Pazar, Haziran 16, 2024
AÇIK GÖRÜŞ

AKP’nin Rekabet Anlayışından Seçmeler

Veysi Dündar

ՔԱՂԱՔԱԿԱՆ ԼԻԴԵՐԸ ՈՐՊԵՍ ՔԱՂԱՔԱԿԱՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅԱՆ ՀԱՋՈՂՈՒԹՅԱՆ ԳՐԱՎԱԿԱՆ

Sivil Toplum Yoksa Demokrasi de Yok

Alkolle aram yoktur.
Hiç içmedim.
İhsan Eliaçık hocanın açık ettiği üzere kokusundan günah devşirenlerden değilim. Fakat sevmedim sevemedim. Benim tercihim. Benim bedenim.
Bir Beyoğlu insanı olarak; pek çok içki içen dostum var. Binlerce kez birlikte aynı masada yer aldım, alıyorum.
Ayrıca Kadıköy ve Beşiktaş’ta da mekanları bilen kullanan dostlarım ahbaplarım pek çok.
Bunlardan bir tanesi geçenlerde bana bir gözlemini aktardı ve yorumlamamı rica etti.

Arkadaşım gittiği alkollü mekanlarda bir çok defa ödemeyi kredi kartı ile yaptığında kredi kartı slibinin altında 3 kamu bankasından özellikle birinin adını bolca gördüğünü ifade etti.
Burada iki şey dikkatini çekmiş; normalde uzun yıllardır devletimizi yöneten akıl, içkiyle hoşlaşmıyor. Hal böyleyken kamu bankalarının bu konuda ön almaları onu şaşırtmış. Özellikle iyi iş yapan bazı işletmelerin kamu bankasını tercih etmek için ciddi avantajları olması gerektiğini düşündüğünden, diğer özel bankaların nasıl olup da rekabet edemediklerine şaşırmış.
Benden buna dair yorum yapmamı rica etti.

Finans alanında uzmanlığım mahdut olsa da, gündemi takip etmenin avantajı bana bu konuda söz söyleme şansı veriyor.
Sıkça yazdığım üzere AKP kamuda ne var ne yok sattı.

Bunun bir istisnası finans kurumlarıydı. Devlet vatandaştan borç alıp, vatandaşa borç verme merakını hiç azaltmadı. Özellikle son birkaç yılda bu konuda rekabet kurallarını hiçe sayan, düşük faizli kredi, yüksek faizli mevduat seçenekleri ise Kamu Bankalarını sektörde inanılmaz noktalara taşıdı.

Hal böyle olunca işletmelerin nakit akışını ele geçirmek için POS komisyon ve ücretlerinde tenzilat yaparak, piyasada pay almaya çalışmaları da gayet doğal hale geldi.

Kamunun başkası yapınca trilyonlarca ceza kestiği rekabeti hiçe sayan uygulamaları ise su içer gibi yaptığı alan oldu finans sektörü. Mesela vergiler sadece kamu bankalarından ödenir hale geldi. Bunu maazallah başka bir sektör yapsa ne sermayesi ne kârı kalırdı yiyeceği cezadan.

Son olarak Türkiye Sigorta adı altında kamuya ait sigorta şirketleri birleştirilerek devasa bir yapı kuruldu. Erdoğan’ın pek bir övdüğü bu devlet girişimi aslında Devletçiliğin de dik alası.

Açıkçası CEHAPE’nin oklarından en çok Devletçiliği sevdi AKP. Bir zamanlar Milliyetçilik ayaklar altındaydı. Fakat o köprülerin altından çok su akmıştı.
Burada aslında dikkat çeken bir durum da işletmelerin Kamu Bankalarının ucuz hizmelerini tercih etme tavırları. Bir şişe rakının 300 liraya satılmak zorunda olduğu bir ortamda, asgari ücretin %10’una gelmiş bu rakamla hedef kitlesi gayet daralmış durumda işletmelerin. Bunu komşumuz Yunanistan’In 1500 Euro’luk asgari ücreti ile mukayese ettiğimizde durumun vahameti ortaya çıkar. 150 Euro’ya muhtemelen bir şişe değil 1 kasa Uzo alırsınız.

Devlet, stratejisi ile işletmelerden gelecek kaza karşılık tavuk kanadı veriyor, işletmeler de buna razı geliyor.

Mesela bir başka örnek verece olursak; AKP’nin muhafazakar daraltıcı politikaları işlerini baltaladığı halde bu durumu teşhis edemeyen pek çok taksici iktidardan yana tavır alır. Bu da aslında toplumsal bilincin yetersizliğine delalet ediyor.

Sivil toplum Türkiye’de yerlerde sürünmektedir. Bireyler iktisadi çıkarlarına sahip çıkmak için kollektif hareket etmek yerine ufak havuçlara tamah etmektedir.
AKP bunun gayet farkında ve sıtmayı gösterip kinin vererek gönül kazanma derdinde.
Bu durumun iktisadi hayatta görülen rekabet dışı, piyasa kurallarını hiçe sayan yaklaşımlara tepkisiz kalınması ile doğrudan ilişkisi bulunmakta.

Meslek örgütleri pısırık, korkak ve genelde dümen suyuna gitme derdinde.
Türkiye’de iktidarın cüreti biraz da insanların bu bilinçsiz çıkarcılıklarından güç alıyor.

Çözüm arayanların meşhur dizeleri anımsamasında fayda var :
Kurtuluş Yok Tek Başına
Ya Hep Beraber
Ya Hiç Birimiz

12.9.2020

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir