Osmanlı’nın Son Savaşı-2

Halil Köken

Geçen yazımızda savaşın başında Almanya’nın cephelere sıkışıp kaldığını yazmıştık. Bir tarafta denizlere hâkim olan sömürgeleriyle her daim irtibat kuran oradan para, asker mühimmat, silah yiyecek, içecek hammadde getirebilen İngiltere ve Fransa vardı. Almanya ise kendi ülkesinde sıkışıp kalmış sömürgeleriyle irtibatı kesilmiş, kendi ülkesinde hapis kalmış ve kendi kaynaklarına mecbur kalmıştı. Böyle bir durumda savaşı kimin kazanacağı açıktı. Nitekim 1917’de Beylerbeyi sarayında yaşayan 2. Abdülhamit’in yanına Enver ve Talat Paşalar gider. Abdülhamit onlara Denizlere hâkim olan İngilizlere karşı neden Almanya’nın  yanında savaşa girdiklerini sorar.

Almanya bu durum karşısında yeni müttefikler arayıp bulmak zorunda kaldı. Aranan müttefik hem geniş yüzölçümüne sahip olacak hem nüfusu fazla olacaktı. Eğer böyle bir müttefik bulunursa kendi cephesinde bulunan düşman askeri sayısı azalacaktı. Sonunda aranan müttefik bulundu. Bu müttefik Arap Yarımadasına sahipti ve yaklaşık 30.000.000 nüfusa sahipti ve en önemlisi yöneticileri Alman Hayranıydı.

Bu dönemde Osmanlı’da her ne kadar meşruti bir yönetim var gibi gözükse de 3 lü bir Triumvirlik vardı. Ülkenin kaderi Enver, Cemal ve Talat Paşaların elinde idi. Cemal Paşa Bahriye Nazırı idi ve Deniz Kuvvetlerine hakimdi, Talat Paşa Dahiliye Nazırı idi ve Jandarma ve Emniyet onun elindeydi, Enver Paşa Harbiye Nazırı idi ve bütün birlikler ona bağlıydı.

Gerçi İngiltere ve Fransa Osmanlı ile ittifak yapmaya yanaşmamıştı. İttifak görüşmeleri için Fransa’ya giden Maliye Nazırı Cavit Bey eli boş dönmüştü. Parasını peşin ödediğimiz savaş gemilerini almak için İngiltere’ye giden Rauf Bey (Rauf Orbay) ve ekibine gemiler teslim edilmemiş ve İngiltere bu gemilere el koymuştu. Yani adeta Osmanlı’yı Almanya’nın safına itmişti. Osmanlı Devleti İngiltere ve Fransa’dan savaş sonrası için toprak garantisi istiyordu. Ama bu devletler bireysel olarak bu garantiyi vermiyorlar ve konuyu müttefikler olarak ele alacaklarını söylüyorlardı. Bir diğer nedeni de Osmanlı topraklarını savaş sonrasını nasıl paylaşacaklarını anlaşmışlardı.

Enver Paşa Berlin’de Askeri Ataşe olarak görev yaptığı için Alman ordusunun bu savaşı kazanacağına inanıyordu. Enver Paşa o kadar Alman hayranı olmuştur ki, Almanya’dan bize gelen trenlerin üzerinde ENVERLAND yazıyordu.

2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile ittifak anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile birlikte Almanya ile 2.000.000 marklık kredi anlaşması yürürlüğe giriyordu. Bir nevi ittifak karşılığında alınan bir kredi. Almanya ile imzalanan ittifak anlaşmasının 1. Maddesi şöyleydi. Almanya bir savaşa girdiği takdirde Osmanlı Devleti de savaşa girmeyi kabul ediyordu. Sadece bu madde bile yöneticilerin dünyadan bi haber olduklarını aleni bir şekilde gösteriyordu. Şimdi gel de

“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk
Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!”   diyen Mehmet Akifi hayırla yad etme.

            Almanya 1 ağustosta savaşa girmiş, siz 2 ağustosta Almanya savaşa girerse diyorsunuz. Buna ne demek lazım ben adını koyamadım.

            Devam edecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir