Son Tarih Bükücüler

Veysi Dündar

Selahattin Demirtaş dün twitter hesabından paylaştığı gönderide çok ilginç bir gerçeklik bükümünü gözler önüne serdi.
2014 Ekim’inde olmuş bir olayın 2015’e itelenerek, seçim meydanlarında oy talebine tahvil edilmesini anımsattı.

Hepsi kayıt altında ve güncel tarihe dair olan bir olaylar dizisine eklenen senaryo, bu kısa videoda ortaya konmakta. Erdoğan’ın muhtemel ki 2018 seçimlerinde (o kadar çok seçim oldu ki yanlış da olabilir) Kobani olaylarının faturasını HDP’ye ve HDP’nin o günkü yönetimine çıkarmak için kurguladığı bu fiktif tarihle, aslında 7 Haziran 2015’de yaşanan hezimetin tekrar etmemesi hedeflenmekte.

Oysa ki 2014’te de bugün olduğu gibi ülkeyi AKP yönetmekteydi. Çok sevilen dini referanslarda ifade edildiği üzere; “Fırat’ın kenarında bir koyun da kaybolsa mesulü Hz. Ömer’dir”. İşin bu yönünü zaten sorgulamak mümkün olmuyor.

İster ekonomik, ister siyasi hiçbir krizde fatura ülke idaresine çıkmıyor. Tam aksine dış güçler ve iş birlikçi iç güçler elele verip ülkeyi krize duçar ediyor.

Bu kadar basit formülle; değil ülke, kuşsevenler derneği bile idare edilmez normalde. Gelin görün ki bu ülkede idareyi bir kez kapıp sonsuza kadar sahiplenmek isteyen bir iktidar için normal ve anormal çoktan özünü kaybetti.

Bu arada ilginç bir çıkış da içişleri bakanından geldi. Kobani olaylarının zaten yargılamaya ve anayasa mahkemesi düzeyinde sonuçlanmaya tabi olmasına karşın konunun tekrar gündeme gelmesini savunurken Kerbela’ya kadar götürdü geçmişi.

“Kerbela nasıl unutulmazsa, Kobani de unutulmaz” dedi. Son derece tuhaf bir benzetmeydi bu. Teşbihte ağır hata vardı.

Kerbela’nın taraflarını anımsadığımızda hatadan da öte ağır bir gaf ve tarih bükümünden söz etmeliyiz.
Kerbela’da şehit olan Hz. Ali’nin yolundan gidenlerin, bu ülkede katliamla yok edildiği olayların hemen hiç biri Kobani gibi tekrar tekrar gündeme gelmemişti çünkü.
1970’lerin Maraş Katliamı, Çorum Katliamı, biraz daha eskinin Kayseri-Sivas acısı ve unutulmaz Madımak Yangını. Bunlar daha ilk anda akla gelenler. Bir benzerlik kurulacaksa Kerbela ile bu olaylar üzerinden kurmak gerekirdi. Diğer taraftan onlarca masumun aynı anda katledildiği, Suruç, Gar katliamları, Kanlı 1 Mayıs gibi olaylar da Alevilere daha yakın duran kesimlerin toplu yok edilişleri değil mi?

Türkiye’de 1970’lerin saflaşması anımsanacak olursa Kerbela’ya kadar hesabı geri çeken Süleyman Soylu, yakın durduğu ideolojik safların vermesi gereken hesap bakımından mahcup olmalıdır.
Lakin bu ülkede mahcup olmak uzun süredir unutulmuş bir kavram.
Hele ki iktidar cephesinde.

-Hemen tüm dış politika hamleleri iç politika odaklı olan ve hepsinde de ters geri duruma düşen iktidar, mahcup olmuyor.
-“İstanbul’u kaybettiği halde ülkeyi yönetmem doğru mu?” sorusunu sormadığı halde, mahcup olmuyor.
-6 milyon seçmen 12 milyon insan seçme iradelerinin dışında yönetimlere tabi oluyor, mahcup olmuyor.
-Kendisi kapısına giderken makbul olan Avrupa yargısı, Anayasa yargısı başkalarına yarayan karar verdiğinde yok hükmüne geliyor, mahcup olmuyor.
-Ülkeye paralel bir yönetimin ahtapot misali yerleştiği yıllar boyunca ülkeyi tereddütsüz yönettiği halde mahcup olmuyor.
-Ekonomik öngörülerinin tamamı yanlış çıkıyor, mahcup olmuyor.
-Ülke ne depreme, ne sele, ne yangına, ne yer kaymasına hazırlanmış, mahcup olmuyor.
-Ülkenin en büyük istihdam sektörü sokaklarında hurda arayan insanlar olmuş, mahcup olmuyor.

/Biz başkaları ve ülkemiz adına bütün bunlardan, mahcubuz.
/Selahattin Demirtaş’ın bu ülkenin 100 yıllık sorununun tek müsebbibi gösterilmesinden, mahcubuz.
/PKK’yı bizatihi kuran şahsın yazdığı mektuptan medet umanların pişkinliğinden, mahcubuz.
/“Bizim PKK ile bağımız yok” diyen HDP Başkanının sözünü bağırtıyla susturan sözde gazeteciden, mahcubuz.

Mahçubuz ama umutsuz değiliz.
Güneşi balçıkla sıvayanların, o balçığın eriyeceği zaman olacaklardan da haberdar olması gerekir çünkü.

8.10.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir