2. Boraltan Köprüsü Faciası

Paylaş

Halil Köken

Efendim Boraltan Faciası ya da Boraltan Köprüsü faciası denilen olay 1945 yılında Türkiye’ye sığınan 195 Sovyet askerinin (Bu 195 asker Azerbaycan Türküdür) geri iadesi olayıdır. Bu askerler iade edilmemek için ne kadar yalvarsalar da (çünkü iade edildiklerinde Sovyet rejiminin kendilerini kurşuna dizileceklerini biliyorlardı. Zaten Sovyet zulmü altında yaşamak istemedikleri için Türkiye’ye sığınmışlardı.) seslerini kimse duymaz. Boraltan Köprüsünde iade edilirler. Stalin Yönetiminde ki Sovyet rejimi bunları daha sınırda makinalıyla tarayarak öldürürler. Boraltan köprüsü olayı budur.

Bu durum sağ siyasetçilerin sürekli gündeme getirmişler ve haklı olarak eleştirmişler yerden yere vurmuşlardır. Zulümden kaçan Türk Sovyet sınırındaki bir grup asker size güvenerek ölüme maruz kalmamak için size sığınıyor. Siz bunları koruyacağınıza onları iade ediyorsunuz. Bu durumda zamanın hükümetini savunanlar Sovyetlerin 2. Dünya Savaşının galibi olduğunu ve Türkiye’nin Sovyetlerle savaşacak gücü olmadığını söylerler. Evet, bu iddia doğrudur ve Sovyetler Türkiye’den Boğazları ve Kars Ardahan’ı istemiştir. Ama buna rağmen askerlerin iadesi yanlıştır. Size sığınan insanları korumanız gerekir.

Şimdi bunu niye anlattım. Ülkemizde yaşayan Uygurlar var. Uygurlar bu ülke topraklarında yaşayan bir topluluk. Suriyeliler gibi, Afganlılar gibi, Araplar gibi vs. Koalisyonun küçük ortağının 52 yıldır “Tanrı Dağı kadar Türk” ibaresi kullanmaktadır. Büyük Ortağı ise İslamcıdır ve “Dünyanın neresinde bir Müslümanın gözyaşı varsa” tabirini kullanmaktadırlar. Koalisyonun soğan cücüğünü kale almıyorum zaten. Hayattaki tek başarısı Terörist başına çiçek vermesi olan bu zat bir açlık grevinde tuvalette gizlice bisküvi yediği için kendi yoldaşları tarafından vurulan biridir. Soğan cücüğüne göre Uygurlar teröristtir bir nevi bizim PKK ne ise Uygurlar ’da odur. Eğer öyle ise senin onlara düşman olman değil çiçek vermen gerekirdi. (Gerçi hakkını yemeyelim. Televizyonda “size çiçek verilse ne yapardınız” diyerek güya kendini savundu. Bir kişi de kendine sormadı. “İyide kardeşim sana bu çiçeği Taksim Meydanında mı verdiler? Senin PKK kamplarında ne işin vardı?”)

Bir dönem hızlı Maocu, bir dönem Atatürk’ün dinsizliğini ispat etme derdine düşen, bir dönem PKK kamplarında kırmızı halıyla karşılanan birisi bir dönem İslamcı şimdi ise rüzgâra göre kıvıran bir fırıldak.

Efendim İslam dünyası 20. Yüzyıla esaret alında girdi. Bunlardan birisi de Uygurlardı. Osman Batur (1899-1951) 1940’larda ayaklandı. Moğolların da yardımı ile Çinlilerle savaştılar.. 1951’de idam edildi. Ve 0 tarihten bu yana Uygurlar bir lider çıkaramadılar. O Tarihinden bu yana Kızıl Çin işgali altındalar. Zaman zaman dünyanın çeşitli yerlerinde ki Uygurlar kendi haklı davalarını anlatmaya çalışıyorlar.

Uygurlar erkekleri toplama kamplarına atılan, güzel Uygur kadınlarının zorla fuhuş sektöründe çalıştırılan, kamplara atılan erkeklerin evlerine kardeş aile kapsamında Çinli erkeklerin zorla yerleştirildikleri bir topluluklardır. Uygur çocukları ailelerinden koparılarak toplama kamplarına alınıyor ve asimilasyona uğratılıyor.

Kendisine Türk diyen veya Müslüman diyenleri geçtim insan diyenlerin karşı çıkması gereken bu ve benzeri nice zulümlere karşı çıkmaları gerekirken bunlara kol kanat olunması gerekirken siz onları cellatlarına teslim ediyorsunuz.

Bu yazıyı son zamanlardaki Çin aşılarına karşı Türkiye’de bulunan Uygurların teslim edileceği söyleniyor. “Yok kardeşim olur mu öyle şey” diyemiyoruz. Çünkü mevcut yapı Çin parası karşılığında bunları yapacak durumdalar. Üstelik sadece Türkiye de değil İslam dünyası da böyle. İslam düşmanı diye nitelendirilen Fransız Cumhurbaşkanı Macron bile bir şeyler yaparken biz onları cellatlarına teslim ediyoruz.

Amacım siyaset yapmak değil. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun sırf insan oldukları için sahip çıkılması gerekirken ülkülerin ve İslamcıların iktidar oldukları bir dönemde 100.000 oy bile toplamayan soğan cücüğünün kuyruğuna yapışıp terörist olduğu iddia edilen Uygurlar teslim edilmeye çalışılıyor.

Belki de şimdi iktidar yanlıları bunun söylenti olduğunu söyleyeceklerdir. Oysa iade anlaşması Çin Parlamentosunda kabul edildi. Aynı anlaşma Türkiye Parlemontasında görüşülüyor. Geçtiğimiz aylarda mecliste bu konu gündeme geldiğinde bir mebusumuz “ne yani savaş mı açalım?” demişti. Efendiler kimse sizden Çin’e savaş açmanızı istemiyor. Uluslar arası ilişkilerde yumuşak güç tabiri vardır. Onu kullanın.

Ümitli değilim ama geçmişte Türkiye bu gücü kullandı ve sonuç aldı. Aponun gittiği her ülke mallarına karşı boykot çağrıları yapıldı ve sonuç alındı. Ama kime söylüyoruz.

**Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Özgür Platform’un yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir