Osmanlı’nın Son Savaşı 3

Halil Köken

İsmet Paşa’ya bir gün sorarlar “Dünya savaşını Almanlar kazansa ne olurdu?” Paşa cevap verir. “İstiklal Savaşını Almanlara karşı yapardık”.

Böyle bir konuşma olmuş mudur? Bunu bilmiyorum. Ama savaşa beraber girdiğimiz Almanya’nın bize karşı niyetleri pek dostça değildi.

Her yıl ortalama 2 milyon Alman dünyanın farklı bölgelerine göç ediyordu. Bunlar dünyanın farklı bölgelerine göç ettikleri için bu göçlerin Almanya’ya bir faydası olmuyordu. Hâlbuki bu göçler bir bölgeye kanalize edilirse o bölgede 10 yılda 20 milyon Alman yaşıyor olurdu. Böylece Almanya’nın dışında 2. Bir Almanya olurdu. Hatta bu niyetlerini Enver Paşa’ya açmışlardı. Almanlara göre Osmanlı Çiftçisi bilinçsiz ve eğitimsizdi. Almanya dostane! Bir yardımla bu çiftçileri bilinçlendirip eğitebilirdi. Yeter ki Osmanlı Alman ailelerini bu çiftçi köylerine yerleştirsin. Bunun için seçtikleri güzergâh Bağdat Demiryolu hattı idi.

Alman hükümetinin başkent Berlin’den başlayıp Hindistan’ın Bombay şehrinde biten B harfi ile başlayan 7 B planı vardı. Bu şehirler: Berlin, Belgrat, Bükreş, Bursa, Bağdat, Basra ve Bombay idi. Almanya bu şehir güzergâhında yeni koloniler kurarak buraları sömürgeleştirmek istiyordu. Dikkat edilirse bu şehirlerin 3 tanesi Osmanlı sınırlarında kalıyordu.

Almanya ile ittifak anlaşması imzalandıktan sonra Almanlar ittifak anlaşmasına göre Osmanlı’nın savaşa girmesi için sürekli hükümeti sıkıştırıyorlardı. Almanya’nın vadettiği silah ve mühimmatın gelmesi için karadan ya da denizden bir bağlantı gerekliydi. Ama Almanların sadece Baltık Denizine kıyıları vardı. İngilizler onları dışarı çıkarmıyordu. Bulgaristan savaşa girmediği için karadan bağlantı yoktu. İtalya Almanya’nın yanında yer almasına rağmen savaşa girmemişti ve durumu muallakta idi.

İttifak anlaşması yapılırken önceden hesap kitap yapılsaydı Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Adriyatik Denizinde Bosna kıyısında yer alan donanması savaş sonuna kadar Osmanlı emrine verilmesi sağlanabilirdi. Ama maalesef her şeyi bilen yönetim bunu bile düşünmemişti. Bu sırada Deniz gücü 2. Abdülhamid’in büyük öngörüsü! İle Haliç’te çürütüldüğü için deniz gücü hemen hemen sıfır idi. Ne garip Bizans yıkılırken donanma Haliçte idi, Osmanlı yıkılırken de.

Osmanlı aydınlarına ve basına baktığımızda hepsi 6. Kol faaliyeti yürütüyorlardı. Onlara göre hemen savaşa girip ganimetten pay almak gerekiyordu. Savaşın başlangıcında Kurmay Binbaşı rütbesi ile Genelkurmay’da Harekât Şube Müdürü olarak görev yapan Ali İhsan (General Ali İhsan Sabis) bu faaliyetleri hatıralarında detayları ile anlatır. Bu tayfaya göre Osmanlı savaşa girerse Kafkasları fethederdi. Arap ülkeleri hatta İran ve Afganistan’a kadar ele geçirirdi.

Bugün dinlediğimiz Mehter marşlarının sözleri ittihatçılar tarafından yazılmıştır. Orada ne diyor;

            “İleri, İleri haydi ileri,

             Alalım düşmandan eski yerleri”

Napolyon bir gün masa üzerinde açık olan bir harita üzerinde çalışmaktadır. Bir dostu ziyaretine gelir. Konuşurlarken haritaya eğilip parmakları ile göstererek “ben olsam önce şurayı, sonra şurayı alırım” diye akıl vermeye başlamış. Napolyon “o yerler öyle parmakla alınsaydı ben dünyayı fethederdim” diye cevap vermiştir.

O dönem Osmanlı basını da aynı durumda idi. Hâlbuki savaş yönetmek bir uzmanlık işidir. Bir kurmay işidir. Biz çok çabuk gaza gelen bir toplum olduğumuz için Necip Fazıl’ın ifadesi ile “ayran kabartma edebiyatı” ile topum çok çabuk savaşa yönlendirilmiştir. Hatta 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı öncesi kendileri hayat boyu askerlik yapmayan medrese talebeleri bile savaş için nümayişler yapmışlardır. (Osmanlı sisteminde medrese de okuyanlar hayat boyu askerlikten muaf idiler. Toplumun kanayan yaralarından birisi de bu idi. Bunu da başka bir yazımızda ele alacağız.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir