Bir Yol Hikayesi, Doğa Harikası Turistik Bölgemiz

Veysi Dündar

Babamın talebiyle ismini aldığım Veysel Karani Hazretlerini ziyaret için yola revan olduk. Mardin’den Midyat yoluna, Batman’dan da Siirt’in Kurtalan ilçesi istikametinden Bitlis’in Baykan ilçesine varıyoruz. (Kurtalan ilçesi hepimizin gönlünde taht kuran rahmetli Barış Abimizin “Manço” memleketi. Gruplarının ismi de Kurtalan Ekspresi idi hatırlayacaksınız.)
Yol boyu yanlış bildiğim bir bilgiyi güncellemek isterim. Bu bölgelerin kurak ve sarı renkte olmasını bekliyordum. Tatvan’a kadar gidip, İran’a iki saat kala durduk. Bölge beklediğimden de daha yeşil, daha sulu ve seyrine doyum olamayacak kadar güzel ve bir o kadar oksijen dolu…

Batman istikametinde yol alırken, navigasyonun kestirme yolu dile tek şeritlik patika bir yoldan ilerledik. Yol çok kötü idi. Lakin yol boyu, durmadan çalışan patozlar, hem doğalgaz hem de petrol arama-bulma çalışmaları beni mutlu etti. Doğalgazın şeklen gaz lambasının biraz büyükçe haliyle canlı bir ateş şeklinde teşhir edildiğini, petrolünde kokusunu ve kısmen de olsa etrafa yayıldığını müşahade ettim. 2023 bu bölge için beklenen en önemli tarih. Petrol, doğalgaz, uranyum ve bor yatakları herhalde borçlarımızı temizleyecek ve ülke halkını maddi olarak rahatlatacak düzeydedir. (Ben makaleyi yazarken; Twitter da Sosyal Adalet Hareketi Platformu:”Dün gece Libya’da Vatiyye üssüne 9 uçak ile, burada konuşlu TSK hava savunma sistemleri uçaklarla bombalanmış, bu esnada kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir, saldırıyı gerçekleştiren ülkenin ise büyük ihtimalle Rusya olduğu söyleniyor.”şeklinde haber geçiyordu.)

Bu bölge yeraltı kaynakları olarak zengin, yerüstü görünümü ve coğrafi konumu ile vazgeçilemeyecek değerdedir.

Yol hikayeme dönüyorum. Geçtiğimiz yerlerde pazar günü olması hasebiyle mesire yerleri tamamen dolu, akan akarsular çaylar hem kulağa hoş sesler hem de yeşeren bitki örtüsüyle de göze enfes kareler sunuyordu. Küçücük bir gölette, kaz sürüsüne denk geldik. Sesleri içimizi serinletiyordu. Bu güzelim hayvanlar bu yıl İstanbul’da hem magazin konusu oldu, hem de mideye indirildi hatırlayacaksınız.

Neredeyse 10 yıl önce gelmiştim Veysel Karani’ye. Yol çalışmaları devam ediyordu. Bu gelişimde de çalışmaların tamamlanmadığını üzülerek müşahade ettim. Yollar bir iyi bir kötü bir çift şerit bir tek şerit oluyordu. Karadenize verilen hız gösterilen ihtimam bu bölgeye aktarılsa daha makbul olur. Zira; İran, Irak ve Ermenistan’a bu yolla ulaşılıyor. Sınır ticareti bu bölgeleri canlı tutar, iş kazandırır, zenginleştirir.

Sosyal medya bugünlerde çok konuşuluyor. Allah’ın lütfu bu ya. 26 yıllık üniversite arkadaşım Süleyman Tetikoğlu canlı yayınla Tatvan’da olduğunu paylaşmış. Beraber gezdiğim kardeşim Mesut’ta beni haberdar edince, arkadaşımı aramak şart olmuştu. Mesafe olarak 1 saatlik yol vardı. Daveti kırmadık gittik. İyiki de gitmişiz.

Bitlis çayının paralel eşliğinde ilerlerken doğanın envai rengine şahit oluyoruz. Burada ceviz, tereyağı, peynir çeşitleri ve tabi ki bal, en yüksek kalitede. Yol boyu her yeşil alanda arı kovanlarına denk geldik. Kamyon ve tırlarla samanlar ve yoncalar taşınıyordu. Hayvancılık buranın vazgeçilmezi. Tattığımız etler, İstanbul’daki tat ile kıyaslanamayacak kalitede idi.

Arkadaşım doğduğu köyü ve evi gösterdi ilkin. Nemrut Dağının eteklerinde hemen. Burası eskiden bir Ermeni köyü imiş. Eski adı ise Şemirân. Günümüzdeki adı Çekmece. Tevafuk bu ya, arkadaşım da İstanbul Küçük Çekmece’de yaşıyor. İsim deyip geçmeyin, hayatınıza müthiş bir rezonans, frekans, titreşim katar.
Çok enteresandır. Dün de twitter da paylaşmıştım.
Çekmece köyünde Ayasofya’nın mimarı tarafından burada da benzeri küçük bir kilise yapılmış, MS 500 yılında. 1500 yıldır dimdik duruyor. Şu anda cami olarak kullanılıyor, yan tarafına da minare yapılmış. Keşke hiç dokunulmasa, kilise olarak kalsa, köylü de kendine yeni bir cami yapsa, bizde bu tarihi anektodu, doya doya turizme sunsak, halkta maddi olarak istifade etse.

Tabi tüm bunları kim hesap edecek, ilin, ilçenin bölgenin mülki idare amirleri vali, kaymakam, asla ve kat’a tasvip etmediğim fakat atandıysa da onun düşünmesi gereken kayyum, belki garnizon komutanı ya da kanaat önderleri bu güzellikleri neden teşhir etmezler şaşarım. Ölü toprağımı serili üzerimize yoksa zevahiri kurtaran çalışma şekli daha mı kolay, takdiri size bırakıyorum.

Süleyman kardeşim, “güneş batmadan sizi Tatvan Krater Gölüne çıkarayım” dedi. Araçla ilerliyoruz. Yol berbat. Manzaraya ancak bir uçaktan kuşbakışı bakarsanız görebileceğiniz güzellikte. Bir yanınız krater gölü, bir yanınız Van gölü, Ahlat, Adilcevaz ve Malazgirt Meydan Muharebesinin yapıldığı alanlar. Paylaşılamayacak güzellikte. O yüzden cenkler cereyan etmiş tarihte. Belki de Vali bey, buradaki güzelliği kimse keşfetmesin diye yolu yaptırmıyordur. Dünya turizmine kazandırılsa, Marmara Denizi büyüklüğünde bir Van Gölünden bahsediyorum. Krater gölünün etrafında 5 göl daha var. Dağa tırmanırken teleferik görüyorum. Atıl vaziyette. Bir eksiklik daha. Vali beye selam ederim. Son bombayı söyleyeyim. Dünyanın en uzun kayak pisti burada. Nemrut Kayak Merkezi. Yerli yabancı turistlerin burayı doldurması gerekir.
Buralı hemşehrilerimin haricinde bilen var mıdır acaba? 3.kez Vali beye selam ederim.
Bu arada hava öyle bir serinliyor ki, hemen montu giyiyorum. Parmak arası terlikle. Üstü Kasımpaşa alt tarafı Şişhane misali…

Tatvan’a iniyoruz. Yemekten sonra Van gölünün etrafını turluyoruz. Suyu sodalı olduğundan çok lezzetli balık yetişiyormuş. Gölün alt tarafı ise, uranyum yatağı. Allah lütfetmiş bölgeye zenginlik yağdırmış.

Göl öyle büyük ki, köyler hariç dört yerleşim alanı var etrafında. Tatvan, Ahlat, Adilcevaz ve Van. Bir kaç eksiklik daha gözüme çarpıyor, Vali beye selamlarımla iletmiş olayım. Yerleşim yerleri arasında ve gölde tekne turları yapılabilir. Gölün etrafında ise sadece metrobüs benzeri araçlara imkan verecek gezi turları ya da tramway seferleri düzenlenebilir.

Velhasıl cennet gibi doğası olan bir bölgemizi daha anlatmaya çalıştım bir yol hikayesi olarak. İran’a 2 saatlik mesafe kalmıştı. Pasaportum yanımda olsa geçerdim herhalde. Koronadan alırlar mıydı bilemem. Maske bir var bir yok ağızlarda. Toplu bağışıklık kazandık mı bilinmez. Fakat bu doğa ve tabi bıçak gibi keskin suyu buranın insanını daha bir güçlü kıldığı kesin. Herkese şifa dilerim, iç turizmi de canlandırmak adına davetimi yineleyeyim. Doğu’ya gelin.

6.7.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir