Osmanlı’nın Son Savaşı- 8

Paylaş

ÇILGIN PROJE 3

Halil Köken

Bugün yazıya bir kitaptan bahsederek başlayacağım. Kitabın adı “Mehmetçik Avrupa’da”. Kitabın yazarı M. Şevki Yazman adında bu cephede savaşmış bir subaydır. Kitap bir hatırattır. Çanakkale Savaşından sonra Uzunköprü’den başlayan ve yaklaşık 13 ay sonra geri dönülen bu macerada 12.000 vatan evladını Galiçya’da toprağa verdik. İmkânı olan herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim.

“Önce can sonra canan” diye bir atasözümüz var. Dediğim dedik çaldığım düdük hesabı kimseye hesap vermeyen ve kimsenin hesap soramadığı Enver Paşa Osmanlı’nın sonunu getirecek bu savaşta “saldım çayıra Mevla’m kayıra” bir şekilde hareket etmektedir.

1916 Temmuzunda 33.000 askerden oluşan 2 tümenden oluşan bir kolordu kurulur ve Galiçya Cephesine gönderilir. Amaç Rus saldırıları karşısında güç durumda kalan Avusturya Macaristan İmparatorluğu’na can suyu vermekti.

Dünyada aklı olan düşünme kabiliyeti olan herkes şunu idrak eder ki, bir insanın kendi evi yanıyorsa dışarda kıyamet kopsa bile öncelikle kendi evini söndürmeye çalışır. Bu durumda olan kişi için tabir yerinde ise “gemisini kurtaran kaptandır.” Ama siz kendi evi yanarken başkasının evini söndürmek için uğraşıyorsanız buna ne denir bilemiyorum.

Bizde devlet adamlarının, komutanların ya da yüksek bürokrasi içinde görev alanların hatırat yazma geleneği pek yoktur. Yazanlar da çoğu defa sadece kendini aklamak için yazdıklarından gerçeğe pek sadık kalmamaktadırlar.

Enver Paşa keşke hatıratını yazsaydı da ona kendi cephelerimiz alev alev yanarken neden askerlerimizi Galiçya’ya gönderdiğimizi anlayabilseydik. Unutmayalım ki doğu cephesindeki Sarıkamış felaketinden dolayı doğu illerimizin çoğu Rus işgali altında idi. Doğu cephesinde yer alan bu işgaller Rusya’da 1917 Ekim Devriminin gerçekleşmesinden sonra sona erecektir.

Asker sevkiyatı 21 Temmuz 1916’da başlamıştır. Ruslarla ilk sıcak temas 19 Ağustos 1916’da başlamıştır. Kolordu komutanı Yakup Şevki Paşa idi. 18 Kasım 1916’da Cevat Paşa komutan olmuştur.

Bu savaşta 12.000 şehit verdik. Kaç askerimiz sakat kaldı bilmiyoruz. Bazı şeylerin söylemesi kolaydır. 12.000 şehit gibi. Ama 12.000 ocağa ateş düştü. Çocukları yetim, eşleri dul anne babaları evlatsız kaldı.

Yazımı yukarıda belirttiğim kitabın bitiş bölümünden bir anı ile son vereyim.

“Bulgar istasyonunda tren durdu. Bir görevli uyuyan askerleri sabah kahvaltısı için elindeki copla kompartıman kapılarına vurarak uyandırmaya çalışıyordu. Hâlbuki biz olsak bu askerler uyanmadığına göre aç değillerdir öyleyse uyandırmaya gerek yoktur deyip malzemeyi de hazineye irat kaydederdik. Sonra Edirne’den sabah vakti ülkemize geldik. Bizi Sirkeci garından sonra Anadolu tarafına bir çayıra naklettiler. Bir gün önce yağan yağmurla çamurlaşmış bu ovaya getirdiler. Kimse bizim ne yiyeceğimizi düşünmemiş ve yemek çıkarmamıştı. Akşam geç vakit epeyce uğraştıktan sonra sadece bulgur pilavı bulup askerin karnını doyurduk. BİR DAHA 4 YIL ÖNCE SAVAŞTIĞIMIZ BULGARLARIN YAPTIĞINA BAK BİRDE KENDİ ÜLKEMİZİ YÖNETENLERİN BİZE  TAVRINA  BAK”

Şair diyor ya “Başka bir şey diyemem işte perişan yurdum”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir