Türkiye’deki Yargının İçler Acısı Halini Betimleyen Önemli Bir Haykırış

Bugün adli yılın başlangıcı.

Benim için hem adli yılın başlangıcı, hem de yıllardır büyük emekler harcayarak yürüttüğüm yargıçlık mesleğinden emekli olmak için dilekçe verdiğim gün. İşlemler tamamlanırsa, birkaç hafta içerisinde emekli olacağım.

Evet dostlar, çok sevdiğim mesleğin bağımsızlığının bu denli kuşatılmışlığı içinde yürütmenin zorluğu bu kararı aldırdı. Nelerdi?

Tam bağımsızlığı sağlanamayan yargı organına duyulan güven azaldı, azalıyor… Özveriyle görev yapan yargıç ve savcıların çabaları bu kuşatılmışlık ta yetmiyor… Anlamsızlaştırıyor…

Anayasa’da yer alan, ancak; bu topraklarda bir türlü yaşam bulamayan “erkler ayrılığı” ilkesinin zayıflatılması, adalete erişimin güçleşmesi, hukuk devletinin uzak coğrafyaların hukuk kavramına dönüşmesi, adalet bekleyen yurttaşları umutsuzluğa itiyor.

Aynı menzile farklı yollardan gidenlerin hedeflerine varabilmek için “kumpas davaları” yoluyla yargı erkini “silah” olarak kullanmış olmaları sonucunda; adaletsizliğin toplum üzerinde yarattığı yıkımın büyüklüğü, “bağımsız yargı, tarafsız yargıç” temelli adalet siteminin acil inşası için yıkım mimarları da dahil herkes için yeterli dersleri içermekte aslında… İyi niyetle düzeltmek isteyenlere. Oysa, yıllarca davalarla kıskaca alınan Sabahattin Ali’nin Mahkemelerde isimli eserinde söylediği gibi; yurttaşın yargıdan istediği adalet, vermekle yükümlü olduğumuz ise adalet.

Yargıç ve savcıların, atama, terfi, görevlendirmelerin de kıdem, ehliyet ve liyakat ilkelerini esas almayan bir yargı yönetimi anlayışı sürüyor.

İlke ve ölçütler belli değil. Zihinlerde olanı ise kimse bilmiyor. Bilgi Edinme Yasası işlemiyor.

Erişilen yargıç, kendisi dava açsa da; mahkemeye erişemez. İncelenmeksizin reddedilir.(Meslekten çıkarma hariç)

Emeğin, üretmenin, çalışmanın karşılığı yok.

Yargı bağımsızlığından, insanların adil yargılanmasından, adalete erişim hakkından, bana ne diyerek, yeni hukuk düzenine(!) uyum sağlayıp, keyfini sürmek var iken; hukuksuzlukları dert eden,  mücadelesini veren, mesleki duruşunu bozmadan adaletli kararlar veren çok sayıda yargıç ve savcı haksızlığa uğradıklarında meslekten ayrılmak zorunda kaldılar. Bir günlük yargıcın aile bütünlüğüne gösterilen saygı, yaş haddinden emekliliğine altı ay kalan kırk yıllık yargıçtan neden esirgenir ki?

İstenilmeyen kararların verilmesi, aynı günün akşamında valizin toplanılması için yeterli bir neden!

Aynı doğrultuda hukukun üstün tutulup egemen olması için HSYK üyeliği adaylığı sonrası atanmama ilişkin tasarrufta olduğu gibi…

Adalet Bakanlığı bürokratlarının ağırlıkta olduğu kurulca yapılan yapılan yargıç ve savcı adaylığı sınavının yazılı kısmında düşük puan alanların, yüksek puan alanlara göre tercih edilmelerinin objektif hukuki nedenlerinin belirlenmesinde önem taşıyan sınavın sesli ve görüntülü kaydının alınmasının Kanunla yasaklandığı, “hakim adaylığı”nın, Anayasa Mahkemesi kararıyla “memur statüsünde” kabul edildiği, mesleğe kabul edildikleri gün bir gecede dönüşerek “bağımsız ve tarafsız(!)” oldukları, Hakimler ve Savcılar Kurulu’ nun “meslekten çıkarma cezası” hariç bütün kararlarına karşı “yargı yolu”nun kapalı olduğu, Anayasa’da teminatlı oldukları belirtilen, ancak; coğrafi teminatın olmadığı bir meslektir yargıçlık.

Duruşma salonlarında, mahkemeler de adalete erişemeyenler, “Sosyal Medya Adalete Erişimin Temeli” anlayışıyla, seslerini sosyal medyada duyurmaya çalışıyorlar. Adaleti, kamuoyu desteği ile elde etmeye çalışıyorlar.

Yargının bağımsızlığının sağlanması, yargıç ve savcıların teminatlı olması; yargıç ve savcılara tanınan bir imtiyaz değildir asla. İstisnasız tüm yurttaşların “hukuki güvenlik ilkesi”nin egemen olduğu bir ülkede huzur ve güven içinde yaşamaları için konulmuştur. Güvenceli olmayan yargıç ve savcıların, insanların güvenceli olarak yaşamaları için çabalarının “kahramanlık” olarak görüldüğü ülkelerde, “hukuk” tutuktur, tutukludur…Hukuk, kimseye güvence sağlamaz..Bugünkü durum tam da budur.

Bu tablodan yeterli dersleri çıkaramadık maalesef!

Hukuk devleti ilkesinin egemen olduğu; bağımsızlığı sağlanmış, güvenceli yargıç olarak görev yapma olanağının kalmadığı bir yargı siteminde; tek başına yargıç olmak, vicdanın süzgecinden geçirilen adil kararları vermenin artık yetmediği kanaatindeyim.

Yargı organının bütünüyle işlemediği, işletilemediği bir ülkede, “Hakim” olmak; hukuku üstün kılmak için çalışmak, okumak, araştırmak, verilen adil kararların mutluluğunu, iç huzurunu duyumsamak yetmiyor…Nitekim; yıllardır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atfın yapıldığı kararları vermek, karşı oylar yazmak, Anayasa Mahkemesi’ne yasa iptali için başvurular yapmak, hafta sonları ve gecenin geç saatlerine kadar çalışmış olmam;  “Hukuk Devleti”ni getirmedi, getiremez de. Sorun, özverili yargıçların görevlerini layıkıyla yerine getirmeye çalışmalarında değil. Güvenceli olmamalarında. Bağımsızlıklarının örselenmesinde…Haksızlıklara maruz kalmalarında…Yürütme organının erkler ayrılığına aykırı olarak yargıdaki egemenliğinde…

Sorun hukuk siteminde…

Sahile vuran binlerce denizyıldızını birkaçını kurtarmak insanı mutlu kılabilir. Yüzünüzü sahile döndüğünüzde, milyonlarca denizyıldızının varlığı, kurtaramayacağınızı anlamanız; sizin dışınızda bu sistemin tamamen değişmesi için bir şeylerin yapılması gerekliliğini ortaya koyuyor…

Aslında, herkesin, hukuki güvenlik ilkesinin egemen olduğu bir ülkenin eşit vatandaşları olarak yaşamalarını sağlayacak bir “hukuk sistemi” hayal değil.

Vicdan sahibi, bilgili, tarafsız ve güvenceli yargıç ve savcılardan oluşan yargı ile herkesin güvende olacağı bir ülkede yaşanılabileceği gerçekliği bilinciyle; adil, bağımsız ve tarafsız bir yargıyı gecikmeden gerçekleştirmeliyiz. ”Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe…”Balzac”

Emekçi mübaşir Nihat Tekin ile ev kadını Münire Tekin’in yoksunluklar içinde devletin okullarında parasız olarak okutup meslek sahibi yaptıkları ve bu güne kadar da büyük bir onurla yapmaya çalıştığım, “Dünyaya gelsem bir kez daha yargıç olmak isterdim” diyecek kadar büyük bir tutkuyla bağlı olduğum mesleğimin; bağımsızlığı zedelenmiş, kuşatılmış bir meslek görüntüsüyle, yerine getirilmesindeki güçlükler, çalışmanın, üretmenin anlamsızlaştırılması, bireysel çabanın adil bir yargıya ulaşmada yetersizliği, kolektif çabayla yargının topyekûn yenilenmesini zorunlu kılan tablo; benim bu kararı almamdaki nedenlerdi.

Mahkemeleri kendilerine mülk edinemeyen tüm kadıların, hükümranlığı da ebedi değil elbette!!!

Yargıçlık mesleğini noktalıyorum…

Yeni bir yaşam ve çok emek harcanarak elde edilmiş emekli statüsüne ulaşacak olmanın gönül huzuruyla…  

Hukuk devleti idealim ve mücadelem bitmedi elbette, bitmeyecek de!

Yıllardır mesleki örgütlenme de dahil olmak üzere “hukukun üstünlüğü” ve “adil yargılanma hakkı”nın, bu ülkenin her noktasında egemen olması yönünde verdiğim çaba ve mücadele sona ermeyecek…

İleri de hukukun egemen olduğu bir ülkenin yurttaşları olarak özgürce yaşamak dileğiyle, sevgiyle, sağlıkla kalın dostlar…

Yargıç Metin Tekin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir