Harcanabilir Hayatlar ve Asgari Ücret

Sami Evren

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) tarafından Kasım ayı iş cinayetleri raporu açıklandı. Açıklamada, Kasım ayında en az 294 işçi, 2020 yılının ilk on bir ayında ise 2032 işçi hayatını kaybetti.

Rapora göre;

Hayatını kaybeden 294 emekçinin 248’i ücretli (işçi ve memur), 46’sı çiftçi ve esnaftan oluşuyor.

Ölenlerin 21’i kadın işçi, 273’ü erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tarım, ticaret/büro, metal, sağlık, konaklama ve belediye işkollarında gerçekleşti. 4 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti: 2’si Suriyeli, 1’i Özbekistanlı, 1’i Ukraynalı ve ölenlerin içinde üç çocuk işçi var. Yaşamını kaybedenlerin sadece 23’ü sendikalı.

Şüphe yoktur ki, elimizde resmi bir veri olmamakla birlikte pandemi döneminde yoksulların, işçilerin ölüm oranlarının arttğı kesin. Çünkü “evde kalma çalış” siyasetinin kurbanları çalışmak zorunda bırakılan işçilerdir.

Asgari ücret, işçi sınıfının kapitalist sistemin ağır ve kuralsız sömürüsünün önüne geçebilmek için uzun soluklu bir mücadele sonunda, evrensel olarak kabul ettirilmiş en temel insan haklarından biridir. Çeşitli uluslararası sözleşme ve antlaşmalar asgari ücret hakkını güvence altına almıştır. Asgari ücreti uygulayan ilk ülke 1894’te Yeni Zelanda oldu.

Türkiye’de asgari ücret, “İktisat vekâletince teklif edilecek işlerde işçi ücretlerinin en aşağı hadleri bir nizamname ile tespit edilir” denerek 1936 tarihli İş Kanunu mevzuatına girdi. Yönetmeliği 1950 yılında çıkartıldı. Kapsamı ve uygulama alanları hep sınırlı oldu. Uluslararası normlara göre işçinin sadece kendisinin değil, ailesinin de (hane halkının) asgari ücret tespitinde hesaba katılması gerekirken Türkiye’de sadece işçinin kendisiyle ilgili ücret belirlemesi yapılıyor. “Kutsal aile” vurgusu maalesef bu konuda dikkate alınmıyor.

Türkiye asgari ücretle ilgili 131 sayılı ILO Sözleşmesi’ni henüz onaylamadı.

Ayrıca Avrupa Sosyal Şartı ile “Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır” denilmektedir. Türkiye, tarafı olduğu Avrupa Sosyal Şartı’nın bu hükmüne çekince koymuş ve onay dışı bırakmıştır. Buna onay vermemek çalışma yaşamında kölelik düzenini uygularım demektir. Ayrıca çekince koyan ülkelerde demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.

Türkiye’de uluslararası sözleşmeler dışında asgari ücretin belirlenmesi demokratik usullere göre yapılmamaktadır. Şirketlerin lehine olacak şekilde demokratik kriterlere uygun olmayan bir komisyon eliyle usulen belirlenmektedir. Yeni rejimde bu komisyon da doğrudan cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır vesselam.

Türkiye’de insanca yaşam için yetersiz belirlenen asgari ücrete erişim hakkı olmayan milyonlarca işçi var.

Türkiye’de kayıt dışı çalıştırılan milyonlarca işçi var.

Türkiye’de sigortasız çalıştırılan yüzbinlerce mülteci, çocuk işçi, kadın var.

İşsizlik oranı büyüdükçe, asgari ücretin altında ücretlerle çalışan işçi sayısı ve ayrımcılık da artmakta.

Siyasi iktidarın hedefi sadece asgari ücreti düşük tutmak değil, aynı zamanda ortalama ücretleri de asgari ücrete yaklaştırmaktır.

Asgari ücretin alım gücü karşısındaki miktarı, insanların yaşam standardını belirler. Yaşam standardı ise ülkedeki demokrasinin niteliğini belirler.

Bu ülkede milyonlarca emekli asgari ücretin altında maaş almaktadır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının son verilerine göre emeklilerin yüzde 49.31’i asgari ücretin altında emekli aylığı alıyor. Bakanlığın verilerine göre 4 milyon 179 bin 840 emekli asgari ücretin altında bir aylığa sahip. 4/a statüsünden emekli olan vatandaşların yüzde 50.8’i, 4/b statüsünden emekli olan vatandaşların yüzde 89.5’i ve 4/c statüsünden emekli olan vatandaşlarımızın ise yüzde 0.7’si asgari ücretin altında bir gelir elde ediyor.

Bu rakamlar gösteriyor ki devlet (SGK)asgari ücrete kendisi uymuyor. Özel sektörün asgari ücret altında işçi çalıştırmasının önü de böylelikle açılmış oluyor.

Asgari ücretin belirlenme usulü, değişmediği sürece, yetersiz de olsa asgari ücretin altında hiçbir insanın emekli maaşı almayacağı ve çalıştırılamayacağı, kayıt dışı çalışmanın tamamen engellendiği bir düzenleme için mücadele etmek esas olmalıdır.

Bunun için güvencesizlerin örgütlenmesi, emekli örgütlerinin birleşmesi ve toplumsal bir sözleşme ile hükümeti masaya oturtacak bir mücadele programı bu konuyu çözer.

Sarı sendikaların ve işveren sendikasının hükümetle paslaşması devam ettiği sürece milyonlarca insanın umutsuz bekleyişi devam eder.

Çünkü şirketleşmiş devlet kendi çıkar ilişkilerine göre bütçesini oluşturuyor. Orta vadeli (OVP) yayınladıkları programlarda uygulamaya koydukları mali disiplin ve acı reçete uygulayacağız beyanları ortadadır.

Ekonomide istikrar dedikleri şeyi harcanabilir hayatlar üzerinden sağlamayı sürdürebilirlik adına sürdürenlerden, insanlık suçu işlemekten çekinmeyenlerden, insanca bir ücret belirlemeleri beklenemez. Umut kendimizde ve mücadelemizde olmalı.

Makalenin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir