Manevi Hastalıklarımızdan İsraf

Paylaş

İsraf; sahip olduğumuz varlıkların (para, yiyecek, giysi, nefes, sağlık, boş vakit, vb. hayatımızda lazım olacak her türlü kıymetli şey) hiç kimseye faydası olmayacak şekilde boş yere harcanmasıdır.

Eğer sizin boş bir havuzunuz varsa ve bunu doldurmak istiyor ama dolduramıyorsanız yapacağınız 2 şey vardır. Birincisi su kaçakları var mı? Kontrol edip varsa önlemek, ikincisi de havuza akan çeşme sayısını açmak.

İnsanların ve ülkelerin durumları da bunun aynıdır. Eğer geliriniz giderinizi karşılamıyorsa giderleri azaltıp gelirlerinizi arttırma yoluna gidersiniz.

Osmanlı devletinin çöküşe geçtiği son 100 yılda padişahların eşleri ve çocuklarının sayısı bize bu konu da bir fikir verecektir.

            2. Mahmut; 18 eş, 22 kız, 22 erkek çocuk.

            Abdülmecid; 22 eş, 21 kız, 8 erkek çocuk.

            Abdülaziz; 8 eş, 7 kız, 6 erkek çocuk.

            5. Murat; 11 eş, 4 kız 3 erkek çocuk.

            2. Abdülhamit; 22 eş, 12 kız, 8 erkek çocuk.

            5. Mehmet Reşat; 5 eş, 1 Kız 3 erkek çocuk.

            6. Mehmet; 5 eş, 3 kız bir erkek çocuk.

Bu rakamları Wikipedia’dan aldım. Bunları neden yazdığıma gelince: Osmanlı’da Saraylar yazımda “kişilerin yasalar çerçevesinde kazandığı paralar ile istediğini yapabilir kimse karışamaz” demiştim. Ama bu harcamalar milletin vergileri ile yapılıyorsa o zaman milletin vergilerinden yapılan bu harcamalar dikkat çeker ve çekecektir.

Bütün bu eşlerin, kız ve erkek çocukların düğün masraflarını düşünün. Bunlara hediye olarak verilen köşkleri ve konakları bir tasavvur edin. Üstelik bu çocuklar çoğunlukla bir işi olmayan, bir mesleği ve geliri olmayan insanlardır.

Üstelik bütün bu masraflar, sadaka dağıtır gibi her devlete kapitülasyon verildiği, sanayi adına kayda değer tesislerin olmadığı, sürekli devam eden savaş ve isyanlar ile ciddi göç alan, karasabana mahkûm olunan, erkek nüfusunun savaşlar dolayısıyla sürekli gerilediği, dış borç faizlerinin bile ödenemediği için Duyun-u Umumiyenin kurulduğu,  yani bir nevi icra geldiği bir dönemde olması, işin garipliğini ve vehametini arttırmaktadır.

 Bunun yanında, ülke bu dönemde her alanda bir sömürge durumundadır. Eksik olan şey, sadece sokakta işgal askerlerinin olmaması idi. Temel girdilerin ve sanayi ürünlerinin hemen hemen tamamının dışarıdan geldiği hususu da unutulmamalıdır.

Hindistan’ın kurucu ve efsanevi Gandhi’nin yolculuklarını (tren ve vapur ile) yaparken en fakir vatandaşın yolculuk yaptığı mevkide yaptığı anlatılır.

Bence bir liderin hayat tarzının, liderlik yaptığı milletin hayat tarzından bir farkı olmaması gerekir ki hem millet liderine güvensin hem de lider milletiyle omuz omuza versin.

            Halil Köken

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir