Söylemlerinizle Kaosu Tetikliyorsunuz!..

Fahrettin Dağlı

Daha önce yazacaktım. Ancak araya eşimin sağlık sorunları girince gecikti. Ancak dün Devlet Bahçeli’nin ifadelerinden sonra yazmak artık vacip oldu.

Bahçeli’nin TTB’yi hedef alan açıklamaları sağlık alanın problemlerini işaret etmiyor. Tam aksi kapatmaya, örtmeye yönelik açıklamalar… TTB yönetiminin ideolojik tercihleri kendilerini ilgilendirir. Eğer açıklamalarıyla kaos iklimi oluşturmaya yönelik bir girişimleri sözkonusu ise bunun da muhatabı hukuk kurumlarıdır ve iktidardır. D. Bahçeli’ye ne oluyor da iktidardan önce ipi atıyor. Hatırlarsanız, bir zamanlar Öcalan’ın idamı için meydanlarda ip sallıyordu. Şimdi de asılacak kurum ve kuruluşların ipini iktidarın önüne atıyor.

TTB ne yapmış? Covid-19 kapsamında siyasal irade tarafından yapılanlar veya yapılmayanlar hususunda siyah kurdele protestosu yapmış. Olabilir, gayet normaldir. Demokratik hukuk devletlerinde sıradan bir protesto… Kolay değil, sağlık personeli bütün zorluklara karşı canını ortaya koyarak hizmet ediyor. Peki, durum ne alemde? Yani, TTB haklı mı, haksız mı? Şimdi bilfiil yaşadıklarımı vicdanınıza arz ediyorum, siz oradan bir hüküm çıkarın; Eşimin covid testi pozitif çıktığında onu evde karantinaya almıştık. Hastalık hafif seyrediyordu. Bir gün kendisini çok halsiz hissedince ikamet ettiğimiz Gölbaşı ilçesi hastanesinin covid polikliniğinde tetkik ve tahliller yaptırdık. Kan değerleri çok düşük çıkınca hemen bir üst hastaneye transfer edilmesi gerektiği ifade edildi. Onun üzerine tanıdığım bazı dostlarla istişare ederek Şehir Hastanesi’ne transferini gerçekleştirdik. Oranın aciline gittiğimizde bir mahşer hali yaşanıyordu. Yüzlerce insan acil polikliniğinin dijital göstergelerinden yatış sıralarını izliyorlardı. Sıranın ne zaman geleceği belli değil. Acilin gözlem odalarında ikişerli, üçerli olarak hastalar bekletilmekte. Onlar orada bir çileyi, dışarıdaki sahipleri ise ayrı bir çileyi yaşıyordu. Öbek öbek toplanmış insanların ağladıklarına şahitlik ettim. Muhtemelen hastalarını kaybetmişlerdi. O görüntüler bile gelen hastaların moral-motivasyonlarını alt-üst ediyordu. Neyse, biz yine kendi yaşadığımız hikayeye gelelim; haliyle bizim için de servisler de yer yoktu. Eski bir bakanlık bürokratı olarak müthiş bir çaresizlik yaşadım. Çünkü eşimin covid problemi yanında başka bir sıkıntısı da oluşmuştu. Bu tür vakıalarda iş daha da zorlaşıyor. Sağlıktaki eş-dost herkes çaresiz. Kimsenin yardım eli uzanamıyor. Güya bize bir yardım olsun diye hastamızı alıp ‘Kalp-Damar Hastalıkları Hastane’sinin yoğun bakım servisine taşıdılar. Düşünebiliyor musunuz; yoğun bakımlık bir durumu olmayan bir hastayı yoğun bakım tedavisi gören hastaların arasına alıyorsunuz. O hastanın psikolojisinin ne olacağını tahmin edin. Söz üstüne söz veriliyor; “şu vakitte dahiliye servisinde bir yer boşalacak oraya yerleştireceğiz” diye. Bu hal üzere iki gün bekledik.

Kadıncağız büyük bir psikolojik yıkım yaşadı. Dışarıda ben ise ömrümde yaşamadığım kadar bir çaresizlik yaşadım. Sorduğunuz hiç kimse size olumlu bir cevap veremiyor. Yardım talebinde bulunduğunuz insanlar bir süre sonra telefonlarınıza çıkamaz oluyorlar. Herkes sizden kaçıyor. Çünkü onlar da çaresiz. Başka bir alternatifte de gözükmüyordu. Üniversite ve özel hastaneler de ayni minval üzere… Sonunda, özel bir hastanenin ortaklarından olan bir dostumu aradım, imdat dilendim. Sağ olsun ilgilendi ve o gün boşalan bir hastanın yerine aldılar. Şehir Hastanesinde daha da bozulan vücut dengesi elhamdülillah yavaş yavaş normale dönmeye başladı. En azından psikolojik bir rahatlama sözkonusu oldu. Burada asıl gayem, yine hikayemle sizi rahatsız etmek değil. Sadece sağlık sektörünün covid belası karşısında nasıl çaresiz kaldığını, çalışanlarının ne kadar yorgun, bitkin, yılgın olduklarını kendi yaşadıklarım üzerinden dikkat çekmeye çalışmak… Evet, tam bir keşmekeşlik hali mevcut… Hastası da, hekimi de, diğer sağlık personeli ve hasta yakınlarının hepsi tam bir kaos hali ve ölüm korkusu yaşıyorlar. Hal böyleyken çıkıp ülkenin tek hekim kuruluşu olan TTB’yi hedefe koymanın akılla, mantıkla izah edilecek bir tarafı yok. Ne bekliyordunuz Allah aşkına? Tozpembe bir tablo tasvir etmesini mi bekliyordunuz? Lâyusel misiniz?

Bir sivil toplum kuruluşunun en tabii hakkıdır üyelerinin hak ve hukuklarını savunmak. Yanlış söylüyorlarsa çıkarsınız, kendi doğrunuzu paylaşırsınız. Hükmü de halkın vicdanına bırakırsınız. İdeolojik yargılarla yaklaşıyorlarsa ona göre karşı tezini söylersiniz. Daha önce de ifade ettim. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de hastalık ciddi bir aşamada bulunuyor. İş çığırından çıkmış. İnsanlar çaresiz; Sağlık personeli yorgun, bitkin ve endişeli!… Sadece bu kadar mı? Onlarla birlikte aileleri, yakınları ve çocukları…Allah aşkına bu halet-i ruhiyeyi hiç mi yaşamıyorsunuz? Canların boğazlara dayandığı bir zamanda yükseklerde oturanlara düşen, toplumuna şefkatle, merhametle yaklaşmak, sükunete davet etmektir. Bütün siyasi mülahazaları bir kenara bırakıp toplumsal bir dayanışma içerisinde olmaktır. Eğer en az zayiatla atlatılacaksa yol budur, başka bir yol bilemiyorum. İktidar mensupları, Devlet Bahçeli’nin bu ve benzer çıkışlarını, kendilerine siyasal destek olarak görüyorlarsa peşinen söylemiş olayım; fena halde yanılıyorlar. Barolar için de aynı şeyi yaptılar. Ancak bugün iktidar yanlısı avukatlar İstanbul’daki ikinci baro için gerekli olan iki bin üyeyi bile bulamadılar. Elli bin avukatın bulunduğu bir ilde iki bin avukatı bulamamanın bir siyasal iktidar için ne anlama geldiğini takdirinize bırakıyorum!.. Diyeceğim o ki, Bahçeli ve benzeri bir takım unsurlar iktidarın ayağının altındaki halıyı çekiyorlar, farkında değiller veya onlar da ayrı hesapların peşindeler… Olan gariban vatandaşa oluyor. Bu kadar politik hesabın içerisinde onların payına düşen, çaresizlik, yoksulluk, yoksunluk ve umutsuzluk!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir