Balkan Savaşı

Paylaş

Halil Köken

Efendim, savaşa karar verenler ile savaşı bitirenler çoğu zaman aynı kişiler değillerdir. Savaşı siz başlatırsınız ama savaş düşmanlarınız istediği zaman biter.

Savaş sadece savaş ilanından sonra meydana gelen bir olay değildir. Savaş öncesinde, orduyu savaşa hazırlamak, tahkimatlar yapmak, yığınaklar yapmak, düşmanın durumunu takip etmektir. Tabiri caizse olayları olmadan önce görebilmek gerekir. Yoksa, karanlıkta gözüne far tutulmuş yavşan gibi ortada apışır kalırsınız.

Bugün tamda böyle bir savaşı ele alacağız. Devletin daha düne kadar kendi vilayeti olan devlete nasıl yönetildiğini ele alacağız. Bu savaş devleti yönetenlerin ne kadar başarılı(!) olduklarını göreceğiz.

Uzun yıllardır birbiriyle anlaşamayan, Balkan devletleri sizin çıkardığınız Kiliseler kanunu sonucu aralarındaki en önemli problemi sizin sayenizde aştıkları için size karşı birleştiler. Bizimkiler uyuyordu. Denize kıyısı olmayan Sırbistan aldığı toplar için Avusturya’dan geçiremeyince bize başvurdu. Avusturya bu topların bir gün kendine karşı kullanılabileceğini düşünerek reddetti. Bizim yöneticiler çok insancıl ve barışçıl oldukları için geçiş izni verdiler.

Yav Avusturya’nın düşündüğünü sen niye düşünemiyorsun. Ve nitekim bu toplar bir ay sonra bize karşı kullanıldı.

Sonra tam da savaş öncesi 120.000 redif askeri terhis edildi. Savaş çıkınca, bunlar yollardan geri döndürülmeye çalışıldı. Böylesine kuvvetli(!) bir istihbaratımız vardı.

Balkan savaşlarında ordu yapılan Abdullah Paşa’nın yaşadığı olay savaşı nasıl yönettiğimizi bize gösteriyor. Ekim 1912’de Trakya bölgemizi savunan ordumuzun perişanlığı ve buna bağlı olarak da yaşanan acılardır. Bulgar askerlerinin zulmü ile Türk askerinin çaresizliği bir araya gelince ibret alınacak bir hezimet yaşanmıştır. 29 Ekim 1912 tarihinde 175 bin kişilik Şark Ordusu’na kumanda eden Abdullah Paşa, Lüleburgaz yakınlarında mahsur kalıyor. Telgraf makinası ve telgrafçısı olmadığı için ne merkezle ne de kendine bağlı birliklerle haberleşme sağlayabiliyor. Yiyeceği de biten paşa, açlıktan ölme tehlikesiyle yüz yüze geliyor. Celal Bayar, İngiliz Daily Telegraph gazetesi muhabiri Smith Bartlet’ye dayanarak, sakız köyünde mahsur kalan Abdullah Paşa için şunları yazıyor:

Kumandan adeta açlıktan ölüyordu. Emir subayları tırnakları ile evin fakir bahçesindeki toprakları kazarak bir iki mısır kökü çıkarmaya çalışıyorlar ve buldukları kökleri bir parça un ile bulamaç yaparak pişiriyorlardı. İşte 175 bin kişiye kumanda eden zatın bütün yiyeceği bundan ibaretti. Gazeteci Smith Bartlet, bunlara acıdı ve yanında getirdiği birkaç kutu konserveyi verdi. Üç gün Paşa’yı besledi. Abdullah Paşa İngiliz gazeteciye “Siz olmasaydınız ayakta duramayacaktım” dedi. (1)

Bir de yedek subay olarak askere alınan herkesin bildiği öykü yazarı Ömer Seyfettin’in yaşadıklarını hatıralarından takip edelim.

Ömer Seyfettin zamanımıza ulaşan haliyle bu günlüğe 27 Eylül 1328 [10 Ekim 1912] tarihinde Selanik’te başlamış ve 15 Teşrinisani [28 Kasım 1913] tarihinde esir tutulduğu Yunanistan’ın Naflion kasabasında “Necat isminde bir vapur geldi.” diye yazarak son vermiştir.(Seyfettin 18)

Yemek, içmek meselesi güçleşti. Dün yemek ve çorba tuzsuzdu. Köprülü’de tuz bulunmadı. 5 Teşrinievvel [18 Ekim 1912] (Seyfettin 90) Savaşın başlangıcının 6. Günü tuz bulunamıyor.

Biz de çekildik. Bütün gece, tam on iki saat yürüyerek sabaha yakın Kiliseli’ye geldik. Oradan dün sabah kalktık. Buraya döküldük. Yolda uzun bir muhacir kafilesine tesadüf ettik. Oh ne felâket! Kadın, çoluk, çocuk tam beş bin ev imiş. 14 Teşrinievvel [27 Ekim 1912], Köprülü (2)

Kaç gündür, kaç gecedir burada çekmediğimiz sefalet kalmadı. Üzerimize yağmurlar yağdı. Çamurlar içinde yuvarlandık. Askerin hepsi hasta. Kazanlar yolda bırakıldı. Hepimiz açız Rezalet, felâket son dereceyi buldu. Dağlara yavaş yavaş kar düşmeye başladı. Dayanılmaz derecede soğuk. Rüzgâr durmadan esiyor. İşte şimdi hareket emri verildi. Nereye? Kimse bilmiyor. Niçin? Kimse bilmiyor. Gözlerini kaybetmiş bir kör sürü gibi bocalanıp gidiyoruz. Ortada ne kumandan var, ne kumanda. Ortada mekkâreler yok. Mekkâre çiler yok. Cephaneler siperlerin içinde yerde kaldı. Herkes şaşırmış. Hâl ve mevki o kadar tahammül olunmaz derecede ki…15 Teşrinievvel 1328 [28 Ekim 1912] (3)

Yolda koşa koşa gidiyoruz. Arkadan top, yandan tüfek sedaları geliyor. Hava güzel, çamur yok. Fakat hepimiz aç ve hastayız. Hiçbir şey düşünmüyor, dilimdeki peksimet yaralarının sızılarını dinleyerek ilerliyorum. 17 Teşrinievvel [30 Ekim 1912]

Sefaletin bundan müthişi var mıdır? Karların üzerine kaputunu koydum. Şunları

yazıyorum. Askerin Aman yarabbi! hepsi hasta. Sisten hiçbir taraf görünmüyor. Hafif karla karışık ince bir yağmur yağıyor. 30 Teşrinievvel [12 Kasım 1912] (4)

Kolordular, bütün Garp Ordusu perişan oldu. Neferler, zabitler birer mekkâreye binmiş, intizamsız bir acele ile Görice’ye doğru kaçıyorlar. Yağmur iyice yağıyor. Bırakılan topların hayvanların zayıf ve aç. Bütün yol boyunca sallanarak geçiyorlar. 9 Teşrinisani [22 Kasım 1912](5)

Dört gündür açız. Askere burada ikişer okka un verdiler. Görice’den beri devam eden ishali hiçbir ilâçla kesemiyorum. 20 Teşrinisani [3 Aralık 1912] (6)

Artık harp sayfasını kapamalı. Kaçamadım. Yirmi bir neferle esir düştüm. Bulunduğumuz tepeden efzunlar göründü. “Teslim olun” diye haykırdılar. Biz de ellerimizi kaldırdık. “Teslim” diye bağırdık. Neferleri bağladılar, beni yüzbaşıya verdiler.8 Kânunusani [21 Ocak 1913]) (7)

Ömer Seyfettin hatıralarına baktığımızda yedek subay olarak görev yaptığı bu devrede hep kaçma, yürüyüş, açlık, salgın hastalıklar burada bunlardan çok az bir kısmı alınmıştır. Yük hayvanlarının çoğunun açlıktan öldüğü vb.

Sanki birileri içerden Osmanlı’yı nasıl yok ederiz sorusuna cevabı gibi. Tek mermi atılmadan teslim olan Selanik gibi şehirleri saymadım.

(1)Yılmaz, Prof. Dr. Durmuş “Osmanlı’nın Son Yüzyılı Cumhuriyet’e Giden Yol” Çizgi Kitapevi 2004 Konya Syf: 213

(2)Seyfettin, Ömer “Balkan Harbi Hatıraları” Hazırlayan Tahsin Yıldırım,

(https://www.kitapindi.com/egitim/ani-hatira/omer-seyfettin-balkan-harbi-hatiralari/) Syf:18

(3) Seyfettin, a. g. e.Syf: 92

(4) Seyfettin, a. g. e.Syf: 96

(5) Seyfettin, a. g. e.Syf: 99

(6) Seyfettin, a. g. e.Syf: 103

(7) Seyfettin, a. g. e.Syf: 113

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir