Maide(*), Leyla Güven’i Kurtarsın(23.1.2019)

Veysi Dündar

5 Mayıs 1981 Bobby Sands’ın öldüğü gün. Sands tam 66. gününde ölmüştü açlık grevinin. İngiltere’nin Demir Lady’si Margaret Thatcher öldüğü gün şu cümleyi kurmuştu:

“Bay Sands yargılanmış bir suçluydu; kendi canını almaya karar verdi. Bu kararı alma şansını ait olduğu örgüt kurbanlarına sunmadı.”

İrlanda’da Katolik ve Protestan’ların Cesur Yürek filminde Mel Gibson ile hayat bulan William Wallace’dan bugünlere gelen kavgasında bir halka idi o gün yaşananlar. Sadece Sands değil toplam 10 muhalif mahkum bu direnişe kurban gitmişti.

İngiltere hükümeti açlık grevine karşılık geri adım atmamanın gururunu Guardian gibi bugün liberal safta yer alan bir gazetenin dahi desteği ile yaşamıştı o yıllarda.

Açlık grevinin sembol ismi Bobby Sands olmuştur her zaman. Beraberinde 9 kişi daha ölmüş olsa da.

Bir milletvekili olarak hapse girmiş bir aktivistin böylesi bir eylemin neticesinde ölümü fazlasıyla etkili olmuştu kamuoyunda.

Sadece 1 ay süren ve tamamı hapiste geçen vekillik serüveni için söylenecek çok da fazla bir şey yok aslında.

Leyla Güven’in gittikçe kritikleşen açlık grevi sürecinin Bobby Sands’ın bundan 38 yıl önce yaşadıklarına benzerliğini teşhis etmek için aslında çok da derin düşüncelere gerek yok.

Türkiye’nin dünyanın benzer coğrafyalarının yaşadığı etnik ve kültürel kökenli bölünmelerden uzun erimli bir tanesini ikmal ettiğini daha önce kaleme almıştım.

Soğukkanlı olmanın ve soğukkanlı kalmanın zor olduğunu ifşa eden dünya örnekleri önünde ülkenin yaşadıkları hem bize has hem de aslında hiç de özgün değil.

Utangaç da olsak itiraf etmeliyiz ki; dünyada coğrafyasında bu kabil huzursuzluklar yaşayan tek ülke, tek toplum değiliz.

Bu sıkıntıları yaşamış tüm coğrafyalar için yaşanan acılar tekil ve dert dolu.

Çözümün adını koymak ise hiç de kolay değil.

Bobby Sands 1981’de ölüme yürürken hapishane koşullarına olan itirazını gerekçe göstermiş: “Tek tip giysi giymemek, cezaevi işlerini yapmamak, haftada bir ziyaret, mektup ve posta hakkı, diğer mahkumlarla görüşmek yanısıra ceza indirim koşullarına sahip olmak.”

Bu 5 maddelik taleplerin uğruna açlığa mahkum olan Sands’ın ölümü uzun dönemde İrlanda barış sürecinde bir köşe taşı olarak yerini almış.

Leyla Güven’in hapishane tecrit koşullarını gerekçe göstererek başlattığı açlık grevi 77. gününde. 1981’de 66 gün dayanmıştı Bobby Sands (ölen diğer 9 kişi grevin 46-73.günü arasında son nefesini vermişti). Geçmişten alınan deneyimle grevcinin yaşama bağlanması için sağlanan görece sağlık koşulları daha olumlu olmalı 38 yıl önceye göre. Görece diyorum. HDP Basın Bürosu Leyla Güven’nin durumunu şu şekilde paylaştı :

“…sağlık durumu gittikçe ağırlaşan Leyla Güven sağlık kontrollerini de kabul etmemeye başladı. Leyla Güven cezaevi idaresine verdiği dilekçede bilincinin kapanması durumunda tıbbi müdahaleyi kabul etmeyeceğini beyan etti. Güven, TTB’den gelecek bağımsız bir sağlık heyeti dışında cezaevinden gönderilen doktorlara muayene olmayı da reddediyor. En son Güven’i kontrol eden hekimler ise, Leyla Güven’in bulunduğu kritik evre dikkate alındığında, Güven’in cezaevi koşullarından kaynaklı ciddi sağlık sorunları yaşayabileceği, cezaevinin aşırı soğuk olması nedeniyle pnömoni gibi enfeksiyonlara yakalanabileceği uyarısında bulundu….”

Bildirinin siyasi içerik taşıyan bölümlerini bilerek paylaşmadım.

Bunu yapacak yeterince kişi kurum olduğuna eminim.

Benim derdim aynı nehirde tekrar yıkanmamak.

Bobby Sands’ın yaşadıklarının Leyla Güven’in zihnindeki yerine dair kuşkum yok.

Ama burası ne İrlanda ne de 20. yüzyılın sonundayız.

Neredeyse 21. yüzyılda çeyrek devireceğiz. Bundan 1,5 sene önce bir başka açlık grevi için naif bir yazı kaleme almıştım.

Leyla Güven için de aynı hisler içindeyim.

Tek bir farkla ki, burada tarihin tekerrürüne dair gayet güçlü emareler var.

Ders alınsa tekerrür eder miydi diyor ya eskiler, biz ders alabiliriz bundan.

Yarın herşeye yeniden başlayacağımız hayatımızın ilk günü olmalı.

Leyla Güven 5 yıl hapiste kalmış ve hapiste olmaya değil koşullarına itiraz ediyor, tıpkı Bobby Sands gibi. Sonunun onun gibi olmaması için zaman daralıyor.

Foucault hapisaneyi tanımlarken şu sözleri kullanıyor : “Böylece modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kayıt altına almış, sayısal hale getirmiş, böylece egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

Ülkenin büyük ve devasa dertlerinin çaresini bilmiyorum.

Sadece neyin çare olmadığını biliyorum.

Leyla Güven’in ölümünden gelecek çareyi ise istemiyorum.

Yaşamak ve yaşatmak için :

(*) “Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”

(Maide Suresi ayet 32)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir