Ermeni Meselesi Üzerine

Paylaş

Halil Köken

Efendim elimde bir yazı var. Yazı 2 Ocak 2009 tarihinde yayınlanmış. Yani bundan 12 yıl önce. Ermeni Meselesi başlığını taşıyor. Yaklaşık A4 formatında 5 sayfalık bir yazı. Yazacak konu bulamayan insanlar gibi yazıyı tekrar yayınlayacak değilim. Burada sadece link verip esas meseleye geçelim.

O yazıda yer alan ve bugün de geçerli olan bazı tespitler ve öneriler var. Orada çözüm bölümünde demişiz ki; “Ermeniler, asılsız iddiaları için binlerce hikâye, roman, tiyatro, şiir vb. edebi eserler meydana getirmişler, bu iddialarla ilgili sinema filmi, belgesel, dizi, opera yapıp yayınlamışlardır. Oysaki Türk Edebiyatında bununla ilgili roman sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Araştırmaların sayısı yetersizdir. Tv. Dalında ise sadece 1986 yılında yayımlanan ve Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE’nin senaryosunu yazdığı “Duvardaki Kan” dizisi vardır. Mademki biz bu mesele de haklıyız. O halde, biz bu konuda onlardan çok daha fazla eser ortaya koymalıyız. Belgeseller yapmalı, sinema filmleri ortaya koymalıyız.

Dünya geneline yayın yapan televizyon kanallarında belgeseller, diziler ve filmler yayınlatmalıyız.

Büyükelçiliklerde, Konsolosluklarda, Ermeni Vahşeti ile ilgili sergiler yapılmalı, açık oturum ve sempozyumlar tertiplenmelidir.

Bu konu ile ilgili çeşitli televizyonların yaptıkları tartışma programlarına katılmalı ve oralarda kendi tezimizi anlatmalıyız.

Bölgede yapılan kazı çalışmalarına dünyadaki çeşitli üniversiteler ve basın kuruluşları çağırılmalı ve Ermeni vahşeti gözler önüne konulmalıdır.”

Evet 12 sene önce bu konuda yapılması gerekenleri belki eksiklikleri ile dile getirmişiz.

Efendim, bir fıkra vardır. Vatandaşın biri, Bakırköy Akıl hastanesini kuran Dr. Mazhar Osman’a “deli” der. Mazhar Osman vatandaşa; “senin bana deli demen önemli değil ama ben sana deli dersem, esas sıkıntı o zaman olur” diye cevap verir.

Şimdi bu fıkrayı niye anlattım. 1948 yılında Birleşmiş Milletler “Genocide” diye geçen “soykırım” olarak Türkçe ’de yer alan bir sözleşmeyi kabul eder.

2009 ‘dan sonra bile Ermenilerin iddia ettikleri soykırım iddialarını kabul eden ülkelerin sayısında artış var. Amerikan Başkanı Biden bu zincirin şimdilik son halkasıdır. Yarın bu son halkalar artacaktır.

Su akar ve Türk bakar diye bir tanımlama var. Biz yumurta kapıya gelene kadar bir şey yapmaz ve sonrada rest çekeriz. Sizin bağırıp çağırmanız vatandaşın Mazhar Osman’a “deli” denilmesi gibi bir şeyden ibarettir.

Ömer Muhtar ismini hepimiz Ramazanlar’da yayımlanan “Ömer Muhtar” filminden biliyoruz. Ömer Muhtar bugünkü Libya’da İtalyanlara direnen bir öğretmendir. Libya Lideri Albay Muammer Kaddafi tabiri caizse kesenin ağzını açarak 1981 yılında yaptırdığı bir filmdir. Dönemin meşhur oyuncuları ve yönetmenleri ile yapılmış bir filim. Bu filmle verilmek istenen mesajlar vardı. 1. Ömer Muhtar idam edildiğinde onun hemen yanında yer alan ve onun gözlüğünü alan çocuk Kaddafi’dir. 2. Olarak bölgede yaygın olan sunusi tarikatı liderleri düşmanımız olan İtalyanlar ile işbirliği yapan hainlerdir.

Propaganda amacı ile çekilen bir diğer filim Irak Lideri Saddam Hüseyin’in yaptırdığı “Kadisiye Savaşı” isimli filmdir. Buradaki amaç Araplar’ın devam eden İran Irak savaşında Irak’a yardım yapmalarını sağlamak idi. Kadisiye savaşı 642 yılında Araplar’ın İran’a karşı yaptıkları ve savaşın sonunda İran’ın yıkıldığı bir savaştır. Saddam bu filmi ile şu mesajı vermek istemişti. Biz Araplar, geçmişte nasıl İran’ı yendiysek, bugünde yenebiliriz. Yeter ki, siz İran’a karşı Arap dünyasını koruyan Irak’a yardım edin. Arap dünyası Irak’a para yağdırdı. Savaşın bitmesinden(1988) sonra Kuveyt’e saldırılmasının sebeplerinden birisi Arapların savaştan verdikleri parayı geri istemeleri idi.

Burada propaganda amaçlı yapılan 2 filmi ve yapılma sebeplerini anlatmaya çalıştım. Ama eminim ki, 12 yıl sonra ben bu sözlerimi eğer yaşıyor olursam tekrarlıyor olacağım. Çünkü hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü biz hep aynı şeyleri yapan fakat farklı sonuçları bekleyen insanlarız.

Şunu diyebilirsiniz. Soykırım tanımlamalarının artması neyi değiştirir. Netice de bu tanımalar bizim için yok hükmündedir. Belki doğru gibi gelebilir. Yarın hukuki davalar açılır ve bu davalar müttefik ülkelerde bile haklı çıktıkları zaman karşılaşılacak tazminatlar gelmeye başladığınızda benim ne demek istediğimi anlarsınız. Zaten soykırım iddialarının amacı budur. Bu tanımlamalar bir gün davalara dönüşür ve o ülkeler bu soykırımı tanıdıkları için davaları kaybedersiniz. O ülkelere sattığınız malların parasını alamazsınız. Gemi ve uçaklarınıza, o ülkelerin bankalarındaki paralarınızı kaybedersiniz.

Neyse siz bunları kafanıza takmayın. Uyumaya devam edin. Gökten üç elma düşmüş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir