İhraç Kamu Emekçileri

Açık Görüş’te bu kez,  dört yıl önce iktidar tarafından hukuksuzca işlerinden edilen İhraç kamu emekçilerinin, KHK’lıların, gündeme ilişkin yorumları sizlerle.

“Grup Yorum üyeleri Helin ve İbrahim,  haklı ve meşru talepleri için canlarını ortaya koydular. Talepleri için ısrarlı ve kararlı bir duruş ve örgütlü direniş sergilediler bu uğurda ölümsüzleştiler ve yaklaşık 1 yıl boyunca açlığı göze aldılar.

“Direnenler her zaman kazanamayabilir; ancak kazananlar her zaman direnenler olmuştur” sözünü ete kemiğe büründürdüler. Direnişçilerin taleplerini haklı ve meşru görmeleri bunun için ısrarlı ve kararlı, örgütlü bir direniş sergilemeleri -devletin direnişi tüm terörize etmesi marjinal ve radikalleştirmesine rağmen- taleplerin ve direnişin tüm toplumsal kesimler (sanatçı, aydın, siyasetçi, işçi, emekçi, öğrenci) tarafından sahiplenmesini sağladı.

Helin Bölek’in bu haklı talepler uğruna ölümsüzleşmesi ve ardından Mustafa Koçak’ın adil yargılanma talebi ile başlattığı ölüm orucunun, Mustafa’nın hayatını kaybetmesiyle sonlanması tüm toplumsal kesimlerin vicdanını yaraladı. Toplumsal kesimlerde yeteri kadar sahiplenmemenin vermiş olduğu ağır suçluluk ve bundan kaynaklı yaşanan travma, İbrahim Gökçek’in yaşaması için inanılmaz bir sahiplenmeyi getirdi ve aslında toplum, İbrahim’in şahsında bu suçluluktan ve utançtan kurtuldu, toplumsal vicdan, kendini az da olsa İbrahim’e verilen destekle rahatlattı.

Sonuç olarak, taleplerinin ne kadar meşru ve haklı olduğuna olan inancımız ve bu inançla gösterilen örgütlü direnç, mutlaka toplumsal karşılık buluyor ve hatta toplum gerektiği kadar sahiplenmediğinde inanılmaz bir suçluluk yaşıyor. Toplumsal karşılığı olan ve toplumsallaşan tüm talepler, mutlaka kazanımla bitmektedir.

*

Tüm eğitim sistemi gibi YKS’nin de yaz-boz tahtasına çevrilmesi, sınava girecek gençlerin YKS’nin tarihinin sürekli değiştirilmesine verdiği cevap ve buna karşı devletin en yetkili makamının cevap vermek zorunda kalması. Gençler bize; din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet, siyasal farklılık farkı gözetmeksizin kendi talebimize sahip çıktığımızda en yetkili makamların bile bizi dikkate almak zorunda kaldığını gösterdi. Gençler, talepleri için kendiliğinden, bir anda milyonlara ulaştı ve taleplerini dillendirdi. Belki de AKP tarihinde ilk defa bir toplumsal kesimin isteği bu kadar hızlı yanıtlanmak zorunda kaldı.

*

Her iki olayda da sosyal medyanın çok önemli bir araç olduğu bir kez daha görülmüş oldu.

*

Bizler 20 Temmuz sivil darbesi sonucu ilan edilen OHAL’in tanıdığı fırsatla yayınlanan KHK’lar eliyle bir bir gece yarısı haksız hukuksuz sorgusuz sualsiz ihraç edildik. Yaklaşık dört yıldır bu haksız hukuksuz uygulamalar ile baş başa kaldık. Sivil ölüm, ağaç kökü, intihar, cezaevi vb yaşamak ve yaşayanları izlemek zorunda bırakıldık. Biz KHK’lılar yüz binlerce İnsanız ailelerimizle birlikte milyonluk bir toplumsal kesim haline geldik. Ancak hala bize yaşatılan bu haksız hukuksuz uygulama karşısında Helin ve İbrahim’in yarattığı toplumsal duyarlılığı ve YKS’ye girecek gençlerin yarattığı kendiliğindende de olsa taleplerini dilendirme ve taleplerine sahip çıkmayı ve siyasal iktidara açıklama yapma zorunluluğunu neden yaratamadık.

4 yıldır bir avuç KHK’lı kendi talepleri için sokakta ya da başka yol ve yöntemlerle haksız hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye çalışıyor. İşimizi geri istiyoruz talebini, yaklaşık 140 bin ihraç kamu emekçisi olarak kendimiz bile sahiplenmedik. Kendi talebimizi sahiplenmedik; çünkü kendimizi ve talebimizi haklı ve meşru görmüyoruz. Devletin yasalarının izin verdiği oranda bile mücadele etmiyoruz. Büyük Usta Nazım Hikmet yaşadığı dönemde suskunluğu ile var olanı onaylayan halka,   “söylemeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu sende” diye sesleniyordu. Evet maalesef biz KHK’lılar da  aslında suskunluğumuzla, örgütsüzlüğümüzle, 4 yıldır yaşadıklarımızın sorumlusuyuz. Kurtuluşun ve başarının bizden ve bizim birlikte mücadelemizden geçtiğini hep göz ardı edip bize birilerinin yardım etmesini ve elimizden alınan hakları bir kurtarıcı ya da kahramanların geri vereceğini beklediğimiz için yaşadıklarımızın sorumlusu biraz da biziz.  Kendini haklı görmeyen ve kendi talepleri için mücadele etmeyenler;  toplumsal karşılık bulamayacak ve toplumsal vicdanı harekete geçiremeyecektir.

Kendi taleplerine sahip çıkmayan ve bu uğurda örgütlenip mücadele etmeyen hiç bir toplumsal kesim zaferi tadamayacaktır.

İhraç kamu emekçileri olarak

1. Kendi talebimizi haklı ve meşru görmeliyiz.

2. Taleplerimizi ısrarlı, kararlı bir duruşla mücadele ederek savunmalıyız.

3. Talebimiz etrafında din, dil, ırk, mezhep, siyasal farklılık farkı gözetmeksizin bir araya gelmeli ve örgütlü bir güç haline gelmeliyiz.

4. Bu örgütlü güçle bir strateji yol ve yöntem eşliğinde, uzun soluklu bir mücadele programı ve pratiği ortaya koymalıyız.

5. Talepleri uğruna direneni ve mücadele edeni, bu toplum mutlaka sarıp sarmalayacaktır.

6. Talepleri uğruna bir araya gelene ve örgütlü bir şekilde mücadele edene siyasal iktidar mutlaka yanıt vermek zorunda kalacaktır.

-İşimizi geri istiyoruz!

-Birleşe birleşe ve direne direne kazanacağız!

-Unutma! Sen yoksan 1 eksiğiz!

– Biz birlikte güçlüyüz!”

KHK’lılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir