi kullanarak, kendini asmak suretiyle intihar ettiği belirlenmiştir” denilmektedir. Güvenlik kameraları için ise yetkililer: “Zaten bu kameralar sık sık arıza yapıyormuş onun için kayıt işlemi olmamış” ifadesinde bulunmaktadır.

Zırhlı araç çarpmasıyla 32 ölüm

Raporda, sivil yerleşim alanlarında gerekli özeni göstermeyen polis gücünün, aşırı hızlı ve trafik kurallarına aykırı bir şekilde kullandığı zırhlı araçların çarpması sonucu 2016-2020 yılları arasında 32 sivilin yaşam haklarının ihlal edildiği vurgulandı. Raporda, “Meydana gelen ölüm vakalarına ilişkin açılan soruşturma ve kovuşturmalarda polis aracı kullanıcıları korunup kollanmış ve meslektaşları tarafından düzenlenen trafik kaza tutanakları, ceza almayacak şekilde düzenlenmiştir. Düzenlenen bu tutanaklara göre soruşturma ve kovuşturmalar ya takipsizlikle ya da düşük cezalarla kapatılmıştır” denildi.

Misilleme davaları

Raporda, şu yorum yapıldı:

“Öldürme olayının faili olan polis, genellikle olay yerinde delilleri kendisi toplamakta veya olayın akışına göre delil üretmektedir. Zanlılar tarafından üretilen ve toplanan delillere göre güvenlik birimleri tarafından olayın fezlekesi düzenlemektedir. İzmir’de Baran Tursun’u öldürdükten sonra, ateş etmeyi gizlemek suretiyle trafik kazası raporu düzenlenmesi, Ankara’da 20 yaşındaki Soner Cankal’ı öldürdükten sonra, cesedinin üzerine kurusıkı tabanca bırakılması, Antalya’da motosikletiyle gezerken öldürülen 17 yaşındaki Çağdaş Gemik’in cesedinin yanına birkaç gram uyuşturucu bırakılması, Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı öldürdükten sonra cesedinin üzerine silah bırakılması gibi delil yaratma fiilleri, diğer vakalarda da yaygın bir şekilde görülmektedir. Bu fiillerde amaçlanan şey; kendileri veya arkadaşlarının fail olduğu kötü muamele veya öldürme vakalarının esası olan delilleri gizlemek, aklama yönünde delil üretmektir.”

Raporda, mağdur ailelere karşı, mücadelelerinden vazgeçmeleri için misilleme davalarının açıldığı da vurgulandı ve bazı örnekler şöyle sıralandı:

  • Baran Tursun ailesi: İzmir’de yaşama hakkı ihlal edilen Baran Tursun ailesi, adalet arayışları sürerken, çeşitli polis tutanaklarıyla haklarında 6 dava açılmıştır. Biricik evlatları polis tarafından öldürülen Tursun ailesinin maruz kaldığı ağır insan hakları ihlalleri, misilleme ceza davaları ile sınırlı kalmayıp, icra ve haciz davalarıyla gayrimenkullerin icra dairesi kanallıyla satışa çıkartma tehdidi ile karşı karşıya gelmişlerdir. Baran Tursun’u öldürmekten ceza alan polis memuru Oral
  • Emre Atar avukatları aracılığıyla İzmir 5.İcra dairesi 2017/1126 sayılı dosya ile, 1000 (Bin) liralık vekalet ücretinin tahsili için, Tursun ailesinin 9 milyon TL değerinde 6 adet gayrimenkullerini haciz etmiştir.
  • Sivil Toplum Örgütleri: Baran Tursun olayında yaşama hakkı ihlallerine dikkat çekmek ve ağır insan hakları ihlallerine maruz kalan Tursun ailesini desteklemek amacıyla, duruşma öncesi İzmir Karşıya Adliyesi önünde barışçıl bir şekilde bildiri okuyan, İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin üyelerine ve bazı sivil İnisiyatif bireylerine karşı İzmir Karşıyaka 5 Asliye Ceza mahkemesinin 2008/160 sayılı dosya ile dava açılmıştır.
  • Çağdaş Gemik ailesi: Antalya’da yaşama hakkı ihlal edilen 17 yaşındaki çağdaş Gemik’in ailesi adalet arayışını sürerken, sanık polisin yargılandığı davada çıkan arbedede kolu incinen bir polis memurunun açtığı tazminat davasında, Gemik ailesi 3.588,00 TL ödemeye mahkum edilmiştir. Bu dava daha sonra Yargıtay tarafından bozulsa da, biricik evlatlarını kaybeden Gemik ailesinin maruz kaldığı bu davadan ötürü cesaretleri kırılmış, davalarını takip etmekten korkmuşlardır.
  • Avukat Münip Ermiş:2007 yılında polis kurşunuyla hayatını kaybeden Çağdaş Gemik’in avukatı Münip Ermiş hakkında soruşturma açıldı. Adalet Bakanlığı, Antalya Valiliğinin istemi doğrultusunda Avukat Ermiş hakkında ‘Soruşturmanın seyrini etkilemeye çalışarak Antalya Valiliği aleyhine kamuoyu oluşturmaya çalışma’ iddiasıyla soruşturma açılmasına karar verdi.
  • Uğur Kurt ailesi: İstanbul’da Cem Evi bahçesinde bir cenaze töreninde iken polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Uğur Kurt’un ailesiyle polis Sezgin Korkmaz ve avukatı Tolga Yurdakul arasında arbede yaşandı. Yurdakul, müvekkilini kurtarmak isterken, 58 yaşındaki anne Kurt’tan yumruk yediğini ve saatinin koptuğunu öne sürdü. Kurt hakkında “kamu görevi sırasında hakaret” suçundan dört buçuk yıla, “kamu görevi sırasında yaralama” suçundan da bir yıldan iki yıla kadar olmak üzere, toplamda altı buçuk yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
  • Cem Aygün ailesi: Ankara’da polis kurşunu sonucu hayatını kaybetti. Aygün davasında ilk ceza ablalarına kesildi. Adalet arayışında bulunan Cem Aygün’ün 6 ablasına, kamu görevlisine hakaret ve devlet malına zarar vermekten dava açıldı. Aygün’ün nün ablalarına toplam 54.480 TL ceza verildi.
  • Ethem Sarısülük ailesi: Etem Sarısülük Ankara’da polisin kalabalığa doğru açtığı ateş sonucu öldürüldü. Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfı Sarısülük, kardeşleri İkrar, Cem ve Mustafa Sarısülük hakkında savcılık “hakaret” ve “yaralama” suçunda dava açtı. İddianamede sanık polis Ahmet Şahbaz ‘şikayetçi’ olarak yer aldı.
  • Fevziye Cengiz: İzmir’de gözaltında iken polis memurlarının işkence ve kötü muamelesine maruz kaldı. Fevziye Cengiz adalet arayışını sürdürürken, zanlı polislerin misilleme davalarıyla karşı karşıya kaldı. Polislere hakaret etmek suçundan 442 gün hapis cezası karşılığı 8.840 TL adli para cezasına çarptırıldı.
  • Dilek Doğan ailesi: Evinde arama yapıldığı sırada polisin silahıyla öldürüldü. Dilek Doğan’ın babası Metin Doğan, annesi Aysel Doğan ve kardeşi Mehmet Doğan, olayın meydana geldiği evde ‘polise mukavemet’ ettikleri iddiasıyla dava açıldı.

Tavsiyeler sıralandı

Raporda, hak ihlalleri ile mücadele için şu tavsiyeler sıralandı:

Görevli polis hakkında yaşam hakkı ihlaline ilişkin bir soruşturmanın olduğu durumlarda, söz konusu kişinin aktif görevde kalmasına müsaade edilmemeli ve terfi verilmemelidir.

Hukuka aykırı öldürme vakalarında savcılar daha hafif suçlar yerine daima öldürme suçundan dava açmalıdır. Açılan davalar bağımsız, tarafsız ve etkili yargı organlarınca görülmeli, olası cezasızlık algısının önüne geçilmelidir.

Polisin taraf olduğu yaşama hakkının ihlal edildiği davalarda, başta delilleri toplama ve muhafaza olmak üzere tüm iş ve işlemlerin yanı sıra soruşturmaya esas alınacak olay yeri inceleme görevi polis gücünden alınıp Jandarma gücüne verilmeli, böylelikle delil yaratma ve delil karartma iddialarının önüne geçilmelidir.

Yakınlarını kaybeden ve şikâyette bulunan kişilere karşı misillemede bulunulmamasına yönelik adımlar atılmalıdır. Ağır insan hakları ihlallerine maruz kalan birey ve ailelerine, tanıklar, avukatlar ve sivil toplum örgütlerine yönelik her türlü tehdit ve baskıyı yapanlar için soruşturmalar açılmalı ve hesap verebilirlik sağlanmalıdır. Şikâyette bulunan kişilere karşı uygulanan karşı suçlama uygulamalarına son verilmelidir.Tehdit altında bulunduklarını ifade eden tanıkların, mağdurların, mağdur ailelerinin ve üçüncü tarafların kendilerini emniyette hissetmelerini sağlayacak daha güçlü ve etkili koruma programlarının uygulanması bir öncelik olarak ele alınmalıdır.

Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 4.maddesine (2559 sayılı yasanın 16.maddesine) eklenen “Makul şüphe, öngörü ve takdir” gibi kavramları konusu, polise verilen eğitimlerde ayrıntılı şekilde işlenmelidir. Bu kavramlara her polisin kendince bir anlam yüklemesi ve bu yüklemeye göre silah kullanması önlenmelidir. Ölümcül güç kullanımının son çare olarak ve yalnızca gerektiğinde, hayat kurtarmak için kullanılabileceğinin yasalarda soyut kavramlarla değil, somut kavramlarla ve net olarak ifade edilmesi, mevzuatın uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi sağlanmalıdır. Mevzuattaki soyut ve son derece geniş yorumlanan yetkiler yerine, polisin silah kullanma yetkisi daraltılmalı ve kriterlere bağlanmalıdır.

Başta durdurma, arama ve kuvvet kullanma yetkisi olmak üzere, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun nasıl uygulandığını izleyecek ve değerlendirecek, aralarında Sivil Toplum Örgütlerinin de olduğu, bağımsız ve güvenilir mekanizmalar kurulmalıdır.

Başta Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu olmak üzere, yaşanan olayların incelenmesi ve izlenmesinde alternatif kamu kurumlarının cesaretle olayın üzerine gidebilmelerini sağlayacak imkanlar geliştirilmelidir.

Güç kullanmada sıklıkla telaffuz edilen orantılı veya kademeli güç kullanma aşamaları arasındaki sınırlar belirsizlikler taşımaktadır. Özellikle silah kullanma ile alakalı hangi noktada bu yönteme başvurulabileceği konusunda kafa karışıklığı yaşanmakta; kimi kolluk personeli sıcak bir silahlı çatışmada bile silahını kullanmakta tereddüt ederken, kimi polis ise dur ihtarına uymayıp kaçan ve -ehliyetsiz araç kullanma gibi- muhtemelen başka sebepleri de olabilecek bir kişinin ardından silahına davranarak ateşleyebilmektedir. Ölümcül ve yaşamsal çizgiler kafa karışıklığa neden olmayacak şekilde yeniden belirlenmelidir.

Gözaltındaki şüphelilerin sorgusu sırasında ve polis karakollarının her yerindeki video ve ses kayıt sistemlerinin sürekli çalışıyor olması garanti altına alınmalıdır. Bu kayıtlarla  oynanmamalı, silinmemeli ve gözaltında insan hakları ihlalleri iddialarının soruşturmasında kullanılabilmesi için derhal ve düzenli olarak savcılığa teslim edilmelidir.

Polis okullarında ve polisin meslek içi eğitiminde, ölümcül sonuç doğuran silah kullanma tekniklerine “Mobil silah” kullanma teknikleri ve yetki sınırlarını ayrıntılı olarak açıklanmalı, eğitim yoluyla polisin mobil silah kullanma konusunda bilgi eksikliği giderilmelidir.

Yargı kararıyla görevinde kusuru kanıtlanan polislere yönelik rücu mekanizması etkili biçimde çalıştırılarak cezasızlık algısının önüne geçilmeli ve hukuka aykırılıkların vergi mükelleflerinin kesesinden tazmin edilmesi uygulaması sonlandırılmalıdır.

Rapora burada ulaşabilirsiniz

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir