Montrö Boğazlar Sözleşmesi

Halil Köken

Boğazlar Meselesi 19. Yüzyılda en çok konuşulan olaylardan birisidir. Üniversitede okurken bir hocamıza “Boğazlar Meselesi nedir? Diye sorduğumuzda, Dünyada milyar insanın her gün üç defa önüne gelen bir meseledir.” Demişti.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Hangi şartlarda ortaya çıkmıştır? Bu hafta bu konuya bakalım.

            1815 Viyana Kongresi Osmanlı Tarihinde önemli dönüm noktalarından birisidir.

Osmanlı’nın artık tek başına Rusya’yı yenmesi mümkün değildir. Rusya ile yaptığı savaşları hep kaybetmektedir. Rusya’nın Çar 1. Petro dediği ve bizim Deli Petro dediğimiz (1672-1725) Çar döneminden beri milli hedef haline getirdiği hedeflere adım adım yaklaşıyordu. Güçlenen bir Rusya’yı Avrupa’da kimse istemiyordu. Bu konferans bu sebeple toplanmıştı

            Bu konferansta konuşulan konulardan birisi de Boğazlar sorunu idi. Rusya’nın Akdeniz’e inme yollarından birisi Boğazlardı.

            1856’da Paris anlaşması ile Osmanlı Toprak bütünlüğü Avrupa Devletler ’inin koruması altına alınıyordu. Bu aynı zamanda sizin toprakları koruyamayacağınız koruyamaz durumda olduğunuzu kabul ve ilanı anlamını taşır. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla beraber Akdeniz tekrar canlanmaya başlamıştı. 1882 yılında İngiltere Mısır’ı işgal etti. 19. Yüzyılda özellikle İngiltere Osmanlı’yı hep Rusya’ya karşı korudu, himaye etti.

            İngiltere bu dönemde kendi sahasında Rus gemileri görmek istemiyordu. Ancak Almanya ile girdiği rekabette Rusya’ya ihtiyacı olduğu için bu politikalarından vazgeçti.

            Dünya savaşının en kanlı cephelerden birinin Çanakkale olması tesadüf değildi. Amaç Boğazları ele geçirmekti. Boğazların yönetimi Sevr anlaşmasında ise Türkiye’nin üyesi olmadığı Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun yönetimine bırakılmıştı. Ancak Türk Milleti bu anlaşmayı 30 Ağustos 1922’de süngüsüyle yırttı.

Lozan Anlaşmasında (24.07.1923) ise Boğazların yönetimi Türkiye’nin üyesi olduğu bir komisyona bırakılıyordu. Boğazlar iki taraftan 15 km.’lik bir alan askerden arındırılacaktı. Yani Bursalı bir asker Trakya’ya üniforma ile geçemiyordu. Boğazların ve özellikle Başkent İstanbul’un güvenliği yoktu.  Başkentin İstanbul’dan taşınmasının en önemli sebebi de buydu.

1936’ya geldiğimizde dünyada savaş rüzgârları esmeye başlamıştı. Almanya’da iktidara gelen ve diktatörlük getiren Hitler, İtalyan diktatörü Mussolini ve Rus Diktatörü Stalin dünyayı ateşe atmaya hazırlanıyordu. İngiltere Almanya’nın yanında yer alan Rusya’nın güneye inmesini istemiyordu. Rusya’da gireceği bir savaşta güneyini sağlama alma niyetindeydi. İki düşman kendi güvenliklerini sağlamak için boğazların kapanmasını istiyordu.

Türkiye’yi yönetenler böyle bir fırsatı kaçırmadı. Ve netice de Montrö Boğazlar sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme ile;

  1. Boğazlar Komisyonu kaldırıldı ve yetkileri Türkiye’ye verilecekti.
  2. Boğazlar tamamen Türk yönetiminin oluyordu.
  3. Boğazlar her türlü sivil gemilere (Yolcu ve yük gemisi gibi) açık ve ücretsiz olacaktı.
  4. Boğazlar her türlü savaş gemisine kapalı olacaktı.

4 yıl süren 1. Dünya savaşından yıkılarak çıktığını gören Yöneticiler 6 yıl süren

2.Dünya savaşına girmemelerinin sebeplerinden birisi de Boğazların Türkiye’nin elinde olmasaydı. Bu sözleşme olmasaydı Boğazlar bütün gemilere açık olacağı için günün birinde buradan geçen gemiler bahane edilerek ülkeye saldırılabilirdi.

            Bundan vazgeçtiğinizi açıkladığınızda Boğazların statüsü ne olacaktır? Lozan Anlaşması veya Sevr Anlaşmasına geri mi dönülecek. Netice de Hürmüz Boğazından veya Cebeli Tarık Boğazından değil, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından bahsediyoruz.

            Uluslararası anlaşmalar ancak o anlaşmalarda imzası olan devletler tarafından yeni bir anlaşma yapılarak yürürlükten kaldırılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir