Cuma, Kasım 24, 2023
AÇIK GÖRÜŞ

Digorlu Şehit Er Osman İçin Bir Şiir

Veysi Dündar

Bugün bayramın son günü…
Kars’ın Digor ilçesinden Çalımlı ailesi için 2020 Kurban Bayramı artık hiçbir zaman unutulmayacak.
Devlete emanet ettikleri Osman’ın cenazesini bir bayram günü defnettiler.

Çok acaip çok tuhaf çok rahatsız edici görüntüler eşliğinde defnettiler.
Osman Özçalımlı asker ocağında ölen ilk er değil, sonuncusu da olmayacak şüphesiz.
Ancak Osman ölmeden birkaç gün önce babasına dert yanmış huzursuzluğunu ifade etmiş. 

Akabinde Osman’ın cansız bedeni, yine emanet edildiği görev yerinde bulunmuş.
‘Osman neden öldü?’ sorusuna dair ilk haberler kalp krizi diye geçmişti. Anadolu Ajansı’na baktığımızda ölüm nedeni yüksekten düşme imiş. 
Elimizdeki verileri bir araya getirdiğimizde; “20 yaşında bir delikanlının kalp krizinden ölme ihtimali nedir?” sorusuna, “düşüktür” yanıtı veriyoruz.

Tehdit edildiğini söyleyen biri; yüksekten düşerek öldü ise, “onu birileri atmış olabilir mi?” sorusunu ister istemez kendimize soruyoruz.

Bütün bu soruları daha da karmaşıklaştıran ise Devletin Ajansının ölü asker için “şehit” tanımı yapmaması. Bunu da anlamakta zorlanıyoruz. Yazık ki askerlerimize yeterince sahip çıkmıyoruz. Osman’ın ölüm sebebi meçhul de olsa emanet edildiği kışlada/görev yerinde ölmesi makul değildir. Tıpkı bayram öncesinde kazada ölen askerler gibi. Tek bir farkla. Kazada ölen askerler şehitlikten vareste değildi. Osman’a uygun bulunmayan şehitlik tanımı için gerekçe ne olabilirdi?

İşin teknik ayrıntıları bir yana ölümü üzerinde sis perdesi aydınlanana kadar da olsa şehitlik tanımı çok muydu bu genç insana?

Anadolu Ajansı bu ölümün bütün sırlarına vakıf ise, neden bunu haberinde paylaşmıyor. Şehit olmadığını biliyor. O zaman neden şehit olmadığını da bize söylemeli.

İşin en rahatsız edici bölümü de cenazenin musallaya bayrakla konulduktan sonra, bayrağın alınıp omuzlarda çıplak tabut ile son yolculuğun tamamlanması.

Belli ki insanlar ikna olmamış Osman’ın ölümündeki bunca bilinemezliğe. Osman niye öldü? Niye şehit değil? Askere yürüyerek giden bir insanın, dönüşü de yürüyerek olmalıdır.

Devletin birinci görevi değil midir, onu savunmak için gelen insanların en temel varlığını yani canını kollamak.
İster otobüs şoförünün dikkatsizliği isterse Osman’ın başına her ne hal geldiyse, onun gelmemesi askeriyeden mesul olanların en tepesine kadar mesuliyeti değil midir?

İsmail Saymaz’ın “Esas Duruşta Cinayet” kitabında anlattığı hikayeler kimsede bir rahatsızlık yaratmamış olmalı ki, sıradan bir tevekkülle karşılanıyor bu kayıplar. Hiç biri normal değil oysa ki.

Ve bütün bunların içinde Digorlu Osman’ın, Anadolu Ajansının deyimiyle hayatını “askerlik yaparken” kaybetmesi en yürek yakıcı, en akıl çelici, en ruh üşütücü gerçek olarak karşımızda duruyor.

Tabutu üzerindeki bayrağa ve onun “silah arkadaşlarına” duyulan öfkenin yatışması için yetkili olanlar ne yaptı?
Bir babaya, bir arkadaşa, bir komşuya çocuğunun ölüsünü teslim eden bir kuruma, en azından “bu çocuk neden öldü? sorusunun cevabını vermedin” diye sormak suç olamaz.

Osman benim için kısa künyesinde, Şehit Er Osman Özçalımlı, Digor, 2000 olacak sonsuza kadar.
Osman’ın niye öldüğünü belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Bir hapishanede kameradan ari bir köşe var mıdır onu da bilemeyiz.
Bileceğimiz tek şey bu yaşananları bu ülkenin halkının hak etmediğidir.
Bu kadar kötü yönetilmeyi kimse hak etmez çünkü.
Bu ülkenin Kürt çocukları da, TC vatandaşı ise eğer öldüklerinde şehittir.

Osman’dan ben bir vatandaş olarak özür diliyorum ve onu görev yaptığı hapishane gibi bir hapishanede ömür tüketen rahmetli Ahmet Arif’in şu dizeleriyle kendimce uğurluyorum :

“Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı…
“Kürdün Gelini”ni söyler maltada biri,
Bense volta’dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu…”

3.8.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir