Osmanlı’nın Son Savaşı 5

Halil Köken

Savaşa karar vermek aslında kolay bir olay değildir.

 Savaş zenginler için fırsat,

Generaller için madalya,

Yoksullar için ölümdür.

Savaş, 3 sınıf yaratır.

  1. Hırsızlar ordusu,
  2. Sakatlar ordusu,
  3. Yoksullar ordusu

Bir Yemen türküsü şöyledir.

Yemen yolu çukurdandır.

Karavana bakırdandır.

Zenginimiz bedel verir.

Askerimiz fakirdendir.

Savaşa karar verenlerin kendileri ve yakınları hiçbir zaman tehlikede değildir.

Dolayısıyla karar verenler hep başkalarının çocukları ve başkalarının kanları üzerinde kumar oynamaktadır. Savaşa siz karar verebilirsiniz ama barışa tek başınıza siz karar veremezsiniz. Çünkü düşmanlarınız tamam derse barış olur. Tarih boyunca bu genelde böyle olmuştur.

Askerler ve tarihçiler savaşa karşıdırlar. Çünkü savaşın getireceği yıkımları en çok bilen onlardır. Mustafa Kemal “Mecbur olmadıkça savaş cinayettir” diyor. Gençliğe Hitabede bu cinayetlerin neler olabileceği yazılıyor. “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”

Balkan Harbinde Edirne’de olan bir olayı anlatırsak herhalde hırsızlar ordusu tabiri açıklığa kavuşur. Balkan Harbi sürerken (Edirne henüz kuşatma altında değildir.) bir bakkal okkası 3 kuruştan tuz toplamaya başlar. Kısa sürede bakkallarda tuz sıkıntısı başlar. Derken Edirne kuşatılır. Tuz ihtiyacı had safhaya ulaşır. 3 kuruştan tuz toplayan bakkal tuzları kuyuya dökmüştür. Islak tuzları 15 kuruştan satmaya başlar.

Bir başka olay Ömer Seyfettin’nin “Niye zengin olmamış” isimli hikâyesinde detaylı bir şekilde yer alır. İttihatçıların Harbiye Nezareti Levazım Dairesi Başkanı Topal İsmail Hakkı Paşa (aynı zamanda İstanbul’un iaşe işlerine bakmaktadır.) ile bir şekilde teşriki mesai edenler kısa sürede köşeyi dönmektedirler. Hikâye de işte bir arkadaşı vasıtasıyla topalla yolu kesişen bir öğretmenin hatıratından olay anlatılmaktadır. Evet, öğretmen bu ortaklıkta köşeyi dönmüştür, ama hikâyenin sonunda kendilerinin un olarak sattıkları kil toprak yüzünden yoksul mahallelerde her gün 70-80 cenaze çıkmaktadır. Ama önemli değil. Çünkü “su akarken küpünü doldur”,  “bal tutan parmağını yalar”, devletin malı deniz, yemeyen domuz”, vb. atasözlerimiz var bizim.

Konuyu fazla uzattığımın farkındayım. Ama insanların savaş deyince bunun filmlerde gördüğü gibi olmadığını anlaması gerekiyor.

1914 Ekim ayına gelindiğinde Alman hükümeti Osmanlıyı savaşa girmesi hususunda sıkıştırıyordu. Savaş başladığında Osmanlı tarafsızlığını ilan etmişti. 29 Ekim 1914 tarihinde Alman Amirali Şoson komutasında Karadeniz’e açılan donanma Rus donanmasının üssü olan Sivastopol limanını bombaladı. Kazım Karabekir (o dönemde Kurmay Binbaşı Rütbesi ile Genelkurmay İstihbarat Şube Müdürü) anılarında Enver Paşanın konuyla ilgili emri bizzat gördüğünü söylemiştir. Ancak emir “Rus Donanmasının tamamen yok edilmesi ve Karadeniz’in Osmanlı Donanmasının hâkimiyetine girmesi şeklinde ”  idi. Ancak bu başarılamamıştır.

Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecek ve zaten savaşa girme idealiyle yanıp tutuşan hükümet isteğine kavuşacaktı. Osmanlı Devleti 1 Kasım itibariyle 4 yıl sürecek olan 1. Dünya savaşına resmen girecekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir